<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673</id><updated>2012-01-18T16:38:14.036+02:00</updated><category term='Mini Okuma Listesi'/><category term='Samimi Gibiyim'/><category term='Tarihçi Gibiyim'/><category term='trabzonspor'/><category term='Müziksever Gibiyim'/><category term='kitap okur gibiyim'/><category term='Dizici Gibiyim'/><category term='Sinemacı Gibiyim'/><category term='Atatürk'/><category term='Oyuncu Gibiyim'/><title type='text'>Yazmak Bir Oyun</title><subtitle type='html'>yazmak dediğimiz şey en güzel ve ciddi oyundur aslında!</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>78</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4404841660103483843</id><published>2011-05-28T10:28:00.008+03:00</published><updated>2011-05-28T10:51:17.277+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>Batmayacak Olan Güneş</title><content type='html'>Önsöz, giriş falan yok direk konuya gireceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sezon ki engellenen şampiyonluk yolunda takım tarihinin en yüksek  sezon sonu puanı olan 82'yi egale etmemizdeki tek faktör Şenol  Güneş'tir. Geçen sene resmen dökülen bir takımı alıp aynı sene iki kupa  birden kazandırmış. fenevi şampiyonluktan etmiştir. Lakin bu sene o  başarının acısı, malum lobiler tarafından çıkarılmıştır. Şampiyonluk  elimizden alınmıştır. Şampiyon ilan edilenlerin şampiyonluğu ise kendilerinden başka hiç kimse tarafından itibar görmemiştir. Neyse neyse! Konumuza yakışır şeyler konuşmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şimdilerde as takımın  iskeletini oluşturan adamlar bir bir gidiyor diye bir telaş var  camiada. Gereksiz bir telaş. Çünkü "yalnızca Avrupa'ya gidersem  ayrılırım" ve "Trabzon'da ailem ve ben çok mutluyuz. başka yerde  oynamam" diyenlerin İstanbul'a kaçtığı şu günlerde taraftar kendini  yüzüstü bırakılmış hissediyor. İlk bakışta haklı bir hissiyat gibi  görünebilir. Lakin ki öyle değildir.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HYrU6ZGU9iI/TeCoZ9uMCJI/AAAAAAAABB8/kE9lEQGP3oQ/s1600/selametle.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 148px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-HYrU6ZGU9iI/TeCoZ9uMCJI/AAAAAAAABB8/kE9lEQGP3oQ/s200/selametle.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611670299722123410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Unutmayınız! Bu  sene fırtına koparan takımın flaş adamlarını yoktan var eden Şenol  Güneş'tir. Bir hayalet gibi ortalarda dolanan orta saha oyuncusunu milli  takımın vazgeçilmezi yapan, kazma, kemik kıran, kasap gibi lakaplar  yakıştırılan bir defans oyuncusunun milli takıma ilk kez seçilmesini  sağlayan, "artık adam olmaz" diye gözden çıkarılan bir forvete kariyer  rekorunu kırdıran ve milli takıma kazandıran, vasatı geçemeyen  oyunculardan en iyi topu oynayan takımı kuran kimdir?&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkesin  başarı uğrunda çirkefleştiği, köpekleştiği bir ortamda ahlakından, spor  anlayışından, adamlığından ödün vermeyen, geldiği yeri, özünü asla  unutmayan, mütevaziliği, kişiliğinin en temel parçalarından biri yapan,  kaybedilen maçtan sonra dahi başımızın dik durmasını ve kazanılan maçın  alınteriyle kazanıldığını bilmenin verdiği gönül rahatlığıyla keyif  sürememizi sağlayan kimdir?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şenol Güneş'tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-uTvytwlu0C8/TeCoeRmXN8I/AAAAAAAABCE/GlEMEX9WGPU/s1600/%25C5%259Fenolg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 160px; height: 196px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-uTvytwlu0C8/TeCoeRmXN8I/AAAAAAAABCE/GlEMEX9WGPU/s200/%25C5%259Fenolg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611670373777487810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi o kendi iskeletini, kendi takımını kuruyor. O yüzden bekleyin diyorum. Şu an karanlık bir şafak öncesidir. Lakin en karanlık zaman güneş doğmadan hemen önceki andır. Bekleyin. Güneş yine ve her zamankinden daha aydınlık doğacak. Ama bu sefer; önceden Güneş'i gölgeleyenler eriyip gidecekler. Bu sefer tüm şerefsizlikleri, çirkeflikleri, ahlaksızlıkları, karaktersizlikleri de yenecek bu Güneş. Herşeye rağmen alınterinin zaferini bu sefer kanıtlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yalnızca bir futbol meselesi değildir artık. Bu bir hak, hukuk, emek ve karakter meselesidir. Bir oyun dahi bu derece şerefsizliklerin elinde dönüyor ise varın memleketin geri kalan işlerinin ne hale geldiğini ve gelebileceğini siz düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü olanın, maddiyatın değil, haklı olanın ve emek verenin kazandığı platformlar için Şenol Güneş gibi insanlara kulak vermeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Şenol Güneş'in bir demecinden alıntı sunmak istyorum. Malum takımın taraftarı bu yazdıklarımdan hiçbir şey anlamayacak ve kendi kör fanatizmliklerinde boğulmaya devam edeceklerdir. Ama lütfen geri kalan çoğunluk artık birşeylerin farkına varsın!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qc2EIW0BwHo/TeCoz8lgMAI/AAAAAAAABCM/Pl5tKU9y5hk/s1600/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 139px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qc2EIW0BwHo/TeCoz8lgMAI/AAAAAAAABCM/Pl5tKU9y5hk/s200/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611670746093858818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;''Entelektüellik bakımından düşünürsek bilgi toplumu değiliz. Sadece   yönetilen, kandırılan bir toplumuz. Bu toplumu ben terbiye edemem, yön   veremem.  Sadece fikirlerimi paylaşırım, dertlerimi anlatırım. Beni   eleştirebilir övebilirler, hiçbiri beni ilgilendirmez. Benim   verebileceklerim kendi takımımadır ama toplum adına o misyonumu   kullanmak istedim. Düzgün olarak işimi yapmaya çalıştım. Ülkemin bana   ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. Benden çok daha iyi bu işi bilenler,   bu işi becerebilir. Şu andan itibaren saha dışında olmak  istemiyorum,   saha içinde olmak istiyorum. Saha dışına çekmek isteyenlere alet  olmamak  adına uğraştım. Ama bu maçı biz kaybettikten sonra onlar yarışı  burada  kestiler, yine yapacaklar bunu. Yapsınlar, ben hep saha içinde   kalacağım.''&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ŞENOL GÜNEŞ&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4404841660103483843?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4404841660103483843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4404841660103483843' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4404841660103483843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4404841660103483843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/batmayacak-olan-gunes.html' title='Batmayacak Olan Güneş'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-HYrU6ZGU9iI/TeCoZ9uMCJI/AAAAAAAABB8/kE9lEQGP3oQ/s72-c/selametle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5921338458342400155</id><published>2011-05-26T08:56:00.015+03:00</published><updated>2011-05-26T10:46:26.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No:6 - Tarih - Türk Tarihi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-L3iLosudo6w/Td3sHwq5jhI/AAAAAAAABAs/1eTegAWN3uI/s1600/nutuk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-L3iLosudo6w/Td3sHwq5jhI/AAAAAAAABAs/1eTegAWN3uI/s200/nutuk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610900328841580050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Nutuk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mustafa Kemal Atatürk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türk Tarihi'nin en büyük dönüm noktalarından biri olan Kurtuluş Savaşı'nı Atatürk'ün bakış açısından okumak için... Evet ideolojik bir bakış açısıyla tarih yazılmaz fakat Atatürk de zaten Nutuk'ta tarih yazmamıştır. Olayları kendi bakış açısından anlatmıştır. Her Türk evladı mutlaka bu bakış açısını anlamalı!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HJ7qN4NCoYc/Td3vLJhz_JI/AAAAAAAABA0/BXBoK2IDNSc/s1600/kutsal%2Bisyan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 139px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-HJ7qN4NCoYc/Td3vLJhz_JI/AAAAAAAABA0/BXBoK2IDNSc/s200/kutsal%2Bisyan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610903685588843666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Kutsal İsyan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hasan İzzettin Dinamo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tekin Yayınevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mütarake dönemi ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir çok kaynaktaki ortak bilgilerin izlerini gördüğüm bu romansı tarih kitabı Kurtuluş Savaşı'nın tek kahramının Atatürk olduğu yanılgısını rahatlıkla iyileştirebilecek bir eser. 5 ciltlik bu dev eserde adım adım Kurtuluş Savaşı ve öncesinin tüm kahramanlarının yaşadıklarını bulabilirsiniz.  Başrolde Mustafa Kemal olmak üzere, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Enver Paşa gibi en önemli isimlerin yanında Topal Osman ve Osman Nevres gibi simge isimlerin de yaşadıkları ayrıntısıyla anlatılıyor. Savaş sonrası dönemi anlatan 4 ciltlik Kutsal Barış ile de bütünlük içerisindeki eser mutlaka okunmalı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hMoij2W3T08/Td31SnDKLFI/AAAAAAAABBE/3-iesPp20E0/s1600/T%25C3%25BCrk%2BD%25C3%25BCnyas%25C4%25B1%2BEl%2BKitab%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-hMoij2W3T08/Td31SnDKLFI/AAAAAAAABBE/3-iesPp20E0/s200/T%25C3%25BCrk%2BD%25C3%25BCnyas%25C4%25B1%2BEl%2BKitab%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610910410842188882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türk Dünyası El Kitabı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2 ciltlik bu güzide eserde bir çok büyük tarihçinin belirli konular hakkındaki makaleleri bir aradadır. Baştan sona okunduğunda bütünlük de arzeden makaleler kafanızda bir Türk Tarihi konsepti oluşturacaktır. Korkulacağı gibi akademik bir dil yerine daha okuyucu dostu bir dil mevcuttur. Telaş yok, sindire sindire okuyunuz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-oYuEMkuvm4E/Td31xuyi4eI/AAAAAAAABBM/lKxHExHllM0/s1600/turk-kulturunun-ana-hatlari.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 130px; height: 191px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-oYuEMkuvm4E/Td31xuyi4eI/AAAAAAAABBM/lKxHExHllM0/s200/turk-kulturunun-ana-hatlari.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610910945495933410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Türk Kültürünün Ana Hatları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saadettin Gömeç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Akçağ Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ankara Üniversitesi TDCF'deki çok kıymetli hocam Saadettin Gömeç'in bu adıyla müsemma eseri Türk Kültürü'nün özünü anlatması bakımından çok mühimdir. Okuyucuyu her sayfasında yoğun bilgi bombardımanına tutması belki bir handikap olabilir. Ama sabırlı ve araştırmayı seven bir okuyucu için bu kitap çok büyük bir yol göstericidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-08gIu0_UmUU/Td33bHb91RI/AAAAAAAABBc/yLLHBslsuag/s1600/turk-cihan-hakimiyeti-mefkuresi-tarihi.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 134px; height: 207px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-08gIu0_UmUU/Td33bHb91RI/AAAAAAAABBc/yLLHBslsuag/s200/turk-cihan-hakimiyeti-mefkuresi-tarihi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610912755998381330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Osman Turan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ötüken Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tamamen ideolojik bir bakış açısıyla yazılmış bir şekilde  Türk tarihinin hem kültürel hem de siyasi en mühim noktalarının yorumunu bulabileceğiniz bu kitap, kendi tarihinin efsanesine aşık bir tarihçinin ne derece şevkle başka bir efsane yaratabileceğinin en büyük göstergesidir. Mehmet Altay Köymen de bir önsöz ile esere katkıda bulunmuştur. Önsözde aynı dönem tarihçilerin ideolojisini de yalın bir şekilde okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-c9xDljxik6E/Td39RWLXfmI/AAAAAAAABBk/yFtaIrXp3nU/s1600/turk-kultur-tarihine-giris-7-CILT%2B.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-c9xDljxik6E/Td39RWLXfmI/AAAAAAAABBk/yFtaIrXp3nU/s200/turk-kultur-tarihine-giris-7-CILT%2B.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610919185226366562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türk Kültür Tarihine Giriş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bahaeddin Ögel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kültür Bakanlığı - Kültür Serisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oturup baştan sona okunacak bir eserden ziyade, lazım geldiğinde başvurulacak güzide bir kaynak olan Türk Kültür Tarihine Giriş, yine DTCF'nin büyük akademisyenlerinden Bahaeddin Ögel'in çok önemli bir çalışmasıdır. Her tarih severin de kütüphanesinde bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iPKAaUXmhso/Td3-esELnbI/AAAAAAAABBs/fM4XzzSLfJ0/s1600/T%25C3%25BCrk%2Bmitolojisi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 152px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-iPKAaUXmhso/Td3-esELnbI/AAAAAAAABBs/fM4XzzSLfJ0/s200/T%25C3%25BCrk%2Bmitolojisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610920513951735218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türk Mitolojisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bahaeddin Ögel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türk Tarih Kurumu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batının ve Uzak Doğu'nun mitolojilerinden kırıntılar görüp hayıflananların hiçbirinin Türk Mitolojisi hakkında bir bilgisi yoktur. Aksi halde hayıflanmazlardı. Popüler ürünlere hiç malzeme olmadığı ve hep yoksayıldığı için Türk Mitolojisi Türkler tarafından bilinmez. Halbu ki bu kadar zengin bir kültürün de zengin bir mitolojisi olması kaçınılmazdır. Birbirinden renkli karakterler ve egzotik hikayelerle dolu mitolojimiz kendi tarihimizi okumamız ve kimliğimizi anlamamız açısından da önemli fikirler vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5921338458342400155?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5921338458342400155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5921338458342400155' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5921338458342400155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5921338458342400155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no6-tarih-turk.html' title='Mini Okuma Listesi No:6 - Tarih - Türk Tarihi'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-L3iLosudo6w/Td3sHwq5jhI/AAAAAAAABAs/1eTegAWN3uI/s72-c/nutuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-6945857347811481058</id><published>2011-05-23T10:50:00.011+03:00</published><updated>2011-05-23T17:10:53.294+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No:5 - Bilimkurgu Edebiyatına Başlangıç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-mSJZNMEXTF8/TdoW07ryyTI/AAAAAAAAA_k/LugLD3hJ9hw/s1600/d%25C3%25BCnyan%25C4%25B1n%2Bmerkezine%2Bseyahat.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 114px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-mSJZNMEXTF8/TdoW07ryyTI/AAAAAAAAA_k/LugLD3hJ9hw/s200/d%25C3%25BCnyan%25C4%25B1n%2Bmerkezine%2Bseyahat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609821384473758002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dünyanın Merkezine Seyahat&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jules Verne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilimin ilgilendiği hemen hemen her platformda muhteşem maceralar yaratan Jules Verne, bilimkurguya giriş için her zaman en iyi seçenektir gözümde. Özellikle Dünyanın Merkezine Seyahat, "toprak içinde ne çeşit bir macera yaşanabilir ki?" şeklinde düşünenlere tokat gibi bir cevap. Bu kitap ayrıca Jules Verne kitapları için de en iyi başlangıç. Başarılı beyazperde uyarlaması mevcut değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wZuXpAnk93s/TdoXkix4MeI/AAAAAAAAA_s/OReEMPVIlRs/s1600/d%25C3%25BCnyalar%2Bsava%25C5%259F%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 117px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-wZuXpAnk93s/TdoXkix4MeI/AAAAAAAAA_s/OReEMPVIlRs/s200/d%25C3%25BCnyalar%2Bsava%25C5%259F%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609822202422112738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Dünyalar Savaşı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;H. G. Wells&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zamanında Orson Welles tarafındanbir radyo oyununda kullanarak milleti sokağa döktüğü konseptin kaynağı olan bu roman, karakter gelişimi, modern dünyanın henüz oluşmadığı bir zamanda yaratabildiği bilimkurgu atmosferi ve süprizlere gebe ilerleyişi ile tam bir klasiktir. H.G. Wells romanları için de iyi bir başlangıç. 1953 yapımı beyazperde uyarlaması kitaba sağdık ve başarılıdır. Lakin 2005 uyarlaması ise tam bir faciadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-W-TU-p1iWpY/TdoY6r176VI/AAAAAAAAA_0/rl4Wcr4u2ME/s1600/frankenstein.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-W-TU-p1iWpY/TdoY6r176VI/AAAAAAAAA_0/rl4Wcr4u2ME/s200/frankenstein.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609823682323802450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Frankenstein&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marry Shelly&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genel kanının aksine bir kadının elinden çıkma bu roman, bilimkurgu ve gotiğin mükemmel harmanıdır. Zamanının tüm bilimsel düşünüş handikaplarının da güzel bir eleştirisini barındıran kitap, "insan nedir?" sorusunun cevabını arayan ilk bilim kurgu romanıdır. 1994 yapımı beyazperde uyarlaması en başarılı olan uyarlamadır. Robert De Niro'yu görünce şaşırmayın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-v2kScLBnTwc/TdobDNmqp_I/AAAAAAAABAE/ZELh5xTJmqo/s1600/ben%2Befsane.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 119px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-v2kScLBnTwc/TdobDNmqp_I/AAAAAAAABAE/ZELh5xTJmqo/s200/ben%2Befsane.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609826027848771570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Ben, Efsane&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Richard Matheson &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tek bir kişinin üzerine kurulu bir roman nasıl olur da akıcı yazılabilir?" sorusuna şahane bir cevap. Vampir mitini bilimkurgu penceresinden inceleyen ilk romanlardan. Belki de ilki bu konuda araştırma yapmadım. Ama sanırsam ilki. Gerçek yalnızlığın, vücut bulmuş halidir bu roman. Mutlaka okunmalıdır. 1964 yapımı Vincent Price'ın başrolde oynadığı beyazperde uyarlaması haricinde de izlenmeyi gerektirecek bir uyarlaması yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WLNxs4VzQAQ/Tdocepqe7YI/AAAAAAAABAM/zjnlub6Ibyw/s1600/%25C4%25B0%25C5%259Fte%2BO%2BAdam.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 120px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WLNxs4VzQAQ/Tdocepqe7YI/AAAAAAAABAM/zjnlub6Ibyw/s200/%25C4%25B0%25C5%259Fte%2BO%2BAdam.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609827598749068674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Michael Moorcock&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İşte O Adam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Phoenix Yayınevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Din ve bilimkurgunun muhteşem harmanı... (bu listede de amma harman var) Okuyanı Şok eden bir son. Nebula ödüllü bu güzide eser çok iyi bir çevirmen olan arkadaşım Kadir Yiğit Us tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştır ve Türkçe baskısına özel bir yazar önsözünü de içermektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-6945857347811481058?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/6945857347811481058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=6945857347811481058' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6945857347811481058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6945857347811481058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no5-bilimkurgu.html' title='Mini Okuma Listesi No:5 - Bilimkurgu Edebiyatına Başlangıç'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-mSJZNMEXTF8/TdoW07ryyTI/AAAAAAAAA_k/LugLD3hJ9hw/s72-c/d%25C3%25BCnyan%25C4%25B1n%2Bmerkezine%2Bseyahat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2804374699698047742</id><published>2011-05-16T08:49:00.012+03:00</published><updated>2011-05-16T19:37:45.563+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No: 4 - Fantastik Edebiyat'a Başlangıç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ztobol48R78/TdC7prF4EOI/AAAAAAAAA-8/E4vtVdfjDTI/s1600/z%25C3%25BClfikar%2527%25C4%25B1n%2Bh%25C3%25BCkm%25C3%25BC.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ztobol48R78/TdC7prF4EOI/AAAAAAAAA-8/E4vtVdfjDTI/s200/z%25C3%25BClfikar%2527%25C4%25B1n%2Bh%25C3%25BCkm%25C3%25BC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607187860692668642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zülfikar'ın Hükmü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saygın Ersin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kara Kutu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türk - İslam kültürü motiflerinin Avrupa mitleri ile çarpışması üzerine kurulu öykü aynı zamanda modern zamanda geçiyor. Böylece okuyucu kitap boyunca kopmuyor. Daha önce fantastik edebiyat okumamış kimseler yalın dili, abartıya kaçmayan aksiyonu, efsun dozu yerinde karakterleri ile Türk edebiyatında okunası olabilen bir kaç kitaptan biri olan Zülfikar'ın Hükmü iyi bir başlangıç.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yWFVBv89SQA/TdDBMJeRmvI/AAAAAAAAA_E/intNQXrC8ig/s1600/puslu-kitalar-atlasi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-yWFVBv89SQA/TdDBMJeRmvI/AAAAAAAAA_E/intNQXrC8ig/s200/puslu-kitalar-atlasi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607193950521760498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Puslu Kıtalar Atlası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İhsan Oktay Anar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İletişim Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eski Türkçe kokan dili, Osmanlı Tarihi ile örülü dokusu, felsefi altyapıya sahip metni ve birbirinden renkli karakterleri ile Türk edebiyat tarihinde yazılagelmiş en iyi tarihi-kurgusal-fantastik roman. Ölmeden okunması gereken en önemli kitaplardan. Ve hayır abartmıyorum!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--C_eiuQm6_8/TdDCn97iZ3I/AAAAAAAAA_M/XsSrsVH82cw/s1600/harry%2Bpotter%2Bserisi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 177px;" src="http://4.bp.blogspot.com/--C_eiuQm6_8/TdDCn97iZ3I/AAAAAAAAA_M/XsSrsVH82cw/s200/harry%2Bpotter%2Bserisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607195527971235698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:180%;"&gt;Harry Potter Serisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J. K. Rowling&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yapı Kredi Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocuklar ve gençler için kitap okuma alışkanlığı kazanmadaki en büyük yardımcı. Yaş kompleksine girmeden okurken eğlenmek isteyen yetişkinler için bir kaçamak. Piyasa kitabı olması değerinden bir şey kaybettirmiyor. Başarılı kurgusu ve derinlikli karakterleri olan bu güzel seriyi mutlaka okuyun. Filmlerini ise mümkünse izlemeyin. Ama içimden bir ses çok geç diyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZFq2tRUjib4/TdFQvA9YiaI/AAAAAAAAA_c/4qsn2lsJVh8/s1600/hobbit.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 143px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZFq2tRUjib4/TdFQvA9YiaI/AAAAAAAAA_c/4qsn2lsJVh8/s200/hobbit.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607351779694512546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hobbit&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J. R. R. Tolkien&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İthaki Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüzüklerin Efendisi'ni okumadan önce Orta Dünya ile bir ön tanışma olan bu kitapta; yine Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki bir çok esaslı karakterle burada tanışmanız mümkün. Bu kitaptan sonra Tolkien dünyasını okumak artık çok daha kolay olacak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2804374699698047742?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2804374699698047742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2804374699698047742' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2804374699698047742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2804374699698047742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no3-fantastik.html' title='Mini Okuma Listesi No: 4 - Fantastik Edebiyat&apos;a Başlangıç'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ztobol48R78/TdC7prF4EOI/AAAAAAAAA-8/E4vtVdfjDTI/s72-c/z%25C3%25BClfikar%2527%25C4%25B1n%2Bh%25C3%25BCkm%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2522187651770908508</id><published>2011-05-15T09:32:00.009+03:00</published><updated>2011-05-15T10:14:33.631+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No:3 - Bilim</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HriAQA6wEmk/Tc91NLaNzSI/AAAAAAAAA-M/88hNP0KpTNI/s1600/karanl%25C4%25B1k%2Bbir%2Bd%25C3%25BCnyada%2Bbilimin%2Bmum%2B%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 131px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-HriAQA6wEmk/Tc91NLaNzSI/AAAAAAAAA-M/88hNP0KpTNI/s200/karanl%25C4%25B1k%2Bbir%2Bd%25C3%25BCnyada%2Bbilimin%2Bmum%2B%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606828930361052450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Carl Sagan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tübitak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilimsel düşüncenin insanlık için ne derece gerekli olduğu, buna karşıt hurafeye ve dogmalara dayalı düşünce sisteminin ne derece yıkıcı olabileceğinin anlatıldığı bu başucu kitabı genellikle UFO olgusu üzerinden bu mesajları veriyor. Carl Sagan'ın bir astronom olduğunu düşünürsek bu gayet doğal bir durum. Her insan evladının kesinlikle okuyup üzerine düşünmesi gereken bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3a4ZdkD2xhc/Tc92os3g0fI/AAAAAAAAA-c/oPyCfJGt1-s/s1600/t%25C3%25BCrlerin%2Bk%25C3%25B6keni.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-3a4ZdkD2xhc/Tc92os3g0fI/AAAAAAAAA-c/oPyCfJGt1-s/s200/t%25C3%25BCrlerin%2Bk%25C3%25B6keni.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606830502710399474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Türlerin Kökeni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Charles Darwin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Alter Yayıncılık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eleştirmek veya katılmak için öncelikle bir bilgi sahibi olmak gerek. Darwin'in doğumunun 200, Türlerin Kökeni'nin yayınlanışının 150. yılında ülkemizdeki tüm kanalları işgal eden bir tartışmanın ana dayanağı olan bu kitabı okumadan ölümüne savunan ya da ölümüne karşı çıkan bir çok insan gördüm. Önce okuyun, sonra kendi idrakinizle şöyle bir akıl ve kalp süzgecinden geçirin. Yetmedi bu kitap üzerine başka kitaplar okuyun. Üzerine düşünün, sindirin. Hemen celallenmeyin derim. Hakikate giden yol dikenli tellerle örülü!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KYMtVuVf2AU/Tc94UaGWDHI/AAAAAAAAA-k/Drja1UOug88/s1600/asimov%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1kl%25C4%25B1yor.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-KYMtVuVf2AU/Tc94UaGWDHI/AAAAAAAAA-k/Drja1UOug88/s200/asimov%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1kl%25C4%25B1yor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606832353098206322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Isaac Asimov Açıklıyor - 100 Soru 100 Yanıt&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Isaac Asimov&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bilim ve Sanat Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim hakkında merak edilen birçok icat, gelişme ve temel prensip hakkında sorulabilecek sorulara yalın bir dille açıklama getiren Asimov'un, yaşasaydı ellerinden öpmeye giderdim.&lt;br /&gt;Ayrıca bu kitabı da bulamazsınız kolay kolay ben sahafta takılırken bulmuştum. Benim ki de artislik işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bxlma429Lgo/Tc964I16XpI/AAAAAAAAA-0/u39Eb1CXSjw/s1600/d%25C3%25BCnyay%25C4%25B1%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Ftiren%2Bbe%25C5%259F%2Bdenklem.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-bxlma429Lgo/Tc964I16XpI/AAAAAAAAA-0/u39Eb1CXSjw/s200/d%25C3%25BCnyay%25C4%25B1%2Bde%25C4%259Fi%25C5%259Ftiren%2Bbe%25C5%259F%2Bdenklem.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606835165964426898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Dünyayı Değiştiren Beş Denklem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Guillen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tübitak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayatımız teknoloji ile sarılı. Teknolojinin kökeni ise hepimizin bildiği gibi bilim. Bilim ise denklemler, teoriler, hipotezler üzerine inşaa edilir. İşte bu kitap hayatımızı kökten değiştiren 5 denklemin öyküsünü anlatıyor. Yere düşen ilk elmadan ilk atom bombasına giden süreci, bu süreçte başrolde olan bilim adamlarının portreleriyle birlikta okumak için...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2522187651770908508?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2522187651770908508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2522187651770908508' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2522187651770908508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2522187651770908508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no3-bilim.html' title='Mini Okuma Listesi No:3 - Bilim'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-HriAQA6wEmk/Tc91NLaNzSI/AAAAAAAAA-M/88hNP0KpTNI/s72-c/karanl%25C4%25B1k%2Bbir%2Bd%25C3%25BCnyada%2Bbilimin%2Bmum%2B%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5107728670915610343</id><published>2011-05-11T21:33:00.004+03:00</published><updated>2011-05-14T09:22:41.919+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>Game of Thrones</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0zyQSTE5Xrs/Tc4dnkLV13I/AAAAAAAAA90/W6imkiCpmn8/s1600/game_of_thrones-official_poster.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 135px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0zyQSTE5Xrs/Tc4dnkLV13I/AAAAAAAAA90/W6imkiCpmn8/s200/game_of_thrones-official_poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606451151686195058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;George R.R. Martin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;'in &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;A song Of Ice and Fire&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; adlı serisinden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;HBO &lt;/span&gt;tarafından ilk kitabn adı da olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Game of Thrones &lt;/span&gt;diye şahane bir dizi  geziyor bu aralar herkesin bilgisayarında. İlk duyduğumda nedir ne değildir diye şöyle bir google search ettiğimde bir kaç önbilgi edindim. Dizinin promosunu izlediğimde ise hastası oldum. İlk 4 bölümü yayınlandı ve resmen bayıla bayıla izledik. İktidar ve güç hırsı dizinin başrolünde. Karanlık karakterler üzerine kurulu olan seride her karakter herşeyi yapabilir gibi duruyor. Süregelen bir tekinsizlik hakim. Ortaçağ atmosferindeki öyküde her bölüm sonu büyük bir doyuma ulaşmanın yanı sıra sonraki bölümlere dair büyük bir açlık da hissediyorsunuz. İşte bu çelişki de insanı diziye bağlıyor. "Daha nice diyarlar, nice olaylar ve nice karakterler göreceğim" diye düşünüyor insan. Öyle de olacak!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9Wi9qo4MsFw/Tc4dNBYIMKI/AAAAAAAAA9s/OKBgpdVCcRc/s1600/Song%2Bof%2BFire%2Band%2BIce.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-9Wi9qo4MsFw/Tc4dNBYIMKI/AAAAAAAAA9s/OKBgpdVCcRc/s200/Song%2Bof%2BFire%2Band%2BIce.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606450695667986594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şunu söylemeliyim ki ömrümde ilk defa dizi veya film uyarlamasını önceden gördüğüm bir kitabı okuma ihtiyacı hissetmiyorum. Çünkü dizi çok doyurucu. Herşeyiyle kendi başına çok başarılı. Zaten okunacak onca şey varken bir de bu seriye sardırmak akıl karı olmazdı. Okumak isteyenler ise Arka bahçe yayıncılıktan kitabın ilk cilk cildini alabilirler. Ama o da iki kitap halinde çevrilmiş. Para kazanma hırsı nelere kadir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yazar Martin son cildi hala bitirmedi. Yıllardır okuyucularını süründürüyor. Bunun sebebi üstüne çok spekülasyon var ama bence adam keyfine göre davranıyor sadece o kadar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Neyse efendim izlemeyenler varsa acilen 720p den aşağı görüntü kalitesinde olmamak şartıyla izlesinler. Büyük bütçeli bir filmden aşağı kalır yanı olmayan yapım çalışması, şahane oyuncu kadrosu ve izleyeni kitleyen senaryosu ile son zamanların en iyi dizisi budur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5107728670915610343?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5107728670915610343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5107728670915610343' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5107728670915610343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5107728670915610343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/game-of-thrones.html' title='Game of Thrones'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-0zyQSTE5Xrs/Tc4dnkLV13I/AAAAAAAAA90/W6imkiCpmn8/s72-c/game_of_thrones-official_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1256052915341949994</id><published>2011-05-09T08:18:00.010+03:00</published><updated>2011-05-15T10:12:45.322+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No:2 - Felsefeye Giriş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-jh8UQHsWJeI/TceTDK5nE-I/AAAAAAAAA80/m-IzfSseKr0/s1600/felsefeye%2Bba%25C5%259Flang%25C4%25B1%25C3%25A7.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-jh8UQHsWJeI/TceTDK5nE-I/AAAAAAAAA80/m-IzfSseKr0/s200/felsefeye%2Bba%25C5%259Flang%25C4%25B1%25C3%25A7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604609943960753122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Felsefeye Başlangıç - Bilgi, Dış Alem, Ahlak ve Hürriyet Meseleleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;M. Emin Erişirgil&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Milli Eğitim Basımevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitabı bulmanız çok zor. Sırf artisliğine koydum buraya. Hatta kapağını da ben tarattım. Nette kapağını da bulmanız çok düşük ihtimal. Klasik bir felsefeye giriş kitabı. Hem de devlet eliyle basılmış. 1950 basımı. O yüzden dili de öyle pek eski değil. Rahat okunabilir. Tabi bulabilirseniz!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6xzkb-2hJYs/TceUfAQMoYI/AAAAAAAAA88/5Jio2QM3vQU/s1600/felsefeye%2B%25C3%25A7a%25C4%259Fr%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 131px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6xzkb-2hJYs/TceUfAQMoYI/AAAAAAAAA88/5Jio2QM3vQU/s200/felsefeye%2B%25C3%25A7a%25C4%259Fr%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604611521650663810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Felsefeye Çağrı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aristoteles&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İsveçli bir Aristoteles uzmanı olan Ingemar Düring'in Aristoteles'in fragmanlarından derlediği bu küçücük kitap, gündelik dilde sıklıkla kullandığımız bazı kavramların felsefi düşüncedeki yeri bağlamında sorgulamalarını içeriyor. Okunması kolay, sindirmesi kolay. Felsefe kavramlarına yönelik iyi bir başlangıç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-El0CxNi4mL0/TceUqQbY8JI/AAAAAAAAA9E/d7uGMk3vSus/s1600/felsefece%2Bd%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCnmenin%2Byollar%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 136px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-El0CxNi4mL0/TceUqQbY8JI/AAAAAAAAA9E/d7uGMk3vSus/s200/felsefece%2Bd%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCnmenin%2Byollar%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604611714971136146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Felsefece Düşünmenin Yolları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J.M. Bochenski&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bilim Sanat Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok sevdiğim ve üniversitede birçoğunda olduğu gibi kıymetini bilemediğim hocam Kurtuluş Dinçer'in akıcı çevirisi ile okuyucuya sunulan bu kitap, Bochenski'nin bir radyoda yaptığı 10 konuşmanın derlenmesidir. Tahmin edebileceğiniz gibi sohbet havası taşıyan bu metin yine felsefe yaparken kullanılan temel kavramlar üzerine okuyucuyu (dinleyiciyi) düşünmeye sevkeden bir temel üzerine kurulu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-KN_9FDjkBcw/TceU0HuZccI/AAAAAAAAA9M/sfDICmuqm-M/s1600/felsefi%2Bsoylem%2Bnedir.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-KN_9FDjkBcw/TceU0HuZccI/AAAAAAAAA9M/sfDICmuqm-M/s200/felsefi%2Bsoylem%2Bnedir.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604611884433633730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Felsefi Söylem Nedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Betül Çotuksöken&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnkılap Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye'deki akademik felsefe çalışmalarının en önemli isimlerinden ve ayrıca ortaçağ felsefesi uzmanı Betül Çotuksöken, felsefeye ontolojik bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Felsefede en çok kullanılan şey olan 'kavram'ı ele alarak başlıyo kitabına. Dikkat ederseniz ben de 'şey' dedim çünkü, felsefe yaparken kullanılan en temel &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şey&lt;/span&gt; 'kavram'dır. Onu tanımlamadan, onu kullanmayı bilmeden, onunla düşünmeden felsefe yapılamaz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0z3LhrFQaj4/TceU8T-cKvI/AAAAAAAAA9U/Za2IenRFYZk/s1600/felsefeye%2Bgiri%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 132px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0z3LhrFQaj4/TceU8T-cKvI/AAAAAAAAA9U/Za2IenRFYZk/s200/felsefeye%2Bgiri%25C5%259F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604612025161100018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Felsefeye Giriş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Takiyettin Mengüşoğlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Remzi Kitabevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önceki okumaları sırasıyla yaptıktan sonra artık felsefenin diğer bilimlerle olan ilişkisine geçebilirsiniz. Bu bağlamda felsefenin diğer bilimlere etkisi, kendisinin nasıl etkilendiği ve bunun ortaya çıkardığı sentez üzerine, akıcı ve kafa karıştırmayan bir başlangıç yapabilirsiniz. Takiyettin Mengüşoğlu bu kitabı bunun için yazmış sanki.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8JuIhKrBaVM/TceWe8-u1VI/AAAAAAAAA9c/zdk__8U5ZRQ/s1600/gen%25C3%25A7ler%2Bi%25C3%25A7in%2Bbat%25C4%25B1%2Bfelsefesi%2Btarihi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-8JuIhKrBaVM/TceWe8-u1VI/AAAAAAAAA9c/zdk__8U5ZRQ/s200/gen%25C3%25A7ler%2Bi%25C3%25A7in%2Bbat%25C4%25B1%2Bfelsefesi%2Btarihi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604613719795357010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Luc Ferry&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gençler İçin Batı Felsefesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İş Bankası Kültür Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Felsefede kullanılan kavramların temel dinamiklerine giriş yaptıktan ve felsefenin diğer bilimlerle olan ilişkilerine şöyle bir göz gezdirdikten sonra artık felsefe tarihine bulaşmaya başlayabilirsiniz. Bunun için de en mantıklı yol batı felsefesiyle başlamaktır. Doğunun daha çok mistisizm üzerine kurulu düşünce akışı yerine, mantıksal ve disiplinli bir şekilde felsefenin yapıldığı batı felsefesi çoğumuzun bildiği üzere Antik Yunanda başlar. Bu başlangıçtan sonraki felsefe tarihinin yolculuğu Luc Ferry tarafından daha önce felsefe okuması yapmamış kişiler için hayli iyi bir başlangıç. Ama siz daha önce felsefe kavramları üzerine giriş kitapları okuduğunuz için bu kitabı okumak artık çok daha kolay. Zaten Ferry, kitaba 'sen' diye bir hitapla başladığı için her sayfada sohbet havası var. Bu kitapta felsefe akımlarına dair de ufak ufak fikir sahibi olduktan sonra artık felsefe okumalarında hangi yolu seçeceğiniz size kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1256052915341949994?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1256052915341949994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1256052915341949994' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1256052915341949994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1256052915341949994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no2-felsefeye-giris.html' title='Mini Okuma Listesi No:2 - Felsefeye Giriş'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-jh8UQHsWJeI/TceTDK5nE-I/AAAAAAAAA80/m-IzfSseKr0/s72-c/felsefeye%2Bba%25C5%259Flang%25C4%25B1%25C3%25A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-6970466087724457091</id><published>2011-05-06T18:08:00.014+03:00</published><updated>2011-06-04T17:10:03.208+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mini Okuma Listesi'/><title type='text'>Mini Okuma Listesi No:1 - Zaman</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ii7Ua8WpLpY/TcQRkkL6rEI/AAAAAAAAA8k/Z8FicsnlYKs/s1600/zaman%2Bkavram%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 139px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ii7Ua8WpLpY/TcQRkkL6rEI/AAAAAAAAA8k/Z8FicsnlYKs/s200/zaman%2Bkavram%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5603623156242361410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zaman Kavramı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aristoteles, Augustinus, Heidegger&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İmge Yayınları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-family:lucida grande;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family: georgia;font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İlkçağ, Orta Çağ ve 20. Yüzyıl gibi bambaşka alemlerin filozoflarının zaman kavramına bakışlarının nicelik olarak ufak fakat nitelik olarak ise hayli derin metinleri bir kitapta toplanmış. Bu incecik kitap tıpkı rakı gibi. Şişede durduğu gibi durmuyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" style="font-family: lucida grande;" href="http://1.bp.blogspot.com/-EnCtmeRdXc0/TcQRfylfsYI/AAAAAAAAA8c/27cI69EaIzU/s1600/_Zaman%25C2%25B4%25C4%25B1n_Kitab%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 131px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-EnCtmeRdXc0/TcQRfylfsYI/AAAAAAAAA8c/27cI69EaIzU/s200/_Zaman%25C2%25B4%25C4%25B1n_Kitab%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5603623074208395650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;Zaman'ın Kitabı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;YGS Yayınlar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family: georgia;font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Farklı yazarların zaman ile felsefe, iktisat, mimari,siyaset ve ideolojinin ilişkisi üzerine yazılarının bir araya getirildiği kitapta fizik kavramının boş geçilmesi bir eksik. Ama yine de 'zaman'ın farklı kavramlarla olan ilişkilerine bir göz gezdirilmesi açısından yararlı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-family: lucida grande;" href="http://3.bp.blogspot.com/-VepWyvAKYjs/TcQRry9dS9I/AAAAAAAAA8s/0P_WnumO420/s1600/zaman%2Bmakineleri.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-VepWyvAKYjs/TcQRry9dS9I/AAAAAAAAA8s/0P_WnumO420/s200/zaman%2Bmakineleri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5603623280467332050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;Zaman Makineleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;Paul J. Nahin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;Arkadaş Yayınları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;font-family:lucida grande;font-size:100%;"  &gt;Halen okuyor olduğum ve uzunca bir süre dönüp dönüp bakacağım bu güzide eser birazcık eskimiş olsa da zaman kavramının hem bilimsel hem de kurgusal malzemelerinin kaynaştırarak inanılmaz bir beyin fırtınası yaratıyor. Edebiyatta zaman yolculuğunun izini sürerken, bu yolculu bilimsel teorilere dayalı geçmişiyle paralellik kuran yazar zaten hacimli olan kitabın her sayfasını hayli yoğun bilgi bombardımanına tutmuş olsa da okuyucu olarak kesinlikle ilginizi kaybetmiyorsunuz. Kendine güvenen ve zaman yolculuğu mevhumuna kafayı takanlar için çok kıymetli bir kitap.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nltdT_Ttd90/TcQRXZT5jNI/AAAAAAAAA8U/ekpDe-5wMkw/s1600/kitap-AsimovEternity.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 123px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-nltdT_Ttd90/TcQRXZT5jNI/AAAAAAAAA8U/ekpDe-5wMkw/s200/kitap-AsimovEternity.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5603622929984752850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande; font-weight: bold;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sonsuzluğun Sonu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İsaac Asimov&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;Cep Kitapları&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family: georgia;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Asimov'un Vakıf, Robotlar ve İmparatorluk serisinin bu başlangıç kitabı, aslında tek bir kitap. Serinin bir parçası değil. Ama Asimov'un kurguduğu evrenin temel dinamikleri bu kitapta yatıyor. Zaman yolculuğunun insanlık adına ne şekilde kullanıldığını, bireylerin anlık kararlarının tüm uygarlığı kökten değiştirebilme gücünü, imparatorluk evrenine ve robotlara uzanan yolun başlangıcını merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="text-align: justify; font-family: lucida grande;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0); font-weight: bold; font-family: georgia;font-family:lucida grande;font-size:180%;"  &gt;Son söz:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: georgia;font-family:lucida grande;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;İlk üç kitabı sabırla okursanız, Sonsuzluğun Sonu'ndan alacağınız tad daha keskin ve beyninizde esecek olan fırtınalar daha yıkıcı olacaktır. Zamana dair zihninizdeki bir çok tabu yerle bir olacak ve artık bambaşka bir zaman algısı ile yaşayacaksınız. Ve evet, tüm bunları yalnızca 4 kitap yapacak!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: lucida grande;font-family:times new roman;font-size:180%;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nltdT_Ttd90/TcQRXZT5jNI/AAAAAAAAA8U/ekpDe-5wMkw/s1600/kitap-AsimovEternity.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-6970466087724457091?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/6970466087724457091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=6970466087724457091' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6970466087724457091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6970466087724457091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/05/mini-okuma-listesi-no1-zaman.html' title='Mini Okuma Listesi No:1 - Zaman'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ii7Ua8WpLpY/TcQRkkL6rEI/AAAAAAAAA8k/Z8FicsnlYKs/s72-c/zaman%2Bkavram%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4196224998277748772</id><published>2011-04-29T10:07:00.012+03:00</published><updated>2011-05-15T10:15:20.011+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Kitaba O Kadar Para Verilmez</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-ZRlOuRVJ_Qw/TbpwXaIE1hI/AAAAAAAAA78/TQCbVDPF99g/s1600/kitap%2Boku.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 149px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZRlOuRVJ_Qw/TbpwXaIE1hI/AAAAAAAAA78/TQCbVDPF99g/s200/kitap%2Boku.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600912634041128466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zamane insanının, kitap okumamaya bulduğu en güzel bahane şudur; "zamanım yok". Tabii ki bu oldukça kof bir bahane. Daha samimi ama yine kof olan "kafam almıyor" bahanesi bence daha kullanışlı. Çünkü zamanım yok diyen insana bir bakıyorsunuz ki akşamları iki dizi birden izleyebiliyor. O zaman bu şahıs "zamanım yok" demek yerine "televizyon izlemeyi tercih ediyorum" demeli. Ama bunun ne kadar yoz bir durum olduğunun farkında olduğundan, kendine konduramıyor ve zamanım yok diyor. O yüzden en baştan "kafam almıyor" demek daha samimi. "Denedim ama ikinci sayfadan sonra sıkılıyorum" diyenlere de saygılıyım. Çünkü onlar da samimiler. Ne karşısındakine ne de kendine yalan söylüyor. Tüm yıl boyunca 1 sayfa kitap dahi okumadan hayatını geçiren insanlar tanıyorum. Demek ki ne maddi ne manevi herhangi bir ihtiyaç duymuyor. Ruhu, daha önce böyle bir doygunluğu tatmadığı için acıkmıyor da. Ben buyum, diyor. Kim ne diyebilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumamanın bırakın şahsi olanını, toplumsal &lt;span style="font-style: italic;"&gt;decadence&lt;/span&gt; yolundaki ilk etki olduğu tüm aydın kesimince malumdur. Benim görüşüm biz toplum olarak çoktan çöktük. Ne ahlaki ne bilimsel ne de kültürel bir temele sahip değiliz. Bunu anlamanın bir kaç yolu var tabi. Mesela sokağa çıkmak. Esnafı izleyin, kahvedeki insanları gözleyin, bir bankta oturup önünüzden geçen insanlara bakın, metroda veya otobüste giderken sağınızdaki solunuzdaki insanları gözleyin... işte o zaman bir toplumu incelemeye başlıyorsunuz demektir. Sonra bilimsel kurumların sosyal alandaki anket ve incelemelerine geçersiniz. Önce bir sağınıza solunuza bakın. Kendi çocuğunuza, kardeşinize, annenize, babanıza, akrabalarınıza sonra da bir aynaya bakın. Hangimiz neye önem veriyoruz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZQ86PcvFflo/TbpuUgeIjHI/AAAAAAAAA7k/TSi_H3Gu-4g/s1600/televizyon_dizi_tv.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZQ86PcvFflo/TbpuUgeIjHI/AAAAAAAAA7k/TSi_H3Gu-4g/s200/televizyon_dizi_tv.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600910385181396082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Toplumun tükettikleri, önem verdikleri de o toplumun özelliklerini yansıtır. Şu an en çok tüketilen şey televizyon ve internet. Gündüz kuşağı reality show denilen ve Amerika'dan devşirilen, gerçek insanların sahte yaşanmışlıklarla oynadıkları duygu sömürüsü odaklı senaryoların ürün olarak sergilendiği programlar çoğunlukta. Tecavüz, darp ve tehdit konulu bu programlar hayli izleniyor. Akşamüstü ise yemek programlarında insanlar birbirini yerme yarışına giriyor. Yemek yarışmasında baş şefler yarışmacıları küçük düşürmekle meşgul. Akşam haberlerinde manipüle edilmiş gündem ve kapanış olarak reality şovlarda işlenen konuların artık dizi formatındaki sunumu ile gün bitiyor. Evdeki insanlar, kendilerini bu inanılmaz yozlaştırmaya tüm gün maruz bırakıyorlar. Çalışanlar ise yine ya dizilerle ya da futbol ile tüm günün yorgunluğunu attığı ve kafasını dinlendirdiği bahanesiyle yine televizyona koşuyor. Gören de gündüz atom parçaladığını, İlahi Komedya'nın yeni çevirisini yaptığını, tüm gün kütüphanede tezi üzerine çalıştığını falan sanacak. Neyse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet ise ağırlıklı olarak gençler tarafından tüketiliyor. Online oyunlar ve sosyal iletişim ağları ile saatlerce başında durduğu bu tüm zamanların en büyük icadını hunharca tüketiyorlar. Sosyal iletişimden kastım; osuran bebekler, şarkı söyleyen kediler, müzik klipleri ve pop şarkıcısı fan sayfaları ile sınırlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem tv hem de internet hakkında sayfalarca eleştiri, veya değerlendirme yazılabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-manBLZGfiKM/Tbpvv2tdVcI/AAAAAAAAA70/rAQoc32ImOI/s1600/where%2Bis%2Bmy%2Bmind.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 161px; height: 161px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-manBLZGfiKM/Tbpvv2tdVcI/AAAAAAAAA70/rAQoc32ImOI/s200/where%2Bis%2Bmy%2Bmind.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600911954519348674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İşte kitap okumayan kesimin çoğunluğu zamanını böyle harcıyor. Bir ekrana esir halde yaşıyoruz. Okumanın, yazmanın, çizmenin artık lüks sayıldığı bir zamandayız. Bunlar, boşuna bir uğraş çoğu için. Ele geçen nedir ki? Hem de sıkıcı değil mi? Bu işlerle hiç zaman geçirmeden kolaylıkla bu yaftaları yapıştırabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında olmadıkları şey ise o ekranda tükettikleri herşeyin kaynağının kitaplar olması. Suyunun suyunun suyu şeklinde sunulan bu ekrandaki o ürünleri bu kadar seviyorsanız asıl kaynak size bambaşka dünyalar açabilir. Ama toplum bunun farkında değil.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LMbvlakoXIs/Tbpu3KqgyEI/AAAAAAAAA7s/tV8F9q4kLro/s1600/para.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 162px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-LMbvlakoXIs/Tbpu3KqgyEI/AAAAAAAAA7s/tV8F9q4kLro/s200/para.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600910980623157314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Olmayacak da. Çünkü kültürel birikim artık o kadar hor görülüyor ki sanki gerçeklikte değilmişim hissi uyandırıyor bende. Sanki bilimkurgu ütopyaları, yavaş da değil, hızlıca gerçekleşiyor artık. Bir insanı tanımlayan şeyler artık maaşı, arabası, giysisi ve cep telefonu ile sınırlı. Bunlar belirli normları karşılamıyorsa sen henüz bir birey değilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mayıştan haber ver". İşte bu zihniyet tüm varoluşumuz haline gelmiştir. Yani sonumuz gelmiştir. Tuz biber eken ise "Kitaba o kadar para verilmez"dir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4196224998277748772?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4196224998277748772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4196224998277748772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4196224998277748772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4196224998277748772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/04/kitaba-o-kadar-para-verilmez.html' title='Kitaba O Kadar Para Verilmez'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ZRlOuRVJ_Qw/TbpwXaIE1hI/AAAAAAAAA78/TQCbVDPF99g/s72-c/kitap%2Boku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3565106660778397918</id><published>2011-04-19T22:30:00.007+03:00</published><updated>2011-04-19T22:48:44.803+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Kral Arthur Efsanesi</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:&amp;quot;;" &gt;Arthur'un Edebiyattaki İzleri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mHdL0rylb74/Ta3kgtM5A4I/AAAAAAAAA7E/cVzu3rG1_Gw/s1600/king%2Barthur.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 169px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mHdL0rylb74/Ta3kgtM5A4I/AAAAAAAAA7E/cVzu3rG1_Gw/s200/king%2Barthur.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597381162432004994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Kral Arthur, hemen hemen herkesin bir şekilde adını duyduğu efsanevi bir kişiliktir. Yüzyıllardır Arthur efsanesi üzerine yazarlar bir şeyler ekleyip durdular. Lakin Arthur'un kim olduğu hatta gerçekte var olup olmadığı dahi bilinmezliğini koruyor. Tarihçiler ve arkeologlar özellikle Arthur ismi üzerine herhangi bir bulguya rastlayamadılar. Bunun en büyük sebebi de Arthur efsanesinin sözlü gelenek kaynaklı olmasıdır. Bu yüzden de her şey varsayımlar üzerine kurulu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; Bazı bilim adamlarının en çok üzerinde fikir birliğine vardıkları tahmin Arthur'un 500-517 yılları arasında Saksonlara karşı zafer kazanmış bir süvari generali olduğu. Şanlı bir generalin etrafında örülen büyük bir başarı öyküsü, zamanla sözlü geleneğin büyük etkisi ile Gal folklorunda kendine has bir yer edinmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; Başka bir iz ise bilim adamlarını daha önceki yıllara, 454-470'li yıllardaki Riothamus adlı bir krala götürüyor. 12.000 kişilik ordusu ile Galya'ya çıkartma yapan, şanlı bir şekilde savaşsa dahi yenilerek geri çekilmek zorunda kalan bu kral, geri çekilme sırasında Avallon denen bir Fransız kasabasından da geçiyor. İşte öykünün hem Fransız hem de İngiliz mitolojisine mal olma sebebi de bu olabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-t8hVl9canYY/Ta3lTP6pJII/AAAAAAAAA7U/F5XfIpZbpoA/s1600/arthur%2Band%2Bknights.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 154px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-t8hVl9canYY/Ta3lTP6pJII/AAAAAAAAA7U/F5XfIpZbpoA/s200/arthur%2Band%2Bknights.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597382030744167554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Arthur, edebiyatta ilk olarak 12. yy'da Latin yazınında; Monmoth'lu Geoffreyy'in &lt;i style=""&gt;Historia Regum Britanniae&lt;/i&gt; (Britanya Kralları Tarihi) adlı eserinde görülüyor. Arthur'un büyük bir kral oluşu, Britanya'nın çoğunluğunun onun hükmünde olması ve hatta Roma'yı dahi fethedebilecekken ailevi bir entrika yüzünden bunu yapamamasından ilk kez burada bahsediliyor. Geoffreyy, Arthur'un olağanüstü doğumu ve ölümünden, şövalyelik kavramından, vefasız ama güzel eşten, büyüden ve dolayısıyla Merlin'den yine ilk kez eserinde bahsediyor. Anlaşılan o ki Geoffreyy, eserini yazarken sözlü geleneğin getirdiklerini bir iskelet gibi kullanarak geriye kalan unsurları hayal gücü ile eklemiş gibi görünüyor. Hatta eserine inandırıcılık katmak için birçok hayali kaynak yaratıyor.Geoffrey öylesine sağlam bir örgü ile kurguluyor ki efsaneyi sonraki yüzyıllarda eseri ilgiyle okunmaya devam ediyor ve 20. yy yazarları için dahi ilk başvuru kaynağı olma özelliğini taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; Sonraki yüzyıllarda Latince eserin serbest çevirimleri ve uyarlamaları ile Fransız yazınında kendini gösteriyor. Bu tekrar yazımlarda ve çevirilerde bazı temalar silikleşirken bazıları güçleniyor. Bunun yazarın şahsi tercihi ya da zamanın okur kitlesinin nabzına göre yapılan ayarlamalar olduğunu düşünebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; 15. yy'a geldiğimizde ise Sir Thomas Malory, Kral Arthur öyküsünün son biçimi olan Le Morte D'arthur'u yazıyor. İngiliz ve Fransız geleneklerinin bir harmanı olan eserde; Kral Arthur, Büyük İskender gibi dünyanın en büyük hükümdarlarından bir olarak tasvir ediliyor. Öyle ki Arthur, Roma da krallık tacı giymeden İngiltere'ye dönmüyor. Bu eserde; özellikle Merlin ve Lancelot'un yanı sıra Yuvarlak Masa Şövalyeleri de öyküde yer alıyor ve sarayın efsanedeki yeri genişliyor. Sonunda Yuvarlak Masa'nın dağılma sürecindeki yaşanan birçok trajedi ile Altın Çağ sona eriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;b style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:&amp;quot;;" &gt;Bu Efsane Tükenmiyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nliyf8I-lSs/Ta3mV8LIMmI/AAAAAAAAA7c/WCcfq3wsUtw/s1600/Historia%2BRegum%2BBritanniae.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 193px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-nliyf8I-lSs/Ta3mV8LIMmI/AAAAAAAAA7c/WCcfq3wsUtw/s200/Historia%2BRegum%2BBritanniae.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597383176495837794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Arthur'un efsanesinin bu kadar zaman boyunca ilgi çekmesi, özellikle modern zamanların yazarları tarafından her yıl farklı bir yazardan farklı bir yorum ile kendini göstermesinin çok önemli bir sebebi var. Arthur'un efsanesinin tüm yükünü Arthur sırtlamıyor. Yan karakterler diyebileceğimiz diğer efsanevi kişilikler de önemli rollere sahipler. Arka plan kahramanlarını anlatmayı seven bir yazar olayı Lancelot'un bakış açısından anlatırken, feminen bir gözle efsaneyi okuyan bir başka yazar ise Guenevere'in gözlerinden anlatmayı tercih ediyor. Efsanenin büyüsünün ışıltısını seven bir yazar ise Merlin'i odak noktasına alıyor. Bir başka ilgi çekici unsur ise içsel çatışmadır. Soylular sınıfının başrolde olduğu bu efsanede bireylerin kişisel istekleri ile topluma, kraliyete veya örflerine dair sorumluluklarının çakıştığı yerlerde psikolojik bir iç savaş da kendini gösteriyor. Bu açıdan İlyada'daki kadar eski ve bugünün modern insanın da sahip olduğu en önemli sorunlardan birinin de işlenebilirliği efsaneyi çekici kılıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; Soyluların karakterleri, şövalyelerin görevleri, adalet için savaşmak, cesur yiğit ve aynı zamanda kibar, nazik savaşçıların parıldayan zırhlarla arz-ı endam ettiği ve zayıflara yardım ettikleri hikayelerin kökleri hep bu efsaneye dayanıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; İşte bu eski, köklü ve tozlanmış unsurlarla modern insanının ruh hallerinin bir karışımının işlenebildiği bu efsane, günümüzün gözde anlatım sanatı olan sinemada da belli aralıklarla kendine yer buluyor. Hatta şimdinin büyük trendi dizi aleminde dahi bir kaç diziye birden aynı anda hayat verebiliyor. Bunun da en büyük sebebi yukarıda söylendiği gibi efsanenin çok farklı okumalara imkan vermesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; En güzeli ise popülizm sosuna bulanmış günümüz dizi ve sinema uyarlamaları yerine kitap sayfalarından bu hikayeyi öğrenmek olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;İyi bir başlangıç için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ernard Cornwell&lt;/span&gt;’in yazdığı savaş lordu yıllıkları üçlemesi iyi bir tercih olabilir. Sırasıyla; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kış Kralı&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tanrı’nın Düşmanı&lt;/span&gt; ve&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Excalibur&lt;/span&gt; adları ile kitapçılarda bulabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;Kaynak:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Donna Rosenberg’in Dünya Mitolojisi adlı eserinden derlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;   &lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3565106660778397918?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3565106660778397918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3565106660778397918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3565106660778397918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3565106660778397918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/04/kral-arthur-efsanesi.html' title='Kral Arthur Efsanesi'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mHdL0rylb74/Ta3kgtM5A4I/AAAAAAAAA7E/cVzu3rG1_Gw/s72-c/king%2Barthur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-9185386756171750751</id><published>2011-04-13T23:38:00.004+03:00</published><updated>2011-05-15T10:16:04.136+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Olgun Olmanın Kriterleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;çok olgun bir şahıs olmadığımdan dolayı bu tarz bir kriterler listesi yazabilecek yetkinlikte değilim tabii ki. lakin biz de belirli bir yaşa geldik. olgunlaşma yolunda daha alacak çok yolum olmasına karşın - ki bence bu süreç hiç bitmez ve hatta kimisi onca seneye rağmen başlayamaz dahi - bu süreçle alakalı belirli bir görüş sahibiyim diyebilirim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedir olgunlaşmak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olgunlaşmak, sessiz kalabilmek midir? şaka yapmamak mıdır? iş - güç sahibi olmak mıdır? hayatın gerçeklerine (yani düzenin çarklarına) uyum sağlamak mıdır? etliye sütlüye karışmamak mıdır...? nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu saydıklarım gibi nicesi toplumun geneli tarafından "olgun olma" ile bir tututluyor. tabii ki de benim buna itirazım var. nice insanlar görüyoruz ahir ömrümüzde. kaç tanesi olgun? evet bir çok yaşı geçmiş, orta yaşlı ve hatta bazen genç insan olgunmuş görüntüsü verebiliyor. iş - güç sahibi, değil mi? sessiz, değil mi? toplumda çıkıntılık yapmıyor değil mi? öyle şaka falan gibi laubali şeyler de yapmıyor? işine gücüne gidiyor, maçını izliyor, evini temizliyor... kısaca hayatın meşgalesinde kendine bir yer bulmuş, kavrulup gidiyor yağında. ee ne de olsa kendini kurtarmış oluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama dur bir dakika! bu insan evladı başka neler yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedikodu yapıyor. onun bunun mutluluğunu kıskanıyor, arkasından konuşuyor. başkasının kendi halindeki başarısı onu çileden çıkarıyor. kendi hariç herşeyi, herkesi eleştiriyor. hiçbirşeyi beğenmiyor. minnet duymuyor. kendi istediği gibi olmayanı kabullenemiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir bakıyor ki; bir başka insan evladının bir arabası yok, cebinde çok parası yok, play station'ı yok... ama bu insan elinde bir tek kitap ile o kadar mutlu oluyor ki buna anlam veremiyor. bir bakıyor bir film izlemiş bu kişi bir hafta boyunca o filmin anlattıkları ile zihni meşgul oluyor. bu meşguliyet onu mutlu ediyor. bizim olgun ne yapıyor? i-phone alıyor, yeni elbiseler alıyor, arabasını yıkatıyor, yeni bir saat alıyor... ama bir boşluk var sanki. kalıcı bir mutluluk elde edemiyor. yine aklı o garibanın mutluluğunda, huzurunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizim olgun anlam veremiyor çoğu şeye... o yüzden de salıveriyor. zaten işi gücü var, zaten yorgun bir de bunlarla mı uğraşacak? netice? uğraşacak hiçbir şeyi olmadığı için, uğraş içindekilerin mutluluklarında kalıyor gözü. kıskançlığıyla baş başa kalıyor. bu yüzden de bir tiyatro oynuyor herkese. bir meşguliyet rolü. ya da hisli, düşünceli rolu. ama söyledikleri, yaptıkları bunun tam tersini gösteriyor. bizim garibanın kendi halindeki yaşamına dayanamıyor. nasıl olur diyor? nasıl olur da daha fazla para istemez? diye düşünüyor. nasıl olur da en son model bir arabada gözü olmaz? nasıl olur da yeni elbiseler almak için dükkan dükkan gezmez? neden iyi restoranlarda yemek yemek gibi bir iştah duymaz? neden? neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fakat o olgun, anlamıyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iç huzurunu bulmadan olgunlaşamazsın. ihtiyaçlarının, gerçek ihtiyaçlarının neler olduğunu bulamazsan, olgunlaşamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini dinlemezsen, zaaflarını, yenilgilerini, kayıplarını farkedip kabullenmezsen, sahip olmadığında mutsuz olduğun ama sahip olduğunda da mutlu olmadığın şeyleri edinmeyi amaç bellediysen, etrafında olup bitenleri biraz olsun izlemezsen ve farkına varmaya çalışmazsan, empati kurmazsan, sempati duymazsan, değişteremediklerini kabullenme sükunetine erişmezsen, mutluluğun kaynağının kendin olduğunu farketmezsen... mutlu olamazsın! mutlu olamayan insan, nasıl olgun olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en azından tüm bunları biraz olsun idrak edebilmek belki de olgun olmaya giden yolda atılan ilk adımdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden benim olgun arkadaşım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer ki sen bu işi beceremiyorsan, bari dur durduğun yerde de bize zorluk çıkarma!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-9185386756171750751?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/9185386756171750751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=9185386756171750751' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9185386756171750751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9185386756171750751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/04/olgun-olmann-kriterleri.html' title='Olgun Olmanın Kriterleri'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5000602672709578902</id><published>2011-04-10T08:17:00.004+03:00</published><updated>2011-04-20T11:13:59.310+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Gerçekten Kötü Bir Sözlük</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-J0kvqeuAY3U/TaFBDmmHKsI/AAAAAAAAA6k/oHXzeQUAFyc/s1600/k_t_s_zl_k.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 194px; height: 175px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-J0kvqeuAY3U/TaFBDmmHKsI/AAAAAAAAA6k/oHXzeQUAFyc/s200/k_t_s_zl_k.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593823742326680258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sanal alemdeki sözlük formatı malumdur. 1 sene önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötüsözlük&lt;/span&gt;'teki yazar bir arkadaşımın daveti ile ben de bu sözlüğe yazar oldum. amacım kültürel bilgi paylaşımının esas alındığını zanettiğim bu platformda aynı şekilde paylaşımda bulunmaktı. özellikle bilimkurgu alanındaki boşluları doldurmaya çalıştım. gerçekten birşeyler öğrenilebilen bir yer olabilceğini düşündüm kötüsözlük'ün. tıpkı ekşisözlük'ün ilk zamanları gibi. lakin zamanla ergen nüfusunun çoğalması ve saçma sapan ironik olduğunun iddia edildiği başlıkların sol frame i doldurmasından dolayı, önce bende bir soğuma oldu. bir üstüne cinsel içerikli küfür kıyamet, abuk subuk başlıklar açılmaya başlayınca iyice tiksindim. arada bir trabzonspor hakkında yazıyordum. biraz da edebiyat, bilim şudur budur... lakin şahsi sataşmalar ve abuk cevaplar ile yazarlar yine seviyelerini belli ettiler. çoğunluğunun çoluk çocuk ve saçma sapan yetişkinlerden oluştuğu yapıda bir yazar kadrosuna sahip bir yer kötüsözlük. moderatörler ise birçok etkinlik ve sanal oluşumla sözlüğü zenginleştirmek derdindeler. uğraşları gerçekten takdir edilesi. l&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;akin dediğim gibi bombok yazarların sözümona ironik, cinsel istismar dolu, ırkçı, siyasi propaganda dolu entryleri yüzünden bu sözlükte okunacak hiçbirşey kalmamıştır. sanal alem çöplüğünün bir dağı daha oluşmuştur. hayırlı olsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim artık işim olur mu bu oluşumla. mümkün değil. keşke silseler hesabımı. sordum. silinmiyormuş. lanet olası federaller dedim içimden!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5000602672709578902?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5000602672709578902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5000602672709578902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5000602672709578902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5000602672709578902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2011/04/gercekten-kotu-bir-sozluk.html' title='Gerçekten Kötü Bir Sözlük'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-J0kvqeuAY3U/TaFBDmmHKsI/AAAAAAAAA6k/oHXzeQUAFyc/s72-c/k_t_s_zl_k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1309509279249212276</id><published>2010-12-18T11:30:00.007+02:00</published><updated>2010-12-18T11:47:15.636+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>17 Aralık 2010 Cuma Trabzonspor K.D.Ç Karabükspor Maçı</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötü sözlük'e yazdığı iki entarinin birleşimidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;spor medyasının ne kadar elinin ayağının birbirine dolaştığını bize  gösteren maç. özellikle sinan engin'in mos mor bir şekilde direk lafa  "trabzon'un eksiği var, iç saha problemi var. hödö hödö" diye lafa  girmesi bunun göstergesidir. lakin altan tanrıkulu'nun yorumu maçın  özetiydi. "maçın en iyi oyuncusu karabük'ün kalecisiydi. o da 3 gol  yedi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;maçın teknik analizine gelirsek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyBXAGzl9I/AAAAAAAAA4g/Kz8ZZz7p7Qg/s1600/taraftar.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyBXAGzl9I/AAAAAAAAA4g/Kz8ZZz7p7Qg/s200/taraftar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551954672806500306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;maçın zor geçeceği çok belliydi. trabzon'a gelen rakiplerin 10 kişi  kapanıp kontra atak yaparak gol arama taktiğini karabük de çok iyi  uyguladı. neticede ligin şu an ki en çok gol atan oyuncusu ve tüm  savunmaların korkulu rüyası emenike gibi bir silahları vardı. fakat  giray ve egemen, görevlerini çok iyi yaptılar. bu yüzden emenike  sakatlanıp çıktığı zamana kadar zaten bir varlık gösteremedi. ama bizim  de defansımız geriye çakılı kaldı. üstüne üstlük colman'ın eksikliğinde  onun yerine görev alan ceyhun, takımı baltalayan isimdi. seneler geçiyor  ama ceyhun, oyununa hiçbir şey katmıyor. iyi savunma yapıyor ama  arkadaş bir tane de topu ileri sür, bir tane ara pası at, bir kere de  oyunu aç. tüm toplarımızı orta alanda kitledi ceyhun. bu yüzden kapalı  savunmayı hiç açamadık. ceza sahası etrafında döndük durduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;serkan'ın yokluğunda görev alan mustafa yumlu, çok çok iyi oynadı.  kendi mevkisinde değildi. ama hiç sırıtmadı. ileri top taşıdı, orta  yaptı. hatta bir topu direkten döndü. (misal bundan kimse bahsetmiyor)  ama tabii ki bir serkan olamadı ki gayet normal. klasik sağ kanat  bindirmelerimizi yapamadık bu yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;jaja'nın son haftalardaki performansını da aradık. iyi oynamasa bile  defansta tıpkı emenike gibi 2 kişiyi meşgul eden bir jaja, bu kapalı  defansta çok işimize yarardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk yarı açamadığımız bir kapalı defansın önünde oynamakla geçti.  zaten herkes de böyle olmasını bekliyordu. colman ve serkan'ın eksikliği  bunun en önemli nedeniydi. ama biz oyuncu eksiğinin arkasına sığınmayan  bir takımız. o formayı kim giyerse giysin takım iyi oynamak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte burada da disiplin ve sabır devreye girdi. hiç oyundan düşmeden  oynamaya devam ettik. emenike'nin sakatlığı bizi çok rahatlattı. oyunu  iyice karşı sahaya yıktık. ilk devre sonuna doğru pozisyona da girmeye  başladık. son dakikada sol kanattan engin bomboş giderken hakem tak diye  maçı bitirdi. böyle maç bitirilmez. o atak da biter, sonra çalarsın  düdüğü. zaten maç boyu iki taraf için de kötü bür yönetim vardı sahada.  ama o işe hiç girmiyoruz biz trabzonspor olarak. çünkü her maçta her  takım adına haksız kararlar alınabiliyor. önceki seneler nice  şampiyonluklar alındı verildi böyle kararlarla. ama biz çıkıp kimseye  çirkef atmadık. şu an şuster ve aykut bir tarafı kocamanın yaptığı gibi.  beni de kötü kötü konuşturuyorlar. siz işinize bakın olm! neyse maça  dönelim tekrar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyB4rc7BZI/AAAAAAAAA4w/W2EvPP9i95o/s1600/engin.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 122px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyB4rc7BZI/AAAAAAAAA4w/W2EvPP9i95o/s200/engin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551955251377669522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ikinci devre ceyhun, yattara değişikliği ile şenol hoca öldürücü  vuruşunu yaptı. iyi oynamasa dahi çok büyük tehlike arz eden yattara'nın  ayağına top her geldiğinde önünde iki kişi bittiyordu. bu da kale  önünde boşluklara neden oluyordu. işte burda da devreye engin -  alanzinho ikilisi girdi. seri adam eksilterek şahane ara pasları attılar  ve üst üste pozisyonlara girmeye başladık. bu ikiliye cale de katıldı  ve önceki haftalarda söylediklerimden dolayı beni utandıracak bir oyun  oynadı. adam geçti, kanatta top sürdü ve güzel ortalar, paslar verdi.  artık son yarım saate girilmişti ve karabük kalesini iyice ablukaya  almıştık. fakat onlar da bir iki pozisyonda kontra ile bizi korkuttular.  burada da uzaktan gelen bir iki güzel şutta onur, klasını konuşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyBrqdyryI/AAAAAAAAA4o/QyEHZ-I6dt8/s1600/gol%2Bsevinci.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 122px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyBrqdyryI/AAAAAAAAA4o/QyEHZ-I6dt8/s200/gol%2Bsevinci.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551955027774582562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;evet son yarım saatte taşlar iyice yerine oturdu. oyun açıldı.  karabük oyundan düştü biz ise iyice ısındık. yüksek kondisyonumuz ve  sabrımızın meyvalarını yiyecektik artık. üst üste pozisyonlar bulmaya  başladık. ama karabük'ün kalecisi tomic, öyle kurtarışlar yaptı ki, ben  bir ara alkışladım adamı. fakat bizim de hücum direncimizin kırılmaması  ve karabük defasının sağlı sollu ataklarla şaşkına dönmesi neticesinde  beklenen gol geldi. mustafa yumlu'nun ortasında karabük ters kafa vuruşu  ile golü kendi kalesine attı. son on dakika, önceki yarım saatin  patlamasına sahne oldu ve peş peşe gelen iki gol ile net bir skorla ve  42 puanla ilk yarıyı kapattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taraftar süperdi. hiç susmadılar. stad da tam kapasite dolmuştu.  artık herkes çok olağan dışı bir şey olmadıkça zorlansak da bir şekilde  maçları alacağımıza inanıyor. en başta sahadakiler inanıyor. yüksek  konsantrasyon ile gol yesek de aynen oynamaya devam ediyoruz. bu bizim  en büyük gücümüz aslında. nedense ilker yasin gibi bir takım garip  adamlar bunu olumsuz bir özellik olarak görüyorlar ki bu da  trabzonspor'u ne şekilde yereceklerini şaşırmalarının kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işimize bakmaya ve ardından sevinmeye coşmaya devam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;takım hakkındaki genel bir değerlendirmeye geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk yarı bitti. 42 puan ile son yılların en fazla puanla ilk yarıyı  lider bitiren takımıyız. istemeye istemeye, yüzleri döküle döküle  trabzonspor düşmanları dahi takımın iyi oynadığını ve yerini hakettiği  söylüyor. aksini ispat edemezler zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de isim isim takımın son durum analizini yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;engin baytar, biraz daha olgunlaşır ve sakinleşirse arda turan'ı  silebilecek kapasitede. inanılmaz bir yeteneği var. adam eksiltmesi,  sürekli dikine oynaması, top kontrolü ve ara pasları ile bir takımı  ileri taşıyabilecek tüm meziyetleri var. arda gibi de sakatlık  krizlerine girmezse trabzonspor'dan sonraki durağı avrupa'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alanzinho fizik gücünü çok arttırdı. engin ile aynı tarzda  oynuyorlar ve bu da rakip savunmaları çok zor durumlara düşürüyor.  alanzinho da süreklilik kazanırsa ki bu aralar onu da edindi,  trabzonspor'un simge ismi olabilir. adamı izlemek büyük zevk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cale, ah cale. dünkü karabük maçında öyle güzel hücuma katkı yaptın  ki. ama bunun karabük'ün hücuma çıkamamasının etkisi büyüktü. ileri geri  koşmak zorunda kalamdı cale. ama önemli olan şudur; eskiden top  kullanamıyordu bu adam. ama şimdi adam dahi geçiyor ve içeri paslar  atıyor. beni sevindiren budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burak artık boş geçmiyor. fizik kuvveti ise inanılmaz. yere de  düşmüyor. emenike'nin yerli versiyonu gibi. her geçen hafta top kontrol  yeteneğini ve son vuruş kabiliyetini arttırıyor. o yüzden de her hafta  gol atmaya başladı. ligdeki en çok gol atan yerli oyuncu da an  itibariyle burak'tır. teknik kabiliyetini daha da arttırırsa onun da  sonraki durağı avrupa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut her zaman ki gibi çok koşuyor ve rakibi yıpratıyor. bu da diğer  oyunculara oynama imkanı sağlıyor. kalabalık defansta kayboluyo gibi  görünse de aslında umut takımın ileri uçtaki koşma yükünü sırtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yattara bir türlü istikrarlı bir oyun segileyemiyor. saman alevi  gibi. işte o yandığı anlardaki pozisyonları değerlendirdiğimizde gol  geliyor. artık yattara'dan daha fazlasını beklemiyoruz zaten. her maç  bir gol attırsa bize fazla fazla yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egemen ve giray çok iyi uyum sağladılar. duvar gibiler. ancak  uzaktan şutlar atılırsa top bizim kaleye geliyor. orada da devreye onur  girince gol yemiyoruz. ligin en az gol yiyen kalecisinin onur olması da  bundan kaynaklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mustafa yumlu, formasının hakkını çok iyi veriyor. trabzonspor'un  vazgeçilmesi ve sürekli adamı olmaya aday. helal olsun uşağımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selçuk, karabük maçında da gösterdi ki bir istikrar abidesi. yanında  colman olunca tam istediği oyununu oynayabiliyor. ama bu maç maalesef  yanında ceyhun vardı. yine de bozmadı kendini. milli takımın orta  alanındaki vazgeçilmezdir artık selçuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve şenol hoca;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyC1h3b82I/AAAAAAAAA44/1VTv2X_Pauw/s1600/Senol_Gunes.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 160px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyC1h3b82I/AAAAAAAAA44/1VTv2X_Pauw/s200/Senol_Gunes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551956296776545122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;polemiğe girmeyen ama haksız eleştiriye de boyun eğmeyen, mütevazi,  kışkırtmaları savuşturan, salak saçma demeçlerle kriz yaratmak yerine  sessiz sedasız kriz çözen, top oyanamak ve oynatmak derdinde olan tam  bir futbol filozofu. ama bazen haddinden fazla mütevazi ve duygusal  oluyor. bursa maçından sonraki "cenaze evinde düğün olmaz" sözü  gereksizdi. yendiğim takımın sahasında taraftarımla sevinemeyeceksem  batsın bu futbol camiası. bu işe yanlış yorumda bulundu bence. ama  neticede koskoca şenol güneş, şu an böyle satırlarca trabzonspor kritiği  yapabiliyorsam bunun tek mübessili şenol güneş'tir. sağolsun varolsun.  hep bizimle olsun inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyC83SLXJI/AAAAAAAAA5A/enUU5LQ66w0/s1600/sadri_sener.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 138px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyC83SLXJI/AAAAAAAAA5A/enUU5LQ66w0/s200/sadri_sener.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551956422784933010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;başkanımızla ilgili de bir iki söz söylemek lazım. polemiksiz,  oturaklı, ileri görüşlü ve realistik bir yönetim sergilediği için şu an  ki başarının mimarlarından biri de kendisidir. onun gibi bir başkan ile  avrupa yolunda da güzel işler yapacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısaca biz işimize bakacağız. spor medyasının çelmelerinin üstünden  zıplayacağız, rakip takımların teknik direktörlerinin kışkırtıcı, haksız  ve ahlaksız demeçlerine yüz vermeyeceğiz. hedefimize tam konsantrasyon  ile koşacağız. ve zorluklara rağmen geç de olsa başarıya ulaşacağız.  karabük maçı,bunun en güzel göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırada kupa maçı var. haydiyin uşaklar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1309509279249212276?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1309509279249212276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1309509279249212276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1309509279249212276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1309509279249212276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/12/17-aralk-2010-cuma-trabzonspor-kdc.html' title='17 Aralık 2010 Cuma Trabzonspor K.D.Ç Karabükspor Maçı'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TQyBXAGzl9I/AAAAAAAAA4g/Kz8ZZz7p7Qg/s72-c/taraftar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3431204629210910967</id><published>2010-11-28T09:57:00.009+02:00</published><updated>2011-04-14T00:10:57.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>27 Kasım 2010 Gaziantepspor - Trabzonspor Maçı</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;28 Kasım tarihli kötü sözlük entarimin aynısıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIOGm9BIlI/AAAAAAAAA3w/r3VIO_8ajdk/s1600/trabzonspor.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIOGm9BIlI/AAAAAAAAA3w/r3VIO_8ajdk/s200/trabzonspor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544509597944980050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIOakAz7GI/AAAAAAAAA34/r9wkcthSBWY/s1600/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIOakAz7GI/AAAAAAAAA34/r9wkcthSBWY/s200/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544509940752968802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;şenol güneş hoca'mızın aklındaki sistemin iyice oturmaya başladığının  göstergesidir. bol pas yapıp dikine oynayan ve aynı zamanda çok koşan  bir trabzonspor karşısında kim ne yapacak zaten? tolunay kafkas'ın  oyuncularına ısrarla ileri çıkın demesine rağmen herkesin geri çekilmesi  de enteresan bir ayrıntıydı. antep'in 10 kişi kalıp kalmaması önemli  değildi. zaten oyun anlayışı olarak maçın antep yarı sahasında  oynanacağı ilk 10 dk da belli oldu. herkesin dediği gibi özellikle ilk  dakikalarda egemen'in ayağıdan gelen gol ile -ki canı sağolsundur onun-  antep iyice geri çekilmeye şartladı kendini. kanatları kapatarak  trabzonspor'un etkinliğini durdurmaya çalıştı. ama şenol hoca'daki  teknik varyasyon zenginliği ile oyuncularımız öyle kollektif işler  yaptılar ki yine de bol pozisyon bulduk. ortadan savunmayı delmeye  çalışan jaja çok iyi oynadı bu yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet oyunculara gelirsek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alanzinho, engin baytar'ın kendi kendine yaptığı yanlışın cezasını  çektiği bu maçta fırsatı çok iyi değerlendirdi. sezonun en iyi oyununu  oynadı belki de. bir de o net gol vuruşunu kaçırmasaydı belki devre  sonuna kadar ilk onbirde yeri garantiydi. bencilliğinden arınmış, takım  oynuna ayak uydurmuş. üstün teknik yetenekleri de buna eklenince engin  baytar'ın kaptığı forma tehlikeye girdi. bu rekabet şahane oldu bizim  açımızdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIPZqRRmbI/AAAAAAAAA4Y/C_vdcAHjYQE/s1600/jaja.JPG"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIPZqRRmbI/AAAAAAAAA4Y/C_vdcAHjYQE/s200/jaja.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544511024764393906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;jaja, rivaldo olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. bir de şu gol  vuruşlarını biraz daha serkeşce yapmasa diyeceğim ama adamın tarzı bu.  rakip takımın faul ortalamasını yükselten ve rakibi kart yoluyla eksik  bırakma adına çok tehlikeli bir oyuncu. topu ayağında tutabiliyor.  estetik hareketlerle paslar verebiliyor. bu da rakibin hem moralini  bozuyor hem de sinirlendiriyor. gollerine de devam ederse yattara'dan  sonra trabzonspor'un son yıllardaki en büyük transferi olacak jaja.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yattara demişken. artık bitti, bıraktı oynamayı, takılıyor kafasına  göre... falan derken adam yine bir silkelendi şovunu yaptı. rakip  defansı yerlerde süründürdü yine. son yarım saatin denge bozan topçusu  olduğunu kanıtladı yine. onu izlemek büyük keyif.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şenol hoca bu üç topçuyu da öyle efektif kullanıyor ki, istanbul  3'lüsünün ittire ittire yıldız diye lanse edilen yapancılarının hepsini  toplasanız bu adamların yarısı etmez. (alex hariç. o bir coştu böyle bir  acayip oldu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIO-V7fmhI/AAAAAAAAA4I/HAyp35AuYKc/s1600/sel%25C3%25A7uk.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIO-V7fmhI/AAAAAAAAA4I/HAyp35AuYKc/s200/sel%25C3%25A7uk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544510555447859730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;colman yine her zaman ki temposundaydı. ama selçuk ile yanyana  gelince bu iki oyuncu - özellikle selçuk- takımı organize etme, atak  başlatma, orta sahayı toparlama namına ligin en iyi performansını  sergiliyorlar. hem defansif hem de ofansif olarak şahaneler. selçuk  artık hem trabzonspor'un hem de milli takımın orta sahasının  vazgeçilmezidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIPJmdyBEI/AAAAAAAAA4Q/2JmawEdxNYw/s1600/burak.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIPJmdyBEI/AAAAAAAAA4Q/2JmawEdxNYw/s200/burak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544510748865201218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;serkan ve burak kanat oyunlarının kalitesini sürdürdüler. serkan  balcı yorulmadan top çalıp ileri taşıyor. adam geçiyor. karşı takımı  yoruyor. daha ne yapacak? ama bu performansına rağmen hala milli takımda  değil. hiddink'in (oğuz'un) gözlerinin açılmasını bekliyoruz. burak ise  her geçen gün "dan dun" oyununu törpülüyor. gol atmaya da başladı.  penaltı pozisyonunda kendine güvenle topu isteyip ben atacağım dedi ve  çok net bir vuruşla topu tam köşeye gönderdi.  biraz daha teknik  yeterlilik kazanırsa umut ile beraber delemeyecekleri defans kalmayacak.  umut ise gol atamadı ama her zaman ki yıpratıcılığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giray ve cale takımın yumuşak karnı. glowacki iyileşince giray'ın  kademesi zayıf halka olmaktan çıkacak. ama cale'nin halen bir  alternatifi yok. devre arası umarım buraya bir formül bulurlar.  trabzonspor'da iyi bir yedek olabilir ancak. lakin şenol hoca takımın  dengesini bozmamak için ikinci yarıya transfer istememiş. hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egemen ise bizim canımız ciğerimiz. biyonik adam. yorulmuyor. morali  bozulmuyor. oyundan düşmüyor. koşuyor. ne top ne adam geçiriyor. hiç  riske girmiyor. varsın 20 maçta bir hata yapsın. kendi kalesine atmış.  ne olacak. rakip atamıyor o da diyor bari ben atayım. (ulan 100 yıllık  geyiği de yaptım ya) netice itibariyle çalışkanlığı, azmi, sağlamcılığı  ve en önemlisi istikrarı ile milli takımın vazgeçilmez defansı olması  gerekirken halen kadroya alınmıyor. ayıp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIO1FJM7mI/AAAAAAAAA4A/Dnd53NmpaXk/s1600/trabzonspor%2Bgol.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIO1FJM7mI/AAAAAAAAA4A/Dnd53NmpaXk/s200/trabzonspor%2Bgol.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544510396323130978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;başta da değim gibi şenol hoca aklındaki oyun tarzını oyunculara  iyice özümsetmiş. takım tıkır tıkır oynuyor. ama daha önemlisi saha  dışındaki sorunları çözmede şenol hoca daha büyük başarı gösteriyor.  sezon başındaki liverpool maçları esnasındaki umut krizi iki günde  çözüldü. çocuk aslanlar gibi oynuyor. teo büyük yanlış yaptı ama medyaya  aile içindeki bu olayla ilgili beylik açıklamalar haricinde hiçbir  falso verilmedi. sessiz sedası şenol hoca çözdü sorunu. bu sefer engin  baytar olayı patlak verdi. ama şenol hoca filozofluğunu, öğretmenliğini  yine gösterdi. medyaya hiç malzeme vermeden bu olayı da çözdü. engin bir  özür açıklaması yaptı. öğretmenler gününde hocasına çiçek verdi. işte  bu tarz patlaklara rağmen takım disiplini ve performansı bozulmadı. tam  tersine gelişti. işte şenol hocanın asıl başarısı budur. ayrıca takım  kişiye endeksli değil sistemli oynuyor. liderliğin en büyük sebebi  budur. alex'in performansı olmasa fener son üç maçtan kaç puan  çıkarabilirdi. çok merak ediyorum. beşiktaş'ın o kadar tantanayla gelen  yıldızlarına rağmen hali ortada. galatasaray ise... ya neyse! bursa ve  kayseri de sistem takımı oldukları için ilk üçteler. istanbul  büyüklerinin gözü bu duruma yavaş yavaş açılıyor. hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak bu maç devre arasını lider kapatmadaki en büyük adımımızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: gaziantep'in bu maça yattığı iddiası ayıp bir iddiadır ve terbiyesizliktir kanımca.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3431204629210910967?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3431204629210910967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3431204629210910967' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3431204629210910967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3431204629210910967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/11/27-kasm-2010-gaziantepspor-trabzonspor.html' title='27 Kasım 2010 Gaziantepspor - Trabzonspor Maçı'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TPIOGm9BIlI/AAAAAAAAA3w/r3VIO_8ajdk/s72-c/trabzonspor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-7374230278298131483</id><published>2010-11-21T21:22:00.010+02:00</published><updated>2010-11-21T23:07:10.448+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oyuncu Gibiyim'/><title type='text'>PC OYUNLARI ÜZERİNE</title><content type='html'>Son bir iki haftadır ömrümde ilk defa "bilgisayarımda çalışır mı çalışmaz mı? yok efendim grafikjlerini ne kadar kıssam akıcı oynayabilirim? falandır fişmandır" diye düşünmeden pc oyunu oynuyorum. fps, frp, rpg vs ne gelirse oynuyorum. yalnızca iki fps'yi bitirdim ve üç oyunu biraz oynayıp sildim. halen kurulu üç beş oyundan da bir tanesini devam ettiriyorum. yani hayli görmemiş gibi daldım oyunlara ama duruldum, sakinleştim. zaten bir takım işler yüzünden bir süre de ara vermek zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJLjklczI/AAAAAAAAA3Y/T3jN_nonQrU/s1600/dragon%2Bage%2Bscreen.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJLjklczI/AAAAAAAAA3Y/T3jN_nonQrU/s400/dragon%2Bage%2Bscreen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542111648076362546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şahane bir laptopım oldu sonunda. değme masa üstlerine taş çıkartacak cinsten. oturup özelliklerini sayacak ya da size "baak baaak ne kadar güzel! sizin vaaa mı?" diyerek en güzelinden bir kıroluk sergilemeyeceğim tabi. bu ek bilgiyi şunun için verdim. tüm oyunları en kral görsellikleriyle ya da çok kasanları bu görselliklere en yakın ayarlarda oynuyorum. işte bu imkan bana pc oyunları hakkında biraz düşünme imkanı verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başına oturup saatlerimizi zevkle harcayabilmemiz için bir oyunun bize ne vermesi gerekir? bir şey kazandırmayacağı açık. yalnızca güzel vakit geçirip pek de tanımlanamayan bir doygunluk verir bu oyunlar. hayal gücümüzü tetikler falan. asosyallik, derslerde başarısızlık vs gibi irdelenmesi ve yargıya varılması zor konulara hiç girmeyeceğim. sayısız kişi atıp tutuyor bu konuda. seçip beğenip katılın ya benim gibi iplemeyin kendi işinize bakın. seçim sizin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJUHyRBTI/AAAAAAAAA3g/Drs3faXCd3I/s1600/black%2Bops%2Bscreenplay.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJUHyRBTI/AAAAAAAAA3g/Drs3faXCd3I/s400/black%2Bops%2Bscreenplay.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542111795236373810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ise işin başka yönündeyim. dediğim gibi; bir oyuna saatler harcamamız için o oyunda ne bulmalıyız. türleri özel olarak ele alıp ayrıntıya girmeyeceğim çünkü o kadar yetkin değilim bu konuda. genel konsept bazında kısaca fikrimi söyleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskiden görsellik bizi hayli etkilerdi. yani oyuna ilk başladığımız andan itibaren "vayanasını bunu nasıl yapmışlar, of be bunu nasıl şeyetmişler, aa adamın kaşı oynuyo lan..." gibi türlü ayrıntılar bizi oyuna kitler, iyi veya kötü olmasından ziyade görselliğe dalardık. yani ben bir kaç dakika boyunca bir kayanın kaplamasındaki ayrıntılara dalıp gitmişliğimi hatırlıyorum. evet yuh! ama sonra sonra ve derken şimdi şimdi, artık bu görsellik ilk şoku atlattıktan sonra bizleri etkilememeye başladı. çünkü alıştık. bir oyunun dokusundaki farklılığa alıştıktan sonra artık başka şeyleri istiyor deli gönül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki nedir bu şeyler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizleri sıkmamak için bunu bir daha ki yazıya saklıyorum. (lan yoksa bu kısa bir yazı dizisi mi olacak? hayırlısı!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJBg7clNI/AAAAAAAAA3Q/WAIvd4u8RHk/s1600/black%2Bops%2Bfinal.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJBg7clNI/AAAAAAAAA3Q/WAIvd4u8RHk/s400/black%2Bops%2Bfinal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542111475568252114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;w,a,s,d size köle olsun!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-7374230278298131483?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/7374230278298131483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=7374230278298131483' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7374230278298131483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7374230278298131483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/11/pc-oyunlari-uzerine.html' title='PC OYUNLARI ÜZERİNE'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TOmJLjklczI/AAAAAAAAA3Y/T3jN_nonQrU/s72-c/dragon%2Bage%2Bscreen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-9172145891099957145</id><published>2010-11-14T08:23:00.007+02:00</published><updated>2011-04-14T00:10:34.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>13 Kasım 2010 Bursaspor  Trabzonspor Maçı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CAt8SjHI/AAAAAAAAA2g/sYR514t7-ZI/s1600/trabzonspor%2Bbursaspor%2Bgol.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CAt8SjHI/AAAAAAAAA2g/sYR514t7-ZI/s200/trabzonspor%2Bbursaspor%2Bgol.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539289015533079666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;13 Kasım 2010 tarihli kötü sözlük entarimin tıpkısının aynısıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trabzonspor'un an itibariyle ligdeki en iyi takım olduğunu tescillediği maçtır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trabzonspor, istanbul büyüklerini ipe dizdikten sonra geçen senin  şampiyonunu da kendi evinde yenerek şampiyonluğun en büyük adaylarından  biri değil de en büyük adayı olduğunu artık kesin bir şekilde  göstermiştir. bir tek kayseriyle evinde berabere kalmıştık. o da takımın  tökezleme zamanına denk gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;maçın analizi ise çok yalın bir şekilde yapılabilir. tabzonspor  bildik oyunuyla maça başladı ve beklenenden erken bir şekilde jaja'nın  teknik vuruşlarıyla iki golü birden buldu ve işler değişti.  (umut-jaja-burak koalisyonu). bursa son haftalardaki kötü sonuçlar  dizisi neticesiyle taraftarı önünde önünde agresif bir oyun sergiledi.  ertuğrul sağlam gibi sakin bir adam bile hakemden uyarı aldı. aksine  trabzonspor ise aşırı sakin ve kontrollüydü. bu da oyunun tüm rengini  belli etti. bursaspor telaşlı, sinirli ve kontrolsüz bir şekilde  oynadığı için 2 golün haricinde bir kaç tane daha ikiye bir pozisyon  verdi. bundan sonra işler onlar için çok daha karışık olacak. umarım  toparlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CXoaJQVI/AAAAAAAAA2w/UpdLkAHdQxY/s1600/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CXoaJQVI/AAAAAAAAA2w/UpdLkAHdQxY/s200/%25C5%259Fenol%2Bg%25C3%25BCne%25C5%259F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539289409184678226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;trabzonspor ise disiplininden ve direncinden ödün vermedi. colman'ın  eksikliği organize olmada büyük problemler yaşattı. glowacki'nin  eksikliği ise egemen ve giray'ın kendi kapasitelerini sonuna kadar  kullanmaları ile aşıldı. takımın geri kalanında herkesin defansa yardımı  da dikkat çekti. dediğim gibi erken gelen iki golün ardından  trabzonspor, hiç de karakterine uymayan bir oyun sergiledi. skoru koruma  ya da temkini elden bırakmama psikolojisi diyebilirsiniz. ama neticede  önceki senenin şampiyonu ile çok kritik bir maç oynanıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;şenol hoca  ise tabii ki bu oyun karakterinden memnun değil.&lt;/span&gt; aynı şekilde  oyuncuların da kendilerinden memnun olmadıklarını düşünüyorum. skora  yaslanmak bizim işimiz değil. olmamalı. bununla beraber, karakterini  yansıtamadığın veya iyi oynayamadığın maçtan bile net skorla 3 puan  almak şampiyon olmanın en büyük gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;shuster'in ligin zirvesindeki anadolu takımlarına yönelik yaptığı  yersiz, haksız ve karaktersiz analizini destekleyen bir oyun  sergilememiz neticede üzücü ama bundan sonraki haftalarda kendi  oyunumuzu sahaya yansıtacağımızı düşünüyorum. özellikle fikstüre bakınca  ligi, sergen'in de dediği gibi % 99 değil % 100 lider bitireceğimizi  öngörmek hiç de zor değil. colman ve glowacki'nin de takım katılması ile  bu öngörü iyice güçlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CNwYVLCI/AAAAAAAAA2o/yqomjQX85vQ/s1600/trabzonspor%2Btaraftar.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CNwYVLCI/AAAAAAAAA2o/yqomjQX85vQ/s200/trabzonspor%2Btaraftar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539289239525862434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;sözü şöyle bitirebiliriz; alanzinho, colman, yattara ve  glowacki'siz bir 11 ile son şampiyonu evinde 2-0 yendikten ve istanbul  büyükleriyle liderlik potasındaki rakiplere puan farkı koyduktan sonra  başarısız takımların teknik direktörlerine afedersiniz ama bok yemek  düşer. herkes kendi işine baksın. zira biz öyle yapıyoruz. &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-9172145891099957145?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/9172145891099957145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=9172145891099957145' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9172145891099957145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9172145891099957145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/11/13-kasm-2010-bursaspor-trabzonspor-mac.html' title='13 Kasım 2010 Bursaspor  Trabzonspor Maçı'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TN-CAt8SjHI/AAAAAAAAA2g/sYR514t7-ZI/s72-c/trabzonspor%2Bbursaspor%2Bgol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-26352589495857544</id><published>2010-11-10T08:50:00.001+02:00</published><updated>2010-11-10T08:53:27.069+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><title type='text'>Seni düşünüyoruz...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TNpBFy1PxKI/AAAAAAAAA2Y/-cZ6z8g5LOw/s1600/atat%25C3%25BCrk.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 259px; height: 194px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TNpBFy1PxKI/AAAAAAAAA2Y/-cZ6z8g5LOw/s400/atat%25C3%25BCrk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537810259605701794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-26352589495857544?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/26352589495857544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=26352589495857544' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/26352589495857544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/26352589495857544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/11/seni-dusunuyoruz.html' title='Seni düşünüyoruz...'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TNpBFy1PxKI/AAAAAAAAA2Y/-cZ6z8g5LOw/s72-c/atat%25C3%25BCrk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3312552287239964609</id><published>2010-10-25T10:26:00.004+03:00</published><updated>2011-05-26T11:24:46.566+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Bilim kurgu kitabı mı? O ne ola ki?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arthur  C. Clarke&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rama&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Space Odyssey&lt;/span&gt; serisindeki eksikliklerimi tamamlamak için biraz kitapçı gezdim. Fakat sıfırları tuzlu olduğundan ikinci el aradım. Saflık işte; Ankara'da hem de Kızılay'da, spesifik bir bilim kurgu kitabının ikinci elini aramak! "Bilimkurgu kitaplarınızın olduğu bölüm nerede?" diye sorduğumda o surattaki küçümseyen bakışla her defasında karşı karşıya gelmek yoruyor insanı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Minicik tek bir rafa dizilmiş üç beş kitaptan oluşan bu bölümlerde büyük bir Eric Vön Daniken hakimiyeti var. &lt;/span&gt;O yüzden ikinci el bilimkurgu kitabı arıyorsanız kitapçılarda işiniz zor arkadaş. Rahmetli Orhan Duru da olmasaymış &lt;span style="font-style: italic;"&gt;science fiction&lt;/span&gt; diye soracak ve iyice diyalogları yokuşa sürecektik. İkinci el bilimkurgu kitabı ararken harcanan emeği ve zamanı daha fazla üsret ödeyim sıfırını alarak kotarabilirsiniz. Param olsa hiç uğraşmam çatır çatır alırım sıfırları.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMU0B-_K0oI/AAAAAAAAA2I/VqM2zRhzDMk/s1600/old+books.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMU0B-_K0oI/AAAAAAAAA2I/VqM2zRhzDMk/s200/old+books.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531884925986984578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gerçi haksızlık etmeyeyim Rama'dan eksik iki kitabı aynı dükkanda şıp diye buldum&lt;/span&gt;. İkisi 45 tl civarı normalde. Ama cillop gibi nerdeyse sıfır gibi iki kitabı 17'ye aldm. Azmin zaferi. Aynı zamanda şans da yüzüme güldü. Zafer demişken, önce zafer çarşısına baktım, ordan adil iş hanının ordaki kitapçılara. Yok yok. Başka şeyler buldum tabi, hemen kaptım o ayrı mevzu. Ümidimi kesmişken, karanfildeki kitap çarşısına da bi bakayım dedim. tek bir dükkanda buldum aradığımı. Güzel de fiyata buldum aslında. Normalde, Tunalı'daki tanıdık sahaflara gitmem lazım bunun için. Oralarda buluyorum genelde istediğim şeyleri. Lakin vaktim azdı ve öylesine bakayım demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Artık tek eksiğim, space odyssey: 2061&lt;/span&gt;. Bunu da tamamlayınca iki efsane seriyi de rafıma dizmiş olacağım. Çok helecanlı. Darısı sizlerin başına.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3312552287239964609?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3312552287239964609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3312552287239964609' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3312552287239964609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3312552287239964609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/bilim-kurgu-kitab-m-o-ne-ola-ki.html' title='Bilim kurgu kitabı mı? O ne ola ki?'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMU0B-_K0oI/AAAAAAAAA2I/VqM2zRhzDMk/s72-c/old+books.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8755815891055733872</id><published>2010-10-23T21:49:00.009+03:00</published><updated>2011-04-14T00:08:52.173+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>23 Ekim 2010 Trabzonspor 3 - Gençlerbirliği 1</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;İki 45 dk ve iki farklı &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Trabzon&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;spor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam ki maç taraftarın dengesini alt üst eden bir maçtı. Neden mi? Çünkü Şenol Hoca iki devreye de bambaşka taktiklerle başladı.  Orta sahada Ceyhunla oyuna başladık. Bu yüzden topu hiç dikine süremedik. Sağ kanattan hücum etmeye çalıştık fakat Serkan'ın olağandışı olumsuz performansı yüzünden bir verim alamadık. Solda ise her zaman ki verimsizlik vardı. Orta alanda Colman'ın defansa dönük oyunu da işin tuzu biberi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen oyunun ilk 15 dakikası Gençlerbirliği sahasından çıkamadı. Golü bulamamızdan kaynaklı direnci artan gençler, hücuma kaltılar. Ceza sahasının hemen dışından bir kaç kez kale yoklamanın haricinde bir de gol pozisyonuna girdiler ve o tek pozisyon gol oldu. Tüm düzenimiz, ritmimiz zaten pamuk ipliğine bağlıydı. İyice koptuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4buDWiLI/AAAAAAAAA1w/Rv5YzmbycXc/s1600/%C5%9Fenol+g%C3%BCne%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4buDWiLI/AAAAAAAAA1w/Rv5YzmbycXc/s200/%C5%9Fenol+g%C3%BCne%C5%9F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531326816210815154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şenol Hoca yine muhteşem müdahelesini yaptı ve ikinci yarı sahaya bambaşka bir takım çıktı.&lt;/span&gt; Ceyhun'un yerine oyun giren Engin Baytar, takımı ileri taşıyan isim oldu. Dikine driplingleri ve seri adam eksiltmeleri ile Gençlerbirliği'nin tüm dengesini altüst etti. Boş alan bulan Colman ve Alanzinho da dikine oyun kurmaya çalıştılar. Fakat her zaman ki bencilliği ve top ayağında yokken oyunda olmayan Alanzinho ile tüm yük yine Engin'deydi. Derken Serkan kendine geldi ve sağ kanattan bindirmelere başladı. Böylece Gençlerbirliği iyice abondone oldu. Ve Serkan'ın sağ kanattan içeriye çıkardığı topa Burak düzgün vurdu. Beraberlikten sonra iyice baskıyı arttırdık. Böylece Şenol hoca etksiz kalan Alanzinho'yu çıkarıp Jaja'yı öyle bir zamanda soktu ki oyunu tam manasıyla çözdü. Gençler orta sahayı yine geçemediler. Jaja'nın ve Umut'un peşpeşe golleri ile maç mühürlendi. Burak'ın direkten dönen mühteşem şutunu da unutmayalım tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4luhLdFI/AAAAAAAAA2A/Q3OAmqSsXKU/s1600/burak+y%C4%B1lmaz.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4luhLdFI/AAAAAAAAA2A/Q3OAmqSsXKU/s200/burak+y%C4%B1lmaz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531326988134610002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç olarak çok önemli bir haftada yine 3 puan aldık.&lt;/span&gt; Geri düştüğümüz bir maçı alarak yine büyüklüğümüzü gösterdik. Üstüste iki hafta gol atan Burak, Şenol Hoca'nın ısrarını haklı çıkardı. Jaja ve Umut'da aynı şekilde iki hata üstüste gol bularak üstlerindeki ölü toprağı attılar. Engin Baytar 90 dk'lık bir fizik kondüsyon edinirse ilk onbirde banko başlar. Colman hala hücuma dönük insiyatif kullanmıyor. Geride Egemen ve Mustafa yumlu güven telkin ediyorlar ama Cale hücuma gönük hiç top kullanamıyor. Serkan ise bu maçta geç açıldı ve neticede her zaman ki performansını gösterdi. Onur'un yediği golde yapacağı bir şey yoktu. Önü hayli kalabalıktı ve top sekerek geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftar ayıp etti. Maraton tarafınde kenarlar hayli boştu. 15 bin kişi yakışmaz bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta dirençli bir takıma karşı ne yapacağımızı merak etmiştim ve bu maçın ikinci yarısında karadeniz fırtınası bana cevanı verdi. İlerleyen haftalarda bakalım ne olacak. Ligin ilk yarısını lider kapatmayı umuyorum. Yarın çok deli maçlar var. Rakiplerin puan kaybı çok olası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4fKjB0HI/AAAAAAAAA14/TB6BCA5EWO0/s1600/hiddink.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4fKjB0HI/AAAAAAAAA14/TB6BCA5EWO0/s200/hiddink.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531326875399475314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hiddink efendi de maçı izledi. Bakalım milli takımda kaç Trabzonsporlu olacak. Haydi hayırlısı la!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8755815891055733872?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8755815891055733872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8755815891055733872' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8755815891055733872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8755815891055733872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/23-ekim-2010-trabzonspor-3.html' title='23 Ekim 2010 Trabzonspor 3 - Gençlerbirliği 1'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMM4buDWiLI/AAAAAAAAA1w/Rv5YzmbycXc/s72-c/%C5%9Fenol+g%C3%BCne%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5864177435161572792</id><published>2010-10-22T10:33:00.008+03:00</published><updated>2011-05-26T11:25:40.640+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Bilimkurgu'nun Saklı Hazinesi: Rama</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFFfstYSDI/AAAAAAAAAzo/pYvy3_VNEVE/s1600/arthur+c+clarke.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 189px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFFfstYSDI/AAAAAAAAAzo/pYvy3_VNEVE/s200/arthur+c+clarke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530778228267436082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Arthur C. Clarke'ın en bilinen eseri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A Space Odyssey&lt;/span&gt; sesirinin yanında aynı değerde ve zenginlikte bir eser olmasına rağmen Rama Serisi biraz arka planda kalmıştır. Bunun sebebi sinema uyarlamasının yapılmamış olmasının bir etkisi muhakkak vardır. Meraklı ve hevesli bilim kurgu okurları haricinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rama Serisi&lt;/span&gt; pek bilinmez. Normaldir de. Yalnızca ülkemizde mi bu durum böyle tabi kıyas yapamıyorum. Ama tahminim ülkemiz dışında da durum bu şekildedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım nasıl bir destan bu!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFFkXtnFyI/AAAAAAAAAzw/29W8CqLhnqw/s1600/rama.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 157px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFFkXtnFyI/AAAAAAAAAzw/29W8CqLhnqw/s200/rama.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530778308530607906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Minimum aksiyonun bunun yanında maksimum teknik detayın ve sakin gerilimin yaşandığı bir destan ile karşı karşıyayız. insanoğlunun bilinmeze karşı zenofobik tavrının yanı sıra, temkinli olmak ile cesur olmak arasındaki bağı kurmadaki zorluğuna şahit oluyoruz. Arthur C. Clarke'ın büyüklüğünün en önemli sebebi olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;gerçekçi bilimkurgu&lt;/span&gt; yapısı bu kitapta da had sahfada. Ayrıca karakterlerin düşünce örgülerini akıcı bir şekilde bizlere sunması da teknik detaylarla boğulmamızı engelleyen büyük bir unsur. Bu iki özellik sayesinde hikayedeki mekan, durum ve olayların içine giriyoruz. Artık bir bilimkurgu romanı değil de yakın geleceğin öyküsünü okuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ana kadar ben yalnızca ilk kitabı okudum. İkinciye de yeni başladım. Araya bir şeyler girmezse hızla bitirip. Üçüncüye geçeceğim. Tüm seri bitince yine fikirlerimi burada paylaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFF_orqx9I/AAAAAAAAA0A/RvLsYmzxF4M/s1600/ramayla+bulu%C5%9Fma.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 119px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFF_orqx9I/AAAAAAAAA0A/RvLsYmzxF4M/s200/ramayla+bulu%C5%9Fma.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530778776942331858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu seri dört kitaptan oluşuyor. Sırasıyla Rama'yla Buluşma, Rama 2, Rama Bahçesi ve Rama'nın Sırrı şeklinde okunmamızı bekleyen bu kitaplar bilimkurgudan ne beklememiz gerektiğinin en büyük örneği bence. Evet diğerlerini  okumadım, atıp tutma hakkım yok gibi görünüyor. Ama başka Arthur C Clarke eserlerini ve en önemlisi ilk serinin kitabını referans alınca böylesi bir öngörü kaçınılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayatınızdan Arthur C. Clarke eksik olmasın...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5864177435161572792?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5864177435161572792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5864177435161572792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5864177435161572792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5864177435161572792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/bilimkurgunun-sakl-hazinesi-rama.html' title='Bilimkurgu&apos;nun Saklı Hazinesi: Rama'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TMFFfstYSDI/AAAAAAAAAzo/pYvy3_VNEVE/s72-c/arthur+c+clarke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1790449612661880710</id><published>2010-10-21T10:15:00.007+03:00</published><updated>2010-10-21T10:39:07.519+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>House MD</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_sVATGKAI/AAAAAAAAAzQ/OGUHBaKC9mQ/s1600/house+fox+tv.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 135px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_sVATGKAI/AAAAAAAAAzQ/OGUHBaKC9mQ/s200/house+fox+tv.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530398713035761666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;her yerde, her fırsatta söylerim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;house izlenebilecek en güzel 3 dizden biri.&lt;/span&gt; hatta birinciliğe oynar. diğer iki dizinin ne olduğunu da ilerleyen günlerde açıklayacağım. bir de kardeşimin ısrarla izlememi istediği braking bad var. ona da bakıcaz. ama sonra. şimdilik 3 dizi benim kotamı fazlasıyla dolduruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazıda ise house var. daha önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötü sözlük&lt;/span&gt;te girdiğim bir entari tüm düşüncelerimi özetliyor. tabi bu entari dizinin son sezonu başlamadan evvel yazılmıştı. bu yüzden yeni sezonun ilk 3 bölümü ile ilgili bir kaç kısacık not ekledim tabi. sizinle bu entariyi paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;işte efsane entari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı----&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;SPOİLER YOKTUR&lt;/span&gt; ANA FİKİR BAZLIDIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;house, görünüşte itici, çokbilmiş, kalp kıran, narsist bir adam. o bir jerk o bir asshole.! böyle bir adamın nesini seviyorum(z)? niye can kurban diyorum(z)?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü içten içe hepimiz birer house olmak istiyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buzdağının görünmeyen yüzünü görebiliyoruz. house, tüm olmusuz yanlarının yanında prensip sahibi, aşırı zeki, gerektiğinde çalışkan, analiz gücü aşmış ve aykırı bir insan.  saydığım özellikler normalde her insanın sahip olmak istediği özellikler. (aykırılık hariç ki oraya da geleceğim) kim IQ'sunun 140 olmasını istemez ki. ama işte bunun sonuçları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;house yalnız. çünkü aşırı zekası yüzünden herkesin bir kaç adım önünde gidiyor. hiçbirşey ona tad vermiyor. sıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sıkıntıyı gidermenin iki yolunu buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birincisi vakalar. bilimin en komplike, durağanlıktan en uzak ve zorlu alanlarından biri olan tıpla uğraşıyor. bu zorlu alanda house'un karşısına gelen vakalar onun için birer meydan okuma. insanları iyileştirmek house için ikinci planda kalıyor. o meydan nistiyor. zorlanmak istiyor. çaresiz kalıp insan olduğunu hissetmek istiyor. bu yüzden hep zoru seçiyor. ancak kapasitesinin zorlandığı anlarda yaşadığını hissediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_sb8GsEuI/AAAAAAAAAzY/hQ4TMq0Q3XU/s1600/house.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 133px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_sb8GsEuI/AAAAAAAAAzY/hQ4TMq0Q3XU/s200/house.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530398832169063138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ikincisi ise insanlarla uğraşmak. herkes kendi dünyasındaki zorlukları evreninin merkezine koyuyor. kısaca herkes kendi aleminde yaşıyor ve kendi hayatının en zor hayat olduğunu düşünüyor. en refah içinde yaşayanlar bile zaman zaman böyle hisseder. house'a göre insanların bu çok büyük gördükleri sorunlar aslında bir kaç ufak hamleyle çözilebilir. ama insanlarda bunu yapabilecek zeka yok, olsa da bu hamleler bazen çok büyük cesaret gerektiriyor. işte burada house devreye giriyor ve bazen akla hayale gelmeyecek hamlelerle hayatlara müdahale ediyor. insanları dumur ediyor. haliyle ortaya çıkan sonuçlarla çok eğleniyor. ama bazen de karşı taraftan öyle bir cevap alıyor ki "haa bi dakka!" diyor kendi kendine. işte bu tarz müdahelelerle kendi zorluklarını yaratarak mutlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;house karakteri çok komplike ve değişken bir karakter. öyle ki bazen kendi bile yaptıklarına inanamıyor. bu yüzden de dizi sürekli ilgi çekiciliğini sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca house tüm arızalarına rağmen vazgeçilemeyen biri. etrafındakiler ondan "illallah" da deseler bu adamdan vazgeçemiyorlar. işte bu da house'a üstünlük sağlıyor. saydığım tüm olumlu yanların yanında house'un bu özelliği izleyenleri house'a bağlıyor ve millet onun gibi olmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_t0TN9HMI/AAAAAAAAAzg/E2mGhMC9Xq4/s1600/house+vicodin.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 135px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_t0TN9HMI/AAAAAAAAAzg/E2mGhMC9Xq4/s200/house+vicodin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530400350202043586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ben ise başta söylemiş olduğum aykırılık özelliğini seviyorum house'un. zekasını aykırı olabilmek için kullandığı anlar çok hoşuma gidiyor. insanları mutsuz eden ahlaki yaptırımları silip atabiliyor house. ya da toplumsal yaşamı kitleyen dini dogmaları yerle bir eden davranışlar sergiliyor. üstelik bilinçli yapıyor bunu. ibranice, arapça, latince bildiği için dini metinleri orijinalinden okuyor. bunun sonucunda da cahilce dinine bağlı olanları çok rahat mat ediyor. inanç kavramını her hangi bir hamle ile altedemediği için bilgili dindarlara acıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kim haklı kim haksız, kim yanacak kim bal deresinde yüzecek tartışmasından çok öte bir durum var. house olaylara (insani durumlar da dahil) vaka gözüyle bakıyor ve analiz yolu ile herşeyin çözümü olabileceğine inanıyor. lakin insanın halen var olup olmadığı anlaşılamayan ve insan olma özelliğini ifade etmek açısından dinden gayrı felsefede de kullanılan ruh (spirit, soul ve ghost olarak ince ayrımlara sahiptir), house'un anlam veremediği şeyler yapıyor. bilinçsiz bir fedakarlığa veya körü körüne bir öfkeye house anlam veremiyor. her ne kadar mantıklı seçenek ortaya sunsa da bu seçenekleri bir kenara itenleri anlayamıyor house. çünkü o aşırı zeki bir analitik beyne sahip. bu yüzden dilediğince aykırı olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı bölümlerde house daha önce varlığından hiç haberdar olmadığı vicdanını duyuyor. işte o anları çok seviyorum. house çaresiz kalıyor. ne yapacağını bilemiyor. benim kanaatim kendi de en çok bu anlardan zevk alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni sezonu heyecanla bekliyoruz. zira tüm dizileri eledim artık. benim için izlemenin bir anlam ifade ettiği tek dizi house.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alıntı----&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;netice itibariyle yeni sezon da başladı. çok da güzel başladı. house artık bir ilişki yaşıyor. spoiler vermemek için ayrıntıya girmiyorum tabi. ama şu bir gerçek; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;house değişiyor&lt;/span&gt;. asshole'luğundan ödün veriyor. enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekipte bir değişim var. yeni bir kadın oyuncu bekliyoruz. ama tabi taş gibi olmasını da bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizinin formatı, kalitesi aynı. tanıdık bir dost geri döndü. yeni sezonun ilk üç bölümü niye izlenebilecek en iyi dizilerden birinin house olduğunu yine kanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izleyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1790449612661880710?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1790449612661880710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1790449612661880710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1790449612661880710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1790449612661880710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/house-md.html' title='House MD'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL_sVATGKAI/AAAAAAAAAzQ/OGUHBaKC9mQ/s72-c/house+fox+tv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-478392271146722167</id><published>2010-10-19T19:35:00.006+03:00</published><updated>2011-05-26T11:24:11.881+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Arthur C. Clarke'ın Zihninde Bir Uzay Macerası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL6_V7D8sBI/AAAAAAAAAzI/gp0WYXVuixc/s1600/clarke.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 179px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL6_V7D8sBI/AAAAAAAAAzI/gp0WYXVuixc/s200/clarke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530067775809957906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bilimkurgunun En Muhteşem Uzay Efsanesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arthur C. Clarke, büyük bir bilim adamıydı. Aynı zamanda bilimkurgu edebiyatının tanrılarından biriydi. 2008'de 90 yaşında öldü. Ben o sırada askerdeydim. Gazetenin bir köşesinde haberi görünce gerçekten hüzünlenmiştim. İnsan askerdeyken hüzünlenecek çok şey bulabiliyor. Ama bu haber, dünyanın neresinde olursa olsun beni üzerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL6_Ozv7ZiI/AAAAAAAAAzA/yf8I-MvRqTA/s1600/bir+uzay+efsanesi.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 131px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL6_Ozv7ZiI/AAAAAAAAAzA/yf8I-MvRqTA/s200/bir+uzay+efsanesi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530067653587854882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neticede bize çok değerli bir bilimkurgu külliyatı bırakmıştır. Tabi bu külliyat içerisinde tartışmasız en popüleri ve en değerlilerinden biri olan Uzay Efsanesi serisidir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2001, 2010, 2061 ve 3001 adlarında olmak üzere 4 kitaplık bir seridir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinin ilhamı aslında Stanley Kubrick'dir. Kubrick, Clark'tan "dillere destan bir bilimkurgu" filmi için fikir istemiştir. Clark ise 10 sayfalık bir film taslağını incelemesi için Scott Meredith'e yolladığında o 10 sayfanın çok daha büyük bir potansiyel taşıdığı uyarısını aldı. Böylece kitap çalışmaları başladı. Aynı zamanda Kubrick ile de film çalışmaları devam etti. Fakat Kubrick'in ricası ile kitap filmden sonra basıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film de kitap da inanılmaz bir fenomen haline gelmiştir artık. Bilimkurgu okuruyum ya da izleyicisiyim diyen herkes bu yapımları baş tacı eder. Etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bizim mevzumuz kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine bolca felsefenin harmanlandığı bu başyapıtın esas soruları şunlardır; insanın varoluşunun kökenleri nelerdir, insanın evrimini tetikleyen nedir, varoluşun hangi noktasından sonra bilinç diye bir şeyden söz edebiliriz, yapay zekanın evrimi, insan ile yapay zeka arasındaki ilişkinin incelenmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi soru ve konular kitabın özünü oluşturuyor. Klasik tabirle bir "macera" ya da "aksiyon" beklentisi ile kitabı okumaya başlarsanız fena halde hüsrana uğrarsınız. O yüzden bunu bilimkurgunun hatta bilimin tam da felsefi özünü barındıran bir metin olduğun anlamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Devam kitaplarının ise ticari kaygılarla (tabi ki yayınevinin) yazıldığı söylenir. Öyle bile olsa Clarke, inanılmaz bir profesyonellikle serinin devamında hiçbir şekilde kaliteyi düşürmemiştir. Özellikle ikinci kitaptaki bilinç olarak evrende gezen karakterimizin düşünce akışını okumak harika bir deneyim. Üçüncü daha çok insani ilişkilere ağırlık vermiş ve yabancı bir gezegende bizlere bir macera sunmuştur. Serinin son kitabında ipin ucu kopmuştur. Zira yıl 3001'dir. Spoiler vermek istemediğim için işin derinine inmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibariyle bu seriyi edinip okuduğunuzda insan, makine ve evren hakkında zihninizde yeni düşünce kapıları açılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-478392271146722167?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/478392271146722167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=478392271146722167' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/478392271146722167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/478392271146722167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/arthur-c-clarken-zihninde-bir-uzay.html' title='Arthur C. Clarke&apos;ın Zihninde Bir Uzay Macerası'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TL6_V7D8sBI/AAAAAAAAAzI/gp0WYXVuixc/s72-c/clarke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-9187104916892387939</id><published>2010-10-18T09:21:00.006+03:00</published><updated>2011-04-14T00:08:08.906+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>17 Ekim 2010 Kasımpaşa 0 - Trabzonspor 7</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLvqLwmpYXI/AAAAAAAAAy4/T2fYVhVI6fE/s1600/kas%C4%B1mpa%C5%9Fa+trabzonspor.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 122px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLvqLwmpYXI/AAAAAAAAAy4/T2fYVhVI6fE/s200/kas%C4%B1mpa%C5%9Fa+trabzonspor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529270455273873778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Maç günü akşamı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kötü sözlük&lt;/span&gt;'te yazdığım bir entarinin kopyala-yapıştırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skorun ve rakiplerin puan kaybının heyecanını bir kenara bırakarak eleştirel gözle yazılmış bir yazıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alıntı -----&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"glowacki" diye inlediğim ama hiç de glowacki'lik bir durum yaşanmayan  maçtır. kof, ruhsuz ve dağınık geçen bu maç iyi analiz edilmeli.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kasımpaşa açısından söylenecek ne var bilmiyorum.ama işin bordo-mavi tarafı hakkında söylenecek çok laf var.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;öncelikle kasımpaşa gibi sahada ne yaptığı belli olmayan, dağınık,  sistemsiz, güçsüz bir takıma karşı ilk dakika golü hariç tam 30 dakika  pozisyon bile bulamamamız düşündürücü olmalı. şenol hoca'nın burak  ısrarını halen anlayabilmiş değilim. bakmayın iki golüne. adam aldığı  her topu ya eziyor ya saçma sapan yerlere atıyor. kaleciyle karşı  karşıya da atsın artık. alanzinho gol haricinde sahada hayalet gibiydi.  colman ise hiç insiyatif kullanmıyor. organize edemiyor orta sahayı.  selçuk'un geride oynamasıyla beraber göbekte hiç organize olamadık.  serkan'ın bindirmeleri ile ilk golleri bulduk. sonrasında kasımpaşa  defansını önde yakaaldık ve arkaya atılan toplarla gol bulduk. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;organize atakmış, rakibi ablukaya almakmış. hiçbiri yapılmadı bugün.  sahada o kadar kötü bir kasımpaşa vardı ki, idman maçlarında  trabzonspor daha çok mücadele göstermek zorunda kalıyordur eminim.  umarım rakibin oyununa karşılık kendimizi kasmamışızdır da o yüzden  böyle oynamışızdır. şöyle ilerde basan, yıpratıcı oynayan, fizik gücü  kuvvetli bir takımla oynayalım da bakalım o zaman bu alanzinho top yüzü  görebilecek mi? burak o pozisyonlara girebilecek mi? bu maçta bile cale  ne kadar zor durumlara düştü. çünkü adamın önünde ileri dönük bir sol  kanat yok. 90 metre olduğu gibi cale'nin sorumluluğunda. o yüzden çok  hata yapıyor. çok adam kaçırıyor. serkan ise yine dinamo gibi. takımı  ateşleyen o oldu. onun bindirmeleri olmasa gol atmaya falan  başlayamazdık. mustafa yumlu düz oyunuyla risksiz bir şekilde devam  ediyor ve güven veriyor. glowacki'nin de dahil olmasıyla giray artık zor  forma şansı bulur. bugün iki gol atan jaja ve yattara'dan ne zaman  verim alacağız acaba? ayrıca engin baytar neredeydi? sakat mıydı? cezalı  mıydı? bilenler söylesin bana. tam ona göreydi ortam. muazzam boşluklar  vardı.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;şenol hoca'nın ise orta sahayı geride kurmasını anlayamıyorum.  kasımpaşayı üstümüze çekelim, defans arkasına attığımız toplarla gol  buluruz diye mi düşündü acaba? ama bu kasımpaşa yahu. sen büyük  takımlara bile defansı ileri hatta kuruyorsun. orta saha oyuncusu  selçuk'un ceza alanı yayında top karşılaması ne demek?  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bugün 90 dk top oynandıysa 60 dk' sı bomboş geçti arkadaş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim ilmim yetmedi. bu kadar anlayabildim. heyecanla bekliyorum ilk  dişli takıma karşı ne yapacağız diye. o yüzden bence kimse ooo 7 attık  ne de şahane takımız demesin... şenol hoca'nın herşeyin farkında  olduğunu tahmin ediyorum. aksi halde işler hiç ummadık şekilde kötüye  gidebilir.       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alıntı-----&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da işin olumlu tarafına bakalım.&lt;br /&gt;Jaja oyuna girdikten sonra aradaki farka rağmen koştu, mücadele etti ve iki gol birden attı. Bu sevindirici. Maç kopmuş olmasına rağmen Jaja profesyonelce oynadı. Genel olarak oyun disiplininden kopmadık. Bu takımın artık kişiliği haline geldiği için normaldir. Son 10 dk lık rezilliğe değinmiyorum. Şenol Hoca da bunun eleştirisini yaptı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avarajı iyice açmamız çok güzel oldu. Beşiktaş, Galatasaray ve Bursaspor'un puan kayıplarının olduğu bir haftada böyle bir galibiyet gerçekten moral verici. İyi değerlendirmemiz gerek. Kayseri tahmin ettiğim gibi puan kaybetmedi. Ama bu akşam ki fener maçından ümitliyim. Konya puan koparabilir. En azından bir beraberlik bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da söylediğim gibi, karşılaşacağımız ilk dişli rakibin yollarını gözlüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-9187104916892387939?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/9187104916892387939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=9187104916892387939' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9187104916892387939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9187104916892387939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/17-ekim-2010-kasmpasa-trabzonspor-mac.html' title='17 Ekim 2010 Kasımpaşa 0 - Trabzonspor 7'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLvqLwmpYXI/AAAAAAAAAy4/T2fYVhVI6fE/s72-c/kas%C4%B1mpa%C5%9Fa+trabzonspor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2808220051727675708</id><published>2010-10-16T22:25:00.005+03:00</published><updated>2011-04-14T00:07:42.433+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>Trabzonspor İçin Büyük Fırsat</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;An itibariyle şampiyonluk yolunda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Trabzonspor&lt;/span&gt;'un en büyük iki rakibi de puan kaybetmiş durumda. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bursaspor berabere kalırken, bu sezon büyükleri avlayarak toparlanan Manisaspor, Beşiktaş'ı yendi.&lt;/span&gt; Böyle olunca biz de yarın ki üç maça gözümüzü diktik. Sivasspor'un her ne kadar Kayserispor'dan puan alması zor olsa da umut fakirin ekmeği. Galatasaray'ın Ankaragücü karşısında puan kaybetmesi hayli muhtemel. Zira Arda'sız Galatasaray çok aksıyor. Konyaspor'un feneri hayli zorlayacağını ve hatta en az bir beraberlik koparacağını düşünüyorum. Aykut hoca her ne kadar son demeçlerinde iyimser konuşsa da ben fenerin halen herhangi bir sisteme sahip olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden fenerin de puan kaybından ümitliyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLn-vq1GjHI/AAAAAAAAAyw/Eurd85vVdc0/s1600/glowacki.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 112px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLn-vq1GjHI/AAAAAAAAAyw/Eurd85vVdc0/s200/glowacki.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528730112478317682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gelelim Trabzonspor'a. Glowacki'nin tamamen iyileşmesi mükemmel bir haber. Abidik gubidik gollere son. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Glowacki büyük ihitimalle ilk onbirde oynayacak ve kasımpaşadan gol yemeyeceğiz. &lt;/span&gt;Ayrıca takım dinlendi. Eksikler giderildi. Şenol hoca muhtemelen hayli ofansif bir takımla sahaya çıkacak. Böyle olunca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kesin üst olur &lt;/span&gt;sayın bahisçiler. Benden demesi!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lan olm bir de yalnız biz yeniliyormuşuz da diğerleri hep üç puan alıyormuş. Böyle bir düşüncesi olanla için geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayallerde yaşıyor bazı ibneler!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2808220051727675708?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2808220051727675708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2808220051727675708' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2808220051727675708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2808220051727675708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/trabzonspor-icin-buyuk-frsat.html' title='Trabzonspor İçin Büyük Fırsat'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLn-vq1GjHI/AAAAAAAAAyw/Eurd85vVdc0/s72-c/glowacki.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8987719163113120730</id><published>2010-10-15T16:22:00.003+03:00</published><updated>2010-10-15T17:41:56.960+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarihçi Gibiyim'/><title type='text'>Külhanbeyi Sözlüğü</title><content type='html'>Malumdur; Osmanlı tarihi kültür mozağiyi ile adeta düşsel bir alemdir. İdari yapısından tutun da ekonomik teşkilatlanmasına kadar Osmanlı, 19. yy ortalarına dek hayli şaşalı bir portre çizmekteydi. İncecik detayına kadar tasarlanan bir çok teşkilatlanma beraberinde renkli kişilikler ve yapılar da üretiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Misal külhanbeyleri.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLhnwyOk_2I/AAAAAAAAAyo/bChSJVnxgDM/s1600/k%C3%BClhanbeyi.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 146px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLhnwyOk_2I/AAAAAAAAAyo/bChSJVnxgDM/s200/k%C3%BClhanbeyi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528282630411583330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Osmanlıda külhanbeyi, hamam ocağının yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'külhan'&lt;/span&gt;ın sürekli olarak yanması için o ocağa kömür atan kişidir. Bu kadar basit bir görevi icra eden kişilere verilen zaman içinde kullanımı oldukça lezzetli bir kültürel miras haline gelmiştir. 17. yy sonlarında teşkilatlanan ve hayli sıkı bir şekilde teşkilatlanan külhanbeylerini araştırmanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ise nacizane bir şekilde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ergun Hiçyılmaz&lt;/span&gt;'ın 3.10.2010 tarihli posta gazetesinde hazırlamış olduğu sayfadaki külhanbeyi sözlüğünü aktarıyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İhsan Oktay Anar&lt;/span&gt; okumuş kişilerin "aaa ben bunu biliyorum! aha lan şunu da biliyorum!" hissiyatı ile göz gezdireceği bu sözlüğü, en kısa sürede osmanlıca yazılışlarını da ekleyeceğimin sözünü vererek, sizlere sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Adadiyoz:&lt;/span&gt; ( Kabadayı&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Altıpatlar:&lt;/span&gt; Tabanca&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alengirli: &lt;/span&gt;Gösterişli&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alarga durmak: &lt;/span&gt;Uzak durmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anhut:&lt;/span&gt; Kalın kafalı&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ayak yapmak:&lt;/span&gt; Aldatmak, dalavere yapmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bitirim:&lt;/span&gt; Kabadayı, külhanbeyi&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Büzükdaş:&lt;/span&gt; Kafa dengi arkadaş&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Camadan:&lt;/span&gt; Üste giyilen külhanbeyi gömleği&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cartayı çekmek: &lt;/span&gt;Ölmek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cızlam:&lt;/span&gt; Kaçmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çaça:&lt;/span&gt; Hatılı kabadayı&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çivilemek:&lt;/span&gt; Bıçakla, çakı ile vurmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Delik:&lt;/span&gt; Hapishane&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dilgoz:&lt;/span&gt; Aptal&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dubara:&lt;/span&gt; Hile, yalan&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Erketeci:&lt;/span&gt; Gözcü&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Façasını almak:&lt;/span&gt; Mahçup etmek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Falçata:&lt;/span&gt; Bıçak, kama, şiş&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fertiği çekmek:&lt;/span&gt; Savuşmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Filisbit:&lt;/span&gt; Son derece sarhoş&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fisk mahalli:&lt;/span&gt; Kötü, ahlaka mugayir alanlar&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hacamat etmek:&lt;/span&gt; Ucu ipe sarılmış falçata ile yaralama&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayta:&lt;/span&gt; Serseri, havai&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaparoz:&lt;/span&gt; Havadan gelen para&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İbiği kaldırmak:&lt;/span&gt; Karşı gelmek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Klark çekmek:&lt;/span&gt; Reddetmek, menfi cevap vermek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lafa yekun tutmak:&lt;/span&gt; Konuşmaya son vermek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Leblebi:&lt;/span&gt; Tabanca kurşunu&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mangiz:&lt;/span&gt; Para&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mıhlamak:&lt;/span&gt; Bıçak, kama, şiş ile vurmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mırmır:&lt;/span&gt; Külhanbeyi&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nallamak: &lt;/span&gt;Öldürmek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oksulamak:&lt;/span&gt; Def etmek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Palamarı koparmak:&lt;/span&gt; Ayrılmak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pata çakmak:&lt;/span&gt; Selam vermek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pendifrank:&lt;/span&gt; Tokat&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pırpırı: &lt;/span&gt;Hovarda&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Polim:&lt;/span&gt; Yalan&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Racon kesmek:&lt;/span&gt; Muhakeme edip hüküm vermek&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sipari:&lt;/span&gt; Eğlenti&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tahkakoz:&lt;/span&gt; Polis, jandarma&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zoka:&lt;/span&gt; Tuzak&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zula etmek:&lt;/span&gt; Aşırılanı bir deliğe, bir yere saklamak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8987719163113120730?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8987719163113120730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8987719163113120730' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8987719163113120730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8987719163113120730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/kulhanbeyi-sozlugu.html' title='Külhanbeyi Sözlüğü'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLhnwyOk_2I/AAAAAAAAAyo/bChSJVnxgDM/s72-c/k%C3%BClhanbeyi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4581081059354002951</id><published>2010-10-14T11:45:00.005+03:00</published><updated>2010-10-14T12:14:11.483+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Bir Meşe Olarak Erman Toroğlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLbJRKQHf8I/AAAAAAAAAyg/-8VbygCPkeE/s1600/erman+toro%C4%9Flu.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLbJRKQHf8I/AAAAAAAAAyg/-8VbygCPkeE/s200/erman+toro%C4%9Flu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527826889290776514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Biraz agresif bir başlık oldu. Lakin bu önermeme katılmaycak kimse tanımıyorum. En azından ben tanımıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arda'nın uzun süreli sakatlığının bel fıtığı olduğu anlaşıldı. Tedavisi sürüyor. Arda ve Galatasaray ilişkisi üzerine konuşacak değilim. Benim mevzum Toroğlu'nun Arda'nın sakatlığı üzerine konuşması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş? Arda çok seks yapmış, o yüzden bu sakatlık olmuş. Peki bu çıkarımın temeli nedir? Futbolculuğunda Erman Toroğlu da bir dönem çok seks yapmış o yüzden aynı sakatlığı geçirmiş. O halde Arda da çok seks yaptığı için bu sakatlığı geçirmekteymiş. YUH.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana ne desek az gelir Toroğlu. Türkçe bilmezsin, atasözlerini yanlış söylersin, 20 yıl evvelinin mantığı ile futbolu yorumlarsın... ve tüm bunlara rağmen izlenirsin. Ama artık bu yaptığın iğrençlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arda, futbol kariyerinde hatalar yapmıştır. Yapacaktır. Bu sorumlu olduğu kişi ve kurumları ilgilendirir. Arda özel hayatında hatalar yapmıştır. Herkes gibi ve yapacaktır da. Bu ise kendisi ve en yakınları hariç kimseyi ilgilendirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLbJGHd6iPI/AAAAAAAAAyY/gQT2EnQqoxk/s1600/arda+turan+.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 173px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLbJGHd6iPI/AAAAAAAAAyY/gQT2EnQqoxk/s200/arda+turan+.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527826699564779762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İki laf edip bu gencecik futbolcunun tüm yaşamını alt üst etmeye ne hakkın var sayın meşe? Sen kimsin? İğrençlikte yeni bir level atladın. Tebrikler. Sayende Arda, Ntv ile yaptığı röportajda tıkandı kaldı. Ağlayacaktı zor tuttu kendini. Ara istedi. Sürekli olarak bunu diyen veya manşete taşıyan şerefsizdir dedi. Az dedi. İyi tuttu kendini. Helal olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinem Kobal'ın artistik icraatlarını da beğeniriz beğenmeyiz. iyi oyuncu veya kötü oyuncu. Ama bu kızcağızı da böyle meşenin birinin iğrenç bir şekilde medya malzemesi yapmasının savunulacak bir tarafı yoktur. Bu gençler ciddi bir ilişki yaşıyorlar. Ciddi olmasa da kimseyi ilgilendirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sayın meşe bu konuda atıp tutabileceğini düşünüyor. Ama suç bizde. Biz özellikle medyada böyle meşelere prim yaptırdıkça daha çok genç yeteneğimiz tvlerde ağlamaklı olur. (olacak o kadar didaktik son cümlesi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4581081059354002951?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4581081059354002951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4581081059354002951' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4581081059354002951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4581081059354002951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/bir-mese-olarak-erman-toroglu.html' title='Bir Meşe Olarak Erman Toroğlu'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLbJRKQHf8I/AAAAAAAAAyg/-8VbygCPkeE/s72-c/erman+toro%C4%9Flu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4336708417497272875</id><published>2010-10-13T09:56:00.003+03:00</published><updated>2010-10-13T12:11:24.054+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Sözlük kalmadı. Forum verelim?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3UWOF6tI/AAAAAAAAAyA/EuEvfdJbFYQ/s1600/ek%C5%9Fi+s%C3%B6zl%C3%BCk.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3UWOF6tI/AAAAAAAAAyA/EuEvfdJbFYQ/s200/ek%C5%9Fi+s%C3%B6zl%C3%BCk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527455309112928978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;internet kullanımının yaygınlaşması ve pratikleşmesi sayesinde birbirini hiç tanımayan sayısız insan yalnız bilgi değil çok çok başka şeyleri de rahatlıkla paylaşır hale geldi. ama biz işin bilgi kısmına bakalım. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ekşi sözlük&lt;/span&gt;, kuruluşundan itibaren türkiye'deki internet bilgi paylaşımına bambaşka bir boyut getirdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;otostopçunun galaksi rehberi&lt;/span&gt;'ndeki rehberden feyz alınarak yaratılan bu güzide oluşumun zaman içinde sayısız klonu yapıldı. taklitler orijinalini yaşattı ve ekşi sözlük bir fenomen oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk üç beş yılı çok güzel geçiren ekşi sözlük sonrasında çok sert ve hızlı bir deformasyona uğradı. önce ergenler sözlüğü foruma çevirdiler. ardından siyasi görüşleri ifade etme ve savunma modası ile sözlük ortamı ideolojik çatışma ortamına döndü. yozluk aldı yürüdü. geyik kısmı ise bel altına kaydı ve ucuzlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir durumda klonlarının da aynı kaderi paylaşması kaçınılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3Z2sRY-I/AAAAAAAAAyI/R67EplcXlOs/s1600/k%C3%B6t%C3%BC+s%C3%B6zl%C3%BCk.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 155px; height: 140px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3Z2sRY-I/AAAAAAAAAyI/R67EplcXlOs/s200/k%C3%B6t%C3%BC+s%C3%B6zl%C3%BCk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527455403728790498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;işte kötü sözlük'ün durumu&lt;/span&gt;. gördüğüm en hızlı yozlaşmayı ve ucuzlaşmayı yaşayan oluşumlardan biri. ben de yazarım. ama yazma hevesim kalmadı. sözlüğe girdiğim ilk zamanlarda elimden geldiğince bilim kurgu boşluğunu doldurmaya çalıştım. seri entariler yazdım. lakin olumlu ya da olumsuz hiç tepki almadım. bilim,edebiyat ve sinemaya dair birşeyler yazdım. yine tık yok. ama bir baktım ki belden aşşağıya sayıp söven, ideolojik fanatiklik yapan, iğrenç geyiklerle başlık açan yani popüler tabiriyle sözlük formatına uygun şekilde sözlüğün içine sıçanlar inanılmaz bir popülerliğe sahip oluyorlar. böyle bildiğin, baş tacı ediliyorlar. lakin popüler olmakla ilgili hiçbir hevesim olmadığı için bu tasvip etmediğim yola hiç girmedim. girmem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ara trabzonspor-liverpool maçlarını gaza gelerek an be an sözlüğe maç durumu entarileri yazdım. öncesi ve sonrası da trabzonspor analizi yaptım. lan bir baktım ki mesajlar geliyor. entarilerim favori oluyor. benim adımın başlığının altına entariler giriliyor. şaştım! sonra da bunu normal karşıladım. çünkü ne demişlet "alem göt olmuş"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;netice itibariyle sözlük alemleri, böyle saçma sapan şeylerin prim yaptığı ucubik oluşumlardır. o yüzden sözlük kurcalayanlara tavsiyem; ansiklopedik siteler ve araştırılan konu ile ilgili forumlara girmelerinin daha vakit kazandıran ve mide bulandırmayan bir girişim olacağını anlamalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3fGeoKhI/AAAAAAAAAyQ/54r9FtAW9vE/s1600/wikipedia.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 151px; height: 185px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3fGeoKhI/AAAAAAAAAyQ/54r9FtAW9vE/s200/wikipedia.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527455493865875986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;hele ingilizceniz varsa canım cicim arım balım peteğim &lt;a href="http://www.wikipedia.org/"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;wiki &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;yeter de artar bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4336708417497272875?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4336708417497272875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4336708417497272875' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4336708417497272875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4336708417497272875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/sozluk-kalmad-forum-verelim.html' title='Sözlük kalmadı. Forum verelim?'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLV3UWOF6tI/AAAAAAAAAyA/EuEvfdJbFYQ/s72-c/ek%C5%9Fi+s%C3%B6zl%C3%BCk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2775974084764781770</id><published>2010-10-12T10:08:00.009+03:00</published><updated>2010-10-13T12:11:52.313+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>il mi yaman beg mi yaman</title><content type='html'>her güne bir yazı sözümü daha ilk günden tutamadım lan. böyle bir rezillik olamaz. ama dün gerçekten koşturmacayla geçti. şimdi "size kaplumbağam ishal oldu" temalı geri zekalı günlük formatlı bir entari yazmayacağım. ama günümün yarısından fazlasını osmanlıca ve kpds meşgul etti diyebilirim. geri kalan kısmı da dünya işleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLRSYHdzEfI/AAAAAAAAAxw/ZojTZE1cZmM/s1600/osmanl%C4%B1ca+dersleri+1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 139px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLRSYHdzEfI/AAAAAAAAAxw/ZojTZE1cZmM/s200/osmanl%C4%B1ca+dersleri+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527133216964809202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;şimdi mevzu şudur. bu osmanlıca dediğimiz dil aslında bilim adamları tarafından Tarihi Türkiye Türkçe'si olarak adlandırılır. ama biz kısaca osmanlıca diyerek işi kolaylaştırıyoruz. yaklaşık bir haftadır okuldaki osmanlıca lisans derslerini takip ediyorum. ilk haftaları kaçırdığım için gerideydim. lakin bu haftasonu kafa patlatıp mevcut müfredata yetişme yolunda büyük çaba gösterdim. ve bunu başarmama az kaldı. dersin takip edildiği kitap ise Prof. Dr. Yılmaz Kurt hocamızın hazırlamış olduğu ve her sene güncellediği OSMANLICA DERSLERİ 1'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftasonu osmanlıca mesaim sırasında şunu anladım. atatürk'in dil devrimi inanılmaz bir ileri görüşlülük arz ediyordu. yani ilkokuldan beri ezberletilen şeylerden mada kendi tecrübemle bunu keşfetmem çok haz vericiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLRSdlKaRqI/AAAAAAAAAx4/8A57XKa2rLs/s1600/osmanl%C4%B1ca+kitap.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 142px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLRSdlKaRqI/AAAAAAAAAx4/8A57XKa2rLs/s200/osmanl%C4%B1ca+kitap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527133310835902114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;osmanlıca zilyon tane teferruat içeren, istisnaları kurallarından kat kat fazla olan ve matbu denilen matbaa basım değilse birinin el yazısından okunması hayli zor olan bir dil. evet çok zevklidir. eski belgeleri, yazıları orijinallerinden okumanın hazzı ne kadar da güzeldir. ama biz pencereye kurtuluş savaşı sonrasından bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atatürk baktı ki 11 milyonluk memlekette harften yazıdan bir haber 1o milyon kişi var. (bu en iyimser tahmin.) bir an önce okuma yazma seferberliği etmek gerektiğinde karar kıldı. ama bu kesinlikle osmanlıca ile olacak iş değildi. zire dediğim gibi hayli teferruatlı ve sabır isteyen bir dil. ama halkta ne o sabır ne de o güç vardı. sadece çocukları değil yetişkileri de okur yazar etmek gerekiyordu. bu yüzden yazıldığı gibi okunan batıyla benzeşen harflere sahip ve el yazısında deformasyonu minimum bir alfabeye geçiş kararı verdi. gerçi okuduklarıma göre bu kararı vermesi taa cephe çadırlarındaki uykusuz gece çalışmalarına dayanıyor. ama biz eylem zamanına bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylece millet olarak hızla okuma yazma oranı arttı. ufacık köylere kadar öğretmenler yollandı. sonrası ise şimdiki zamana kadar uzanan bir hüsran. bir yılda 6 kişiye 1 kitap ortalamalı, entellektüelliği dibe vurmuş bir milletiz. neyse bu başka bir yazının konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cumhuriyet dönemi muhafazakar tarihçiler - başta köprülü olmak üzere - bu dil devrimine hep olumsuz yaklaştılar. belki bir yönden haklıydılar. çünkü türk milletinin tarihinin en önemli ikinci dönemi sırf bu yazıyla yazılmıştı. kullanımdan kaldırmak tarih bilincine vurulan büyük bir darbeydi. tarih mesleğini icra edenlerden başka kimse milletinin tarihini kendi okuyamayacaktı. böylece bir yönüyle tarih sadece tarihçilerin tekeline kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eski belgeleri hızla tercüme ve tasnif etmek bu açığı giderebilirdi ama o da yapılmadı. osmanlı arşivinin %70 i ve belki de daha fazlası hala büyük bir kaos ile bilinmezin içinde yatıyor. bu da bu ülkenin ayıbıdır. aynı şekilde bu da başka bir yazının konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönem politikası olarak belki şu yapılabilirdi. seçmeli ders olarak osmanlıca öğretimine devam edilebilirdi. kültürel ve tarihi mirası koruma anlamında. ama bu da kim bilir ne gerekçelerle yapılmadı. eminim düşünülmüştür yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;netice itibariyle tarihimizin en önemli ikinci dönemini okuyabilmek için osmanlıca öğrenmek şarttır. bu yüzden ben de azimle bu işi halledeceğim. orta derece seftifikamı da bir daha ki sene en geç yaza alacağım. söz lan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yüzden ey osmanlıca hadi bakalım "il mi yaman beg mi yaman"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: yazının başlığında ve sonundaki bu sözü siz böyle duymadınız biliyorum. ilk fırsatta bunun da açıklamasını yapacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2775974084764781770?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2775974084764781770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2775974084764781770' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2775974084764781770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2775974084764781770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/il-mi-yaman-beg-mi-yaman.html' title='il mi yaman beg mi yaman'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TLRSYHdzEfI/AAAAAAAAAxw/ZojTZE1cZmM/s72-c/osmanl%C4%B1ca+dersleri+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1873763682609991918</id><published>2010-10-08T11:25:00.004+03:00</published><updated>2011-04-14T00:07:10.116+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>Trabzonspor'da düşe kalka istikrar</title><content type='html'>Liverpool sonrası 6-1 lik sivasspor galibiyeti ile lige aynı hızla devam edeceğimizi düşünmüştüm. lakin peş isıra gelen antalyaspor ve manisaspor maçlarındaki puan kayıpları biz taraftarı biraz düşündürdü. takım temposunu kaybetmişti. kilitlendiği anlarda maçı çözmesi gereken oyuncular uyuyordu. herşeye rağmen bulduğumuz net gol pozisyonları da teo tarafından hunharca harcanıyordu. hal böyleyken şenol hoca'nın ne yapıp edip takımı ayağa kaldırmasını bekledik. radikal kararlar almasını bekledik. ama o kadro istikrarını korumaktan yana karar kıldı. gerçi pek de alternatifi olduğunu söyleyemeyiz ya neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle bir kadroya bakıp son haftalardaki oyuncu seçimlerini de değerlendirirsek şenol hocanın kriterinin koşan, pres yapan ve rakibi yıldıran oyuncu karakterine sahip olmak olduğunu gördük. bu yüzdendir ki burak yılmaz tüm kabiliyetsizliğine rağmen banko oynuyor. yabancılardan son haftalarda verim alamıyoruz. colman tutuk, teo her pozisyonu kaçırıyor ve çok ofsayta düşüyor, alanzinho kalabalık savunmada kayboluyor ve jaja kenarda oturuyor. yattara ise adeta hayalet gibi. hiç insiyatif kullanmıyor ve durumu idare etme modunda oynuyor. bir de cale var tabi. kesinlikle takımın en çürüğü. rakip takım kim olursa olsun girdiği tüm pozisyonlara cale'nin tarafından giriyor. sezon başından beri söylüyorum(z); cale bu takıma yakışmıyor. fiziği zayıf ve sürekli kademe hatası yapıyor. son olarak beşiktaş maçında hilbert, cale sayesinde yıldızlaştı. şenol hoca alternatifsizlikten onu oynatıyor. ama artık mustafa yumlu'da yaptığı gibi bir süpriz oyuncu ortaya çıkarabilse ne güzel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerliler ise yabancılardan çok daha iyi. onur son haftalardaki formsuzluğundan kurtuluyor. egemen top geçer adam geçmez sitili ile rakip takım ofansiflerinin kabusu. ceyhun her zaman ki düz ritminde devam ediyor. serkan balcı bana göre son haftalarda form grafiğini inanılmaz yükseltti. sürekli kendini aşıyor. inanılmaz biz özveri ile oynuyor. haddinden fazla koşuyor, top çalıyor, kanat akını yapıyor ve yeri geliyor birebir pozisyonlarda akıllıca insiyatifler kullanıyor. son haftalarda takımın iki yıldızından biri. diğeri de beşiktaş maçındaki performansı ile engin baytar. işine bakıp futbola konsantre olursa bu takımda alanzinho yedek kalır. inanılmaz adam eksiltiyor engin. ama hala bencillğini üzerinden atamamış. bir de oyun kurmayı ve gol pası vermeyi öğrense milli takımın göbeği dahi ona emanet olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik gözüme çarpanlar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şenol hoca ise basının abartmalarından bıkmış olduğunu dile getirdi. iki maç kazanınca kral, bir maç kaybedince çöküşteki takım ilan ediliyoruz. bu yüzden medyaya "benden demeç beklemeyin işimize bakacağız" dedi. zaten iki satır yazıyorlardı hakkımızda artık hiçbirşey yazmazlar heralde. şurda iki hafta daha üstüste maç kazanalım yine "karadeniz fırtınası esiyor", "kaplanlar avda", "bordo mavi kabus" falan filan yazarlar. ama sakin olmak lazım. akıllı olmak lazım. işimizize bakmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha var ama ara transferde acilen cale'nin mevkisine birini almamız gerek. forvet sorunu ise hala çözülemesi. şenol hoca jaja'yı orta alanda kullanacağını söylemişti. ama hala jaja'nın takımdaki görevi ne tam olarak belli değil. bekliyoruz. şenol hoca'nın vardır bir planı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teo allahını seversen adam gibi vur şu topa da bari direkten dönsün lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edit: umut bulut ile ilgili hala kara bulutlar var. aydınlanmadan birşeyler söylemek yanlış olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1873763682609991918?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1873763682609991918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1873763682609991918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1873763682609991918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1873763682609991918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/10/trabzonsporda-duse-kalka-istikrar.html' title='Trabzonspor&apos;da düşe kalka istikrar'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8522233679633190248</id><published>2010-09-16T10:39:00.014+03:00</published><updated>2011-04-14T00:06:36.210+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>Trazonspor'da son durum</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Ligin Durumu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;spot toto süper lig tüm kargaşasıyla devam ediyor. fenerbahçe ve galatasaray'da sular durulmuyor. bursaspor ise valencia malubiyeti ile şokta ama bakalım bu şok lige yansıyacak mı? kayserispor ise sağlam oyunuyla "ben de varim diyor". beşiktaş, schuster ile sağlam bir çıkışa geçti ve dileğimiz avrupada da bu çıkışı sürdürmesi. ligin geri kalanı da bildiğimiz gibi. küme düşmeme ve orta sıralara tutunma mücadelesi her takımın çapı çerçevesinde sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJHLk3a7l6I/AAAAAAAAAwI/27yk0P9cdkM/s1600/antreman.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJHLwcOASXI/AAAAAAAAAwQ/sP8rj0y5rT8/s1600/antreman.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJHLwcOASXI/AAAAAAAAAwQ/sP8rj0y5rT8/s320/antreman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517415051574659442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Trabzon&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;spor&lt;/span&gt; ve Şenol Hoca&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;taraftarı olduğum &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Trabzonspor&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;, bana göre ligde tüm takımlardan çok daha farklı bir pozisyonda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:130%;" &gt;Bordo &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);font-size:130%;" &gt;Mavi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; fırtına, öncelikle ligin en en istikrarlı takımıdır. hem kadrosu hem de oyunu ile oturmuş bir anlayışla devam etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIOH-WbSPI/AAAAAAAAAwY/v733hdDVH1U/s1600/Senol_Gunes.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 256px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIOH-WbSPI/AAAAAAAAAwY/v733hdDVH1U/s320/Senol_Gunes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517488023641213170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;benim gözümde&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; ligin en büyük teknik adamı Şenol Güneş&lt;/span&gt;, yalnızca teknik değil felsefi anlamda da üstün bir spor adamı. puan kaybedilen maçlardan sonra &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"bizim işimiz mazeret değil sonuç üretmek. ligde herşey olabilir. özellikle hakem hataları ile her zaman karşılaşılır. ama bizim bunları da aşacak bir oyun sergilememiz lazım"&lt;/span&gt; şeklindeki açıklamaları ise bence alkışlanmalı. sürekli mazeret üreten ve uzun süredir hiçbir numarasını göremediğimiz rijkaard efendinin daha önce ki kariyeri referans alınarak kendisine eşi görülmemiş bir kredi veriliyor. öte yandan bakıyoruz; aykut kocaman, aldığı enkazı düzeltmek için çabalıyor. bir anlayış getirmeye çalışıyor takıma. ama yerden yere vuruluyor. hani bildik yorum var ya, yabancılara şöyle prim böyle prim ama türk olunca hemen "vur abalıya". yılların lafıdır. yavandır, çiğdir ama her zaman doğrudur. futbolcu ya da teknik adam farketmiyor. maalesef türk futbolu bu anlayışı aşamadı. neyse bu başka bir yazının konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şenol Güneş, takımın başına geçtiği andan itibaren çok bariz bir değişme ve gelişme oldu bordo mavi camiada. oynanan futbolun kalitesi, mücadele hırsı, Şenol Hoca'nın mütevazi ve aynı zamanda teknik açıklamaları taraftara o kadar olumlu yansıdı ki; yıllar evvelinin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Avni Aker Cehennemi&lt;/span&gt; yeniden başgösterdi. artık aileler, yaşlılar, kadınlar... herkes stada büyük bir coşkuyla gidiyor. çünkü herkes biliyor ki bu takım güzel oynayacak, ayak topuna kafa sokacak, kaleci terse yatacak, defansın beli kırılacak, yesek bile daha çok gol atılacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Liverpool' a Rağmen İstikrar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIVYrJZwSI/AAAAAAAAAwg/VT14LwgdND0/s1600/6-1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 209px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIVYrJZwSI/AAAAAAAAAwg/VT14LwgdND0/s320/6-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517496007125483810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;6-1'lik sivas galibiyeti istikrarlı süren uzun sürecin patlama noktasıdır. liverpool'a elenmemiz ise gayet doğaldır. premier ligin baba takımıdır liverpool. üstelik oyunumuzla ezilmedik. hatta direkten döndük. az kalsın eliyorduk adamları. son dk golleri ve tecrübeleri ile yendiler bizi. ama takımımızla gurur duyduk. neticede sübyan gençlere yenilmedik. (öhöm neyse)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yedinci gol için kaleye top süren alanzinho'ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"gitmeeeğğ, atma amına goyim atmaağğ"&lt;/span&gt; diye bağıran taraftar kadar bu hafta beni neşelendiren bir şey yoktu. plaka dursun diye adam yedinci golü istemiyor. inanın 10 olsa istemez. 6-1'i tercih eder. enteresan tabi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Trabzon&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;spor&lt;/span&gt; ve Transferleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sene bence en karlı transferleri Trabzonspor yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIc87IZ_QI/AAAAAAAAAwo/wfMnITGC_oU/s1600/yattara.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 268px; height: 188px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIc87IZ_QI/AAAAAAAAAwo/wfMnITGC_oU/s320/yattara.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517504326472957186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;uzun süreli bir sakatlıktan çıkan Yattara için "artık futbol oynayamaz. Yattara bitmiştir..." gibi laflar ediliyordu. ama bu adam böyle konuşan herkesin yüzünü kara çıkardı. heyecanla bekleyen taraftarı ise sevince boğdu. attığı goller ile yıldız olduğunu bir kez daha tescilledi. aynı zamanda asistleri ve oyun içi pasları ile tamamen kafasından sildiği bencilliğiyle kaptanlığa yaraşır olduğunu kanıtladı. ilk büyük transfer budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIdyDKtF9I/AAAAAAAAAww/sbkVRO-iY6U/s1600/alanzinho.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 275px; height: 183px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIdyDKtF9I/AAAAAAAAAww/sbkVRO-iY6U/s320/alanzinho.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517505239163148242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Alanzinho'ya geçelim. geçen sezonki fizik kondisyonun düşüklüğü yüzünden bir türlü istediği oyunu sahaya yansıtamayan, sansıtsa da uzun süreli olarak bunu devam ettiremeyen alanzinho, artık gerekli fizik kondisyonuna sahip o yüzden sahanın tozunu attırıyor. asistleri ve kurduğu oyunları ile her defansın kesinlikle ekstra önlem alması gereken biri. tıpkı yattara gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIeVR2xrhI/AAAAAAAAAw4/iUPM9QxnwM0/s1600/teofilo.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 246px; height: 176px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIeVR2xrhI/AAAAAAAAAw4/iUPM9QxnwM0/s320/teofilo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517505844401516050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen sezonu golsüz kapatan ve büyük bir hayal kırıklığı yaratan Teofilo ise bu sezon tam manasıyla coştu. Bursaspor ile yaptığımız kupa finalinde 3 gol birden atan Teo, yüksek bir gol ortalaması ile oynuyor. şimdilik 4 gol ile krallıkta lider. bu performansla devam ederse muhtemelen gol kralı olur. ama yine de özlem duyulan forvet, umut ve teo toplamı olan Fatih Tekke'ydi. Lakin istifası daha soğumamış olan Hacısalihoğlu'nun taş koyması yüzünden Fatih Beşiktaş'a gitti. haklıdır da. çünkü ailesi rusya'ya uyum sağlayamadı. memlekete dönmek istiyordu. ilk fırsatı da değerlendirdi. şimdi biz umut ve teo ile ne kadar yol alırız ona bakmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önceki sezon kadroda olan fakat parlamayan yıldızların bu büyük yükselişi ile trabzon zaten 3 transfer birden yapmış sayılır. benzer şekilde takımın diğer oyuncularının da performanslarının yükselişi ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen sezonun ortalarında şenol hoca ile kaleye geçme fırsatı bulan onur, performansı ile çok büyük övgü topluyor. Trabzonspor'un kaleci sorunu bitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;defansın sağına kesinlikle transfer gerekiyordu. cale fizik olarak hala yetersiz. hem fenerbahçe hem de liverpool maçında golleri sağdan yedik. fakat engin baytar'ın kadroya tekrar katılışı ile sağ kanattaki hücum gücünün artışı, sağlı sollu saldırmamız karşı takımın direncini düşürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIeuD_xF1I/AAAAAAAAAxA/lPdYutJtlG4/s1600/jaja.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 271px; height: 186px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJIeuD_xF1I/AAAAAAAAAxA/lPdYutJtlG4/s320/jaja.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517506270177859410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;jaja ise golcü olarak alındı. ama şenol hoca kendisinden 10 numara olarak orta sahada oynatıyor. ilk maçlarda belli olmaz ama ilerleyen haftalarda bu kararın ne kadar doğru olduğunu anlayacağız. şenol hoca boş iş yapmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısaca, takım kendi potansiyelini kullanarak büyük yükselişe geçmiştir. tek büyük mimar Şenol Güneş'tir. takım olur da tökezlese dahi Şenol Hoca'ya güvenmeliyiz. desteğimizi sürdürmeliyiz. bu takım daha çok yüzümüzü güldürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;son söz:&lt;/span&gt; herşeye rağmen medya, Trabzonspor'u ölümüne görmezden geliyor. özellikle hıncal uluç, yemin etmişcesine konuçmuyor Trabzonspor hakkında. böyle adamlar var yine. en ufak tökezlemede şenol hoca'ya aç kurt gibi saldırmayı bekleyenler var. bu adamlara prim vermememiz camiamızı iyi desteklememiz gerekiyor. biz başarılı olursak zorunlu olarak zaten bahsedecekler bizden. tıpkı kupayı ve şampiyonluğu fenerin elinden aldığımız zaman ki gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8522233679633190248?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8522233679633190248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8522233679633190248' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8522233679633190248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8522233679633190248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/09/trazonsporda-son-durum.html' title='Trazonspor&apos;da son durum'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TJHLwcOASXI/AAAAAAAAAwQ/sP8rj0y5rT8/s72-c/antreman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4602782725232330133</id><published>2010-06-20T13:09:00.010+03:00</published><updated>2011-05-26T11:26:21.518+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Prestijli Bir Kitap ve Filmi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pizJc1HI/AAAAAAAAAuA/GT1QTVD7XrI/s1600/prestige+kitap.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 207px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pizJc1HI/AAAAAAAAAuA/GT1QTVD7XrI/s320/prestige+kitap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484796705261802610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çok değil, bundan yirmi en fazla otuz yıl önceye baktığımızda, eğlence sektörünün ağırlığının sirkler, lunaparklar ve sihirbazlık gösterilerinde hissedildiğini görüyoruz. Bir şehir ya da kasaba için eğlence dünyalarının dönüm noktası, yaşanılan yere sirk gelmesi ya da hafta sonları gidilen lunaparklardı. Bu iki sektörün içinde de yer alan sihirbazlık gösterileri ise, hayal gücümüzü gıdıklayan, ağzımızı açık bırakan ve çocuklar için kariyer seçimine büyük etkisi olan anlardı. Maalesef bu seçimin önü ebeveynler tarafından her daim kesilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan televizyonun ve sinemanın durdurulamaz yükselişi ile artık kanlı canlı yaşadığımız eğlenceler tek boyutluluğa hapsoldu. Evimizde oturarak ya da sinema salonuna kurularak, mağaradaki gölgelerle kendimizi eğlendirdik. Hala da bu duruma hapsolmuş bir şekilde devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tutsaklığımızın başlamasından yaklaşık seksen yıl öncesinde geçen sihirli bir hikâyeye bakacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christopher Priest&lt;/span&gt;’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor. İzleyici eğlense de eğlendiren kişinin aslında ne kadar çok çalıştığını, ne kadar minik ayrıntılar için günlerini haftalarını harcadığını ve bazen canını ortaya koyduğunu anlatan bu güzel hikâye okumanız için sizleri bekliyor. Sihirbazların dünyasının kapıları ardına kadar açılıyor!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pPWmrnBI/AAAAAAAAAtw/QVNVDn_AGfU/s1600/p1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 258px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pPWmrnBI/AAAAAAAAAtw/QVNVDn_AGfU/s320/p1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484796371182263314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Filmini izledim ya kitabını okumasam da olur” gibi bence cahilce bir düşüncenin içine düşmeyeceğinizi biliyorum fakat ben yine de birkaç noktaya değinmek istiyorum. Kitabın film uyarlaması ile bence kariyerinde aşılması zor bir başarıya imza atan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christopher Nolan&lt;/span&gt; ve yazar kardeşi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jonathan Nolan&lt;/span&gt;, serbest bir uyarlama yapmışlar. Kitabın başlangıcı, kurgusu, finali ve kişiler arasındaki ilişkilerin yapısı gibi birçok unsur filmde bambaşka bir şekilde karşımıza çıkıyor. Nolan kardeşler kitaptan ilham almışlar ve kendi hikâyelerini anlatmışlar diyebiliriz. Bu anlamda iki farklı sanat eseri ile karşı karşıyayız. Tıpkı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fight Club &lt;/span&gt;gibi film, kitabı biraz daha aşmış gibi bir görüntü çiziyor. Yine aynı şekilde yazar kitabının sinema uyarlamasından hayli memnun kalmış. Hatta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chuck Palahniuk&lt;/span&gt;, kendi söylemek istediklerini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Fincher&lt;/span&gt;’ın filmde daha iyi ifade ettiğini bile söylemişti. Benzer bir durum Prestij’in film uyarlaması için de söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum; bir sihirbazlık kitabı ile karşı karşıya olduğumuz için öyle ince ince ayrıntılara girecek ve spoiler verecek halim yok. Yalnızca ana hatları ile Prestij’in nasıl bir kitap olduğunu ifade edeceğim. Kesinlikle özet gibi düşünmeyin zira her ne kadar bazen zorunlulukla bu yola girsek de özet denen şeyden nefret ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Laika Yayınları&lt;/span&gt;’ndan çıkan kitabın bende 2006 baskısı var. Her türlü eleştirimi de bu baskı üzerinden yapacağım. Belki diğer baskılarda mevcut hatalar düzeltilmiştir. Umarım düzeltilmiştir. Tasarım olarak pek de başarılı olmayan fakat baskı kalitesi olarak sınıfı geçen bir kapak var. Kâğıt kalitesi de aynı şekilde iyi. Fakat ne sayfa düzeni ne de dizgi için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Sayfanın ortasına hizalanan sayfa sayısı pek de kullanışlı olmuyor. Ayrıca çevirideki hatalar çok göze batıyor. Türkçe'deki bariz dilbilgisi hataları da çeviriyi ele veriyor. Dizgiye ise söyleyecek söz bulamıyorum. Çünkü yanlış dizgi yüzünden sık sık okuma hızım kesildi. Tüm bu açılardan basım olarak sınıfta kalan bir yayınımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi asıl ilgilendiren kısma geçelim. Üç farklı zaman dilimine ve dolayısıyla üç farklı nesle yayılan hikâyemiz oldukça esrarlı olsa da girişi hiç de esrarlı değil. Lakin yazar ustalığını gösteriyor ve hiç sıkılmadan esrarlı bölüme akıp gidiyoruz. Esrarlı ve sihirli yerler ise yüz yıl önceye gittiğimizde başlıyor. Kitabın dörtte üçlük bölümü günlük şeklinde yazılmış. Bu yüzden bazen yorucu veya monoton bir hal alabilecekken yine yazarımızın ustalığı sayesinde her sayfanın bir öncekinden daha fazla istekle çevrilmesine yol açıyor. Günlükler, sihirbazlık mesleğinin tavşan deliğine bir bilet gibi. Haddinden fazla ayrıntı ve bilgi ile okuyucunun bu yabancı ortama iyice alışması sağlanıyor. Filmdeki ve kitaptaki en büyük ortak yan hikâyenin iskeleti. Döneminin en büyükleri arasına girmiş iki sihirbazın ölümüne mücadeleye kadar varan çekişmesini okuyoruz. Önceden de dediğim gibi, geri kalan tüm kurgu filmde değiştirilmiş.&lt;br /&gt;Evet, arada sırada filme de değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımıza yakın bir dilimde geçen girişten sonra hızla geriye dönüyoruz. Yüz yıl öncesine. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alfred Borden&lt;/span&gt;’in hikâyesini günlüğünden okuyoruz. Tüm öyküyü tek taraftan takip ediyoruz. İşte o bahsettiğim sihirbazlık üzerine olan sayısız ayrıntı günlüklerin her yerine serpiştirilmiş durumda. Borden’ın hikâyesi boşluklarla bitiyor ki bu çok normal. Sonra günümüzden otuz kırk yıl öncesine dönüyoruz ve iki nesli birbirine bağlayan ikinci büyük olayı yaşıyoruz. Sonra tekrar günümüze gelip olayın yankılarının izlerine hafiften göz atıyoruz. Ardından gelen dördüncü bölüm ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rupert Angier&lt;/span&gt;’ın günlüğünün sayfalarına dalıyoruz. Alfred Borden’ın hikâyesini de kapsayan ve o hikâyedeki boşlukları dolduran kısım burası. Kitabın, yarısına yakınını dolduruyor. Alfred’in anlattıklarını bambaşka bir açıdan tekrar okuyor ve açılan bir gizem perdesinin yanında birkaç tanesinin daha ortaya çıktığını görüyoruz. İşte burada bilimkurgu ve mistisizmin sularına iyice dalıyoruz. Hatta kitaba kıyasla film, bu noktadan sonra bize oldukça gerçekçi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pVRspXcI/AAAAAAAAAt4/DWM03KzAxFc/s1600/p+tesla.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 180px; height: 233px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pVRspXcI/AAAAAAAAAt4/DWM03KzAxFc/s320/p+tesla.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484796472944319938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Nolan’ın bilimkurgu adına yalnızca bir tek fikri alıp bizi yeteri kadar bilimkurguya ne kadar doyurduğuna şaşıyoruz. Fakat bir hayal kırıklığı yaşamamak elde değil. Çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tesla&lt;/span&gt;, filmdeki gizeminde ve karizmasından maalesef hayli yoksun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Tesla’lı kısımlarda filmdeki heyecan duyulmuyor. Belki de bu hissin sorumlusu filmdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pH5C8vjI/AAAAAAAAAto/M4LLy6Lcmos/s1600/p2.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pH5C8vjI/AAAAAAAAAto/M4LLy6Lcmos/s320/p2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484796242988678706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yazar, iki sihirbazın da iç dünyası; karamsarlıkları, heyecanları, aşkları, tutkuları ve hikâyenin can damarı olan saplantılarını günlükler yolu ile aktarmayı gerçekten çok başarılı uygulamış. Nolan da günlüklere gereken önemi filminde vermiş bulunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir zaman diliminde geçen filmin aksine üç farklı zaman dilimine yayılan hikâyesiyle kitabın finali de gerçekten heyecan verici ve hayli depresif. Son sayfayı çevirdiğinizde siz de sabit bir noktaya birkaç dakika bakıp, düşünüp derin bir nefes vereceksiniz. Bunu yapmıyorsanız eğer filmde yapacağınıza eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine sayfalarca yazılacak, saatlerce konuşulacak bir kitap ve kitabın film uyarlaması ile karşı karşıyayız. Detaylar üzerine söylenecek çok şey var. Fakat henüz ne kitabı okumuş ne de filmi izlememiş ya da içlerinden yalnızca birini yapmış olanlar için yalnızca bir haberdar etme yazısını okuduğunuz için biz bu ayrıntıların hiçbirine girmeyeceğiz.&lt;br /&gt;İki sanat eserini de tüketmeden önce size tek tavsiyem var, bu maceralara adım atmadan önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendinizi kandırılmaya hazırlayın&lt;/span&gt;. Daha doğrusu bunu isteyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Are watching closely?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4602782725232330133?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4602782725232330133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4602782725232330133' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4602782725232330133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4602782725232330133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/06/prestijli-bir-kitap-ve-filmi_20.html' title='Prestijli Bir Kitap ve Filmi'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TB3pizJc1HI/AAAAAAAAAuA/GT1QTVD7XrI/s72-c/prestige+kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5377445203083881166</id><published>2010-06-13T10:20:00.005+03:00</published><updated>2011-04-14T00:06:07.438+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>FATİH SULTAN TEKKE</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TBSG2OLeg6I/AAAAAAAAAsw/it7CR7s5iX8/s1600/tekke.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TBSG2OLeg6I/AAAAAAAAAsw/it7CR7s5iX8/s320/tekke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482154912494027682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Vatan&lt;/span&gt; gazetesinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Trabzonspo&lt;/span&gt;r'la ilgili küçücük bir haber vardır. Bazen hiç olmuyor ve buna da şükür. Yani kupa almış takımın haberi için 5 cm karelik alan ayırıyorsunuz! Bravo! Hadi bizi geç, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bursaspor şampiyon olmuş&lt;/span&gt;! Adamlar devrim yapmış. Onlara da aynı muamele. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Sezonu büyük bir hüsranla bitiren fenerbahçenin ise tam sayfa haberi.&lt;/span&gt; Üstelik asparagas haber. Neymiş "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ronaldinho'yu kesin alırız demiyorum ama zorlarım&lt;/span&gt;" demiş başkan. Haber bu. Üstüne yaz babam yaz saçmalığı.  Zaten Türk spor medyasında neyin ne olduğunu artık sokaktaki çocuk biliyor. Sezar'ın hakkı kesinlikle Sezar'a verilmiyor. Şerefsizlik diz boyu! Neyse şimdi sinirlerimi hoplatmayayım. Biz mevzuya dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, bu minicik haberde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şenol Güneş&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tekke&lt;/span&gt; ile telefon görüşmesi yapıp &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;"Seni aramızda görmek bize güç katar"&lt;/span&gt; dediği yazıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tekke &lt;/span&gt;de Rusya'da mutsuz olduğundan bu olaya sıcak bakıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin ne altında ne üstünde bir isim veya bir kaynak yok. Hani olay doğru bile olsa neden inanalım? Adamın biri yer dolsun diye işkembeden yazdı muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arkadaşım biz diğer büyük takım taraftarı gibi değiliz. Bize hakiki haber vereceksin. Biz kendimizi eğleyecek üstüne geyik yapıp ne kadar büyük olduğumuzu sayıklayacak insanlar değiliz. Biz herkesten duygusalız ama biz gerçekleri istiyoruz. Yalan üzerine umut inşaa etmeyiz biz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Biz karadenizliyiz olm! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fatih'in Trabzonspor'a gelmesini istemeyen kişi bence Trabzonsporlu değildir arkadaş.&lt;/span&gt; Sen kendi yörenin çocuğunu ne olursa olsun bağrına basmazsan senin Trabzonlu olma özelliğin yitip gitmiş demektir. Evet neticede bu bir profesyonel meslektir.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Lakin 6 senelik şampiyonluğu bu amatör bu duygusal ruh kazandı. Rahmetli babam ve amcam hep anlatır. O zamanlar takım sahaya çıktığında &lt;span style="font-size:130%;"&gt;kimse ben demezmiş.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yalnızca biz varmış! &lt;/span&gt;Yalnızca Trabzonspor varmış. Ne prim ve jip ne villa? Yalnıza bordo mavi varmış. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde Şenol Hoca'nın bu ruhu yeniden uyandırdığını hissediyorum. &lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Mütevaziliği ve olaylara gerçekçi bakışı ile bence artis ve hayalci Fatih Terim'den fersah fersah büyük spor adamıdır Şenol Güneş.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;u an dünya kupasında üçüncü dünya ülkeleri top koştururken biz antreman yapıyorsak bunun mesulu Fatih Terim efendidir.  Bunun yanında hala bir dünya üçüncülüğünden bahsediyorsak bunun mimarı da Şenol Güneş'tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Görüyoruz Beşiktaş'a , Galatasaray'a ve Fenerbahçe'ye gelen dünyaca ünlü hocaları. Sıçıp batırıp geri dönüyorlar. Niye? Çünkü burada işler zor. Kimse destek olmaz, herkes köstek olur burda. Öyle tesisler, topçular 5 yıldızlı hazır bekliyor olsa zaten tüm antrenörler kral olur burda. Ama işler öyle değil. Çok övülen o hocalar geçen sezon Şenol Hoca'nın takıma geldiği sırada gelseydi, acaba hangisi Şenol Güneş'in gösterdiği başarıyı gösterecekti? 3 haftaya kalmaz istifayı basar ya da tazminatı alır giderdi ki genelde ikincisi oluyor. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Son olarak bakınız: Daum! Nasıl balon olduğu ortaya çıktı. Bursa bir gol yese Daum kral olacaktı. Ama yemedi ve Daum "yüzü bile görülmek istenmeyen adam oldu" işte bu bir camianın iki yüzlülüğünü gösteriri. Kimse gücenmesin arkadaş. Ben olaya dışardan bakan bir gözlemciyim. Kahvede orda burda maç izlerken, ben maçtan çok insanları izliyorum ve iki yüzlülüğü onların suratında görüyorum. Küfürlerinde duyuyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibariyle Trabzonspor bir daha ki sezon şampiyonluğun en büyük adaylarından biridir. Kimse de karşı gelemez bu duruma. Kusura bakmayın fanatiklik bazı gerçekleri örtmüyor. Umarım Bursa'da aynı başarıyı devam ettirir ve hep aynı artis takımların kendi kendilerine oynadıkları büyüklük oyunları sona erer!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5377445203083881166?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5377445203083881166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5377445203083881166' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5377445203083881166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5377445203083881166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/06/fatih-sultan-tekke.html' title='FATİH SULTAN TEKKE'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/TBSG2OLeg6I/AAAAAAAAAsw/it7CR7s5iX8/s72-c/tekke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-7158981982146359777</id><published>2010-05-17T10:59:00.011+03:00</published><updated>2010-05-17T12:01:14.933+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Türk Futbolunda İkinci Anadolu Devrimi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_EBe7EAllI/AAAAAAAAAsI/l53VB-SXHIg/s1600/15mart4.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 128px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_EBe7EAllI/AAAAAAAAAsI/l53VB-SXHIg/s200/15mart4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472156652994074194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dün akşam 22:00 civarında&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt; Bursa&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 204);"&gt;spor&lt;/span&gt; futbol tarihinde şampiyon olabilen ikinci Anadolu takımı olarak adını tarihe yazdırdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Her yer &lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);"&gt;yeşil&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 255, 204);"&gt;beyaz&lt;/span&gt;! Tebrikler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz olan bitenin kritiğini yapalım. Ben sportif kritik yapabilecek yetkinlikte değilim. Ancak fikir beyan ederim. Lakin iş kültürel ve tolumsal değmelere gelince orada söyleyecek iki çift lafım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_EB3xfySWI/AAAAAAAAAsQ/BDoEygbCxKo/s1600/7a7590eae4c26f494a521a9c52bab288_1267772442.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_EB3xfySWI/AAAAAAAAAsQ/BDoEygbCxKo/s200/7a7590eae4c26f494a521a9c52bab288_1267772442.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472157079922952546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Fener&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 0);"&gt;bahçe&lt;/span&gt;- &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Trabzon&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;spor&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;maçını bir kahvede izledim. Bir tarafta biz bu maçı izlerken diğer ekranda &lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Bursa&lt;/span&gt;spor-Beşiktaş maçı izleniyordu. Derken Fener uiza ile golü buldu. Sezon boyu küfür yiyen Guiza, Fener'i şampiyon mu yapacaktı? Fenerliler çıldırdı tabi. Artık onlar zihinlerinde çoktan şampiyondular. İlginçtir Trabzonspor ise maçı Fenerbahçe'ye vermek için her türlü hamleyi gerçekleştiriyordu. Birden çok utandum ve üzüldüm. Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kaleci Onur'un müthiş kurtarışları ve Egemen'in defansta Feneri tek başına durduruşu&lt;/span&gt;, tekrar düşünmemi sağladı. Kuzenimin de bir kaç telkini ile bizim takımın Şükrüsaraçoğlu stadının atmosferi neticesinde bildiğin oynayamadığına karar verdim. Yoksa; madem maçı verecektik, o kadar adamla anlaşıldı da Onur ve Egemen ile (hatta Giray ve Serkan'ı bile işin içine katabiliriz) mi anlaşamadılar? Kahvede birinin yorumu beni kopardı; "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Aziz Yıldırım çok önemli bir stratejik hata yapmış la! Kaleciyi satın almamış!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kendi futbolcularının ne anasını ne bacısını bırakan Fenerbahçeli taraftarların&lt;/span&gt; çığlıkları arasında &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Trabzonspor Burak ile golü buldu.&lt;/span&gt; Ani bir sessizlik çöktü. Stada ve belki de milyonlarca kahveye. Trabzonsporluların sevineceği çok bir durum yoktu. Kupayı almıştık. Üstüne bir de Fenerbahçeyi şampiyonluktan etmek güzel olacaktı. Ama olmasa da olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalar geçerken &lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Bursa&lt;/span&gt;'nın golleri geldi. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Fener&lt;/span&gt;liler küfür dozlarını arttırdı. Daha ne kadar adice küfür edebilirler derken beni de şaşırttılar ve kendilerini aştılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tabi bu küfür olayı &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Fenerbahçe&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;taraftarına has değil, her takımın taraftarı yapıyor bunu. Ama mevzu Fenerbahçe üzerinden akıyor. Kimse alınmasın! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fener atak üstüne atak yapıyordu. Herkes gol kaçırıyordu. Direkten de dönen bir top ile iyice çıldırdı herkes. Tüm bunların üstüne reflekslerine anlam veremediğimiz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onur&lt;/span&gt;, öyle kurtarışlar yapıyordu ki, dersin milli maç anasını satayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_ECAkX1AoI/AAAAAAAAAsY/Z_vZoBM5RKk/s1600/aa_0448_16052010225944753_r_spo_20100516000000_ist449_d.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_ECAkX1AoI/AAAAAAAAAsY/Z_vZoBM5RKk/s200/aa_0448_16052010225944753_r_spo_20100516000000_ist449_d.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472157231018738306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Guiza gol attığında çılgın gibi sevinen "aslanım, koçum" diyenler şimdi Guiza ve gol kaçıran herkesin sülalesiyle cinsel ilişki yaşamak için yanıp tutuşuyordu. &lt;/span&gt;Ve dakikalar aktı. Son saniyelerve &lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;maç bitti.&lt;/span&gt; Fakat o da ne? Ekranda Fenerbahçe taraftarı sahaya akın ediyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Konfetiler patladı, meşaleler yandı!!!&lt;/span&gt; Bursa son dakika golü yemiş ve Bursaspor-Beşiktaş maçı 2-2 bitmişti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kahvedekiler ettikleri küfürleri hemen unutup, şampiyon olan takımlarına yine "aslanım,koçum" edaları ile tezahürat yapıyorlardı! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fakat o da ne! (2) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'nin dangalak anonsçusu Bursa'nın olmayan golünü bağırıp "Şampiyon Fenerbahçe" dediği için sahaya inen taraftarlar kendi telefonları ile yaptıkları görüşmelerde büyük hüsranı tek tek yaşamaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&amp;amp;hid=72472"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;işte görüntüler hüsranın an be an görüntüleri!&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_ECK63CQyI/AAAAAAAAAsg/7koGIvzRWX4/s1600/stad+yang%C4%B1n%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_ECK63CQyI/AAAAAAAAAsg/7koGIvzRWX4/s200/stad+yang%C4%B1n%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472157408853902114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öyle böyle derken Fenerbahçe'nin sadık ve sevdalı taraftarları tekrar küfürler yağdırmaya başladılar. &lt;/span&gt;Özer ve Guiza'nın mahreminin en çok ağza alındığı dakikalarda, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şükrüsaraçoğlu'nda tribunleri yanıyordu.&lt;/span&gt; Bildiğin yanıyordu arkadaş. İtfaiye girmiş sahaya söndürüyor. &lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kadıkköy'de ise millet birbirini kesiyor. Hayır bildiğin kesiyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;a href="http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/taraftar-saracoglunu-yakti.html?position=1"&gt;Buradan&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; da bir çok fotoğrafa bakabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bu mudur sizin büyüklüğünüz. Bursa'nın yediği veya attığı gole kalan bir şampiyonluk için tüm insan erdemlerini çiğnemek mi? Büyükseniz bizi yenseydiniz de Bursa'ya iş kalmasaydı. Ama Fenerli olmayan herkese elalemin bilmemnesiyle gerdeğe girmeyin diyen sizsiniz. Peki sizin yaptığınız da Beşiktaş'ın golü ile şampiyonluk gerdeğine girmek değil mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onca şerefsizlik ve ikiyüzlülük içinde şunu anladım. Bu insanların uğraşacak hiçbir manevi ya da kültürel bir uğraşı yok. Yani çoluğu çocuğu için bu kadar yırtınmazlar eminim. İki satır kitap okumaktan, derinliği olan birşeylere kafa yormaktan aciz insanlar topluluğu kendilerini iki renge (bazen 3 herneyse) bu kadar tutkuyla bağlanıp, bırakın kalp kırmayı can yakmayı dahi göze alabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Mevzu Fenerbahçe değil bayanlar-beyler! Mevzu toplum! Ne kadar küçük ahlaklı ve yoz bir toplum olduğumuzun kanıtını bir kere daha canlı canlı yaşadım. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-7158981982146359777?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/7158981982146359777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=7158981982146359777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7158981982146359777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7158981982146359777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/05/turk-futbolunda-ikinci-anadolu-devrimi.html' title='Türk Futbolunda İkinci Anadolu Devrimi'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S_EBe7EAllI/AAAAAAAAAsI/l53VB-SXHIg/s72-c/15mart4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1296724262274311700</id><published>2010-05-10T07:46:00.013+03:00</published><updated>2011-05-26T11:27:11.850+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Alberto Manmguel - Okuma Günlüğü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eRSVK85mI/AAAAAAAAAq4/SAkNM5Rv_Aw/s1600/alberto+manguel.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 153px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eRSVK85mI/AAAAAAAAAq4/SAkNM5Rv_Aw/s200/alberto+manguel.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469500016571508322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arjantinli yazar ve okuma uzmanı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alberto Manguel&lt;/span&gt;'in genellikle okuma edimi üzerine olan kitapları&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; YKY&lt;/span&gt; tarafından yakın zamanda basıldı. Ben şu an &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Okuma Günlüğü&lt;/span&gt; adlı yapıtını okuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek kalibreli entellektüel diyebileceğimiz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alberto Mangue&lt;/span&gt;l, eskiden okuduğu 12 kitap seçip, her ay bir tane okumak üzere bir yıla yayıyor. Ve okuma süresi boyunca da günlük tutuyor. Bu günlük öyle bildiğiniz günlüklere benzemiyor. Okuduğu kitaptan çok o kitabın yazarın zihninde çağrıştırdıklarını okuyoruz çünkü. Bilinç akışı şeklinde sürüp giden yazılar sanki birer deneme gibi. E tabi böylesi bir entellektüelin zihninde gezmek de bence büyük lütuf. Öncelikle edebiyat dünyanız genişliyor. Çünkü çok farklı yazarlardan bahsediyor Manguel. Düşünce dünyanız genişliyor, çünkü samimi bir şekilde çok başka düşünme yolları olduğunu gösteriyor Manguel. Ve nihayet aslında ne kadar az şey bildiğimizi anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-ekI9MvlNI/AAAAAAAAAro/YqJCtL1jtWU/s1600/okuma+g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 126px; height: 197px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-ekI9MvlNI/AAAAAAAAAro/YqJCtL1jtWU/s400/okuma+g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469520746238678226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Benim favori bölümüm &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dörtlerin Simgesi&lt;/span&gt;'ni okurken yazdıkları. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Sherlock Holmes&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doktor Watson&lt;/span&gt; ve dolayısıyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arthur Conan Doyle&lt;/span&gt; odaklı düşüncelere dalan yazar, yine farklı simalar ve onların yazdıklarına da değiniyor. Ama ne kadar nefis bir düşünme tarzı var anlatamam. Alıntılarla süslediği düşünceleri insanı okumak için hayli kamçılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezisi sırasında yalnızca okuduğu kitaplardan bahsetmeyen yazar, kendi kütüphanesinden ve onu yeni bir eve taşımasından da bahsediyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geceleyin Kütüphane&lt;/span&gt; eserinde de sık sık yer verdiği kendi kütüphanesini nasıl düzenlediğini ve içinde nasıl kaybolduğunu anlatıyor. Fotoğraf olmadığı için biz tahayyüle kalıyoruz. Lakin ben zorlu araştırmalardan sonra(!) kütüphanesinin fotoğraflarını buldum. İşte yayınlıyorum!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eVX4f2xtI/AAAAAAAAArA/vAFl5BE3pwM/s1600/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 510px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eVX4f2xtI/AAAAAAAAArA/vAFl5BE3pwM/s400/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469504510000285394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eWf96dMQI/AAAAAAAAArQ/sqTGzqQdyFA/s1600/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 514px; height: 342px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eWf96dMQI/AAAAAAAAArQ/sqTGzqQdyFA/s400/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469505748404613378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eVX4f2xtI/AAAAAAAAArA/vAFl5BE3pwM/s1600/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+1.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eXZkdb50I/AAAAAAAAArg/GGUUjBqU3m8/s1600/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 519px; height: 346px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eXZkdb50I/AAAAAAAAArg/GGUUjBqU3m8/s400/alberto+manguel+k%C3%BCt%C3%BCphane+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469506738004420418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gördüğünüz gibi içinde rahatlıkla kaybolunabilecek bir kütüphane bu. Kim bilir kaç dilde, kaç tarzda kaç kitap var. Hakkıyla bu kitapları okuyan bir yazar Manguel.  "Allah'ına kurban Alberto baba!!!" diye bağırasım gelse de bağırmıyorum. Entellektüel kimliğime yakışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplara aldığı notlardan bahsettiği kısımda içim rahatlıyor.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mezar Ötesinden Hatıralar&lt;/span&gt; adlı kısımda şöyle diyor ki Manguel; &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;"Kitaplarıma yazılar yazarım hep. (Çoğumuz yazarız) Onları yeniden okurken çoğu zaman bir paragrafı niçin altını çizmeye değer buldulduğumu, ya da bir yorumla ne demek istediğimi anımsayamıyorum."&lt;/span&gt; işte bu son kısım bana da olduğu için hep utanır sıkılırdım. Acaba köreldim de o zaman ki düşünce yoğunluğumu kaybettiğim için mi o zaman ki içsellikle bir şeyleri görebildiğimi şimdi göremiyor muyum diye? Fakat Manguel dahi bu durumlara düşüyorsa o zaman benim ki de tabii bir durumdur. Sonrasındaki satırlar ile kendimi gülümsemekten alamıyorum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Dün &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Victor Segalen&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'in &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Rene Leys&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'nin bir kopyasıyla karşılaştım, üzerinde &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Trieste 1978&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; tarihi var, Trieste'de bulunduğumu hiç anımsamıyorum."&lt;/span&gt; Belki orada kitabı satın alan  biri  Manguel'e verdi ya da bir sahaftan aldı kitabı ama tarihini değiştirmeden bıraktı. Ya da kitabı aldığı an Trieste'de olmak istedi ve muziplik olsun diye yazdı... Bir çok hikaye uydurulabilir. Lakin bu Manguel'in kitabının menşeini bilmemesi gerçeğini değiştirmez. Kısaca en büyük kitap kurtları dahi bir takım şeyleri hatırlayamıyorsa, bizlerin hatırlayamaması gayet doğalmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yaşında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J. L. BORGES&lt;/span&gt;'e 4 yıl boyunca kitap okuma ve onunla sohbet etme şansını yakalamış bir yazar tarafından her günü kısa kısa yalnızca düşünce örgüleriyle yazılmış bu keyifli günlüğü okumak bence edebiyat okuru için bir zorunluluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumalarla geçen günlere&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1296724262274311700?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1296724262274311700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1296724262274311700' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1296724262274311700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1296724262274311700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/05/alberto-manmguel-okuma-gunlugu.html' title='Alberto Manmguel - Okuma Günlüğü'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-eRSVK85mI/AAAAAAAAAq4/SAkNM5Rv_Aw/s72-c/alberto+manguel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3705265322841325639</id><published>2010-05-07T09:03:00.007+03:00</published><updated>2011-04-14T00:05:33.065+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><title type='text'>TRABZONPOR KUPA'YI 8. KEZ KAZANDI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-Ow_2EzvdI/AAAAAAAAAqg/F_sm3WFmOis/s1600/kupa+finali.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-Ow_2EzvdI/AAAAAAAAAqg/F_sm3WFmOis/s200/kupa+finali.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468408983451844050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır şampiyonluk hasreti çeken taraftarına arada bir kupa kazanarak kendini affettiren Trabzonspor, bu sefer de Fenerbahçe gibi ortak bir nefret odağını 28 yılın acısını sürdürtüp, ağlatarak kuıpayı almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şenol Güneş felsefesinin takımın her yanından fışkırdığı bu güzel maçta Fenerbahçe felsefesi de çirkeflik ve tembellik olarak kendini göstermiştir. Emre'nin artık kart yememek için Daum tarafından çıkarılması ve tıfıl Emre'nin çıkarken yaptıkları bunun kanıtlarından biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yine Trabzonspor'a dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-OxrvGAUSI/AAAAAAAAAqo/rMF_bIEHdTc/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-OxrvGAUSI/AAAAAAAAAqo/rMF_bIEHdTc/s200/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468409737492058402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Herkesin şüphelerine rağmen Hugo Bross'u takımın başına getirip, anlamsız bir işe girişen yönetim, hatasını anlayıp tez elden geri dönmüştür. Kore'de mutlu, mesut ve başarılı olan hocamız Şenol Güneş'e teklif götürmüştür. Tüm rahatını ve haklı başarısını bir kenara bırakıp, herşeyi riske edip takımının çağrısına cevap verecek kadar Trabzonsporlu Şenol Hoca'mızın gelişiyle, takımın gerçek kapasitesi ortaya çıkmıştır. Kaybedildi denen oyuncular geri kazanılmıştır. Oyun felsefesi tamamen değişmiştir. Oyunculara ve taraftara 10 maçı geçen namalüplük serisi kazandırılmıştır. Gelecek sene için büyük umutlar doğmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksız eleştirilere maruz kalan Şenol Hoca'nın kariyerine kısaca göz atalım;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;6 Türkiye Lig Şampiyonluğu &lt;div&gt;4 Türkiye Kupası&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7  Cumhurbaşkanlığı Kupası &lt;/div&gt;&lt;div&gt;4 Başbakanlık Kupası &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1112  dakika gol yemeyerek en uzun süre gol yememe rekoru&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2002 FIFA  Dünya Kupası üçüncülüğü&lt;br /&gt;2003 Konfederasyon Kupası üçüncülüğü&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;UEFA’nın  resmî internet sitesinde düzenlenen ankette 2002 yılının en iyi teknik  adamlığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Dünya Klasmanında Milli Takımı 7. sıraya oturtan tek teknik  adam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ve işte şimdi tekrar Türkiye Kupası!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-Ox0n9-v6I/AAAAAAAAAqw/8SKccTqOyv0/s1600/%C5%9Fenol+g%C3%BCne%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 124px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-Ox0n9-v6I/AAAAAAAAAqw/8SKccTqOyv0/s200/%C5%9Fenol+g%C3%BCne%C5%9F.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468409890198175650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bunların tek mimarı Şenol Güneş'tir. Oyuncular da ona çok şey borçludur. 96-97 sezonunda Fenerbahçe'ye kaybettiğimiz şampiyonluğun ardından sessiz sedasız takımdan ayrılan Şenol Hocam. HOŞGELDİN TEKRAR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli babam ta o zaman demişti; "gidişi suskun oldu ama dönüşü muhteşem olacak!" diye. Ve babam bir kez daha haklı çıktı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3705265322841325639?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3705265322841325639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3705265322841325639' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3705265322841325639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3705265322841325639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/05/trabzonpor-kupayi-8-kez-kazandi.html' title='TRABZONPOR KUPA&apos;YI 8. KEZ KAZANDI'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S-Ow_2EzvdI/AAAAAAAAAqg/F_sm3WFmOis/s72-c/kupa+finali.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3676924226208665265</id><published>2010-04-28T22:02:00.006+03:00</published><updated>2010-04-28T22:11:18.739+03:00</updated><title type='text'>Harry Potter ve Melez Prens</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:78%;"&gt;giriş notu&lt;/span&gt;: &lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu yazı ismi lazım olmayan bir sitede film gösterime girdiği haftalarda yayınlanmıştı. ince bir editle burada da yayınlıyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHI2PUY1I/AAAAAAAAAp4/aLpuxxaSmSE/s1600/harry-potter-ve-melez-prens+1.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHI2PUY1I/AAAAAAAAAp4/aLpuxxaSmSE/s320/harry-potter-ve-melez-prens+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465266733882565458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sinemanın son dönem en gözde yatırımı uyarlama filmler. Malumdur sırf filme çekilme hayali ile dahi kitaplar yazılıyor. Bu uyarlamaların büyük çoğunluğu hüsranla sonlanıyor. Fakat son dönemlerde özenli işlerde bir artış var.  Umuyoruz az ve öz uyarlamalarla karşılaşırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yapımcıların yüzü gülüyor. Çünkü bir Harry Potter filmi daha gişelerden istediğini alarak çıktı. Peki, biz istediğimizi aldık mı? Üzülerek hayır diyorum.  Seriyi zevkle okumuş ve çok beğenmiş biri olarak maalesef hiçbir film beni tam anlamıyla tatmin etmedi.  Bir ihtimal üçüncü film olan Azkaban Tutsağı’nı bunun dışında tutabiliriz. Başarılı kurulan atmosfer, kitabın senaryoya aktarımında yapılması gereken değişikliklerin yerinde oluşu ve efektlerin gözü okşamasıyla iyi bir Harry Potter filmi izlemiştik. Neyse konumuz son film olduğuna göre oraya doğru yönelelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHn0TRlnI/AAAAAAAAAqI/Gk76rvaLV1g/s1600/Harry-Potter-z%C3%BCmr%C3%BCd%C3%BCanka.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHn0TRlnI/AAAAAAAAAqI/Gk76rvaLV1g/s200/Harry-Potter-z%C3%BCmr%C3%BCd%C3%BCanka.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465267265938232946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir önceki kitap olan Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın sinema uyarlaması için yönetmen olarak atanan – atanan diyorum çünkü filmlerdeki yapımcı baskısı öyle böyle değil-  David Yates, önceki filmlerden çok daha başarılı bir şekilde Harry Potter dünyasının resmini çizmişti bize. Renk tonlarından tutun kostümlere, mekân tasarımından özel efektlere kadar çok etkileyici bir iş çıkarmıştı. Fakat filmin senaryosu tökezliyordu.  Serinin en ayrıntı içeren ve en hacimli kitabını iki saate sığdırmak zordu evet. Harry’nin kitaptaki öfkesi dindirilmiş, ağırlığı olan birçok karakter zayıflatılmış ve hatta yok sayılmıştı. Sanki kitabın bir özetini izliyor gibiydik. Özet denen kavramı hiç sevmem. Neyin özeti yapılırsa onun özelliği yitip gitmiş demektir. Bu yüzden bu kitabı da iki film yapmak çok mantıklı olurdu. Kimse de itiraz etmezdi gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;Gelelim esas filmimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHSdi2eVI/AAAAAAAAAqA/WN0W5lBH9M0/s1600/harry_potter_ve_melez_prens_ma%C4%9Fara.gif"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHSdi2eVI/AAAAAAAAAqA/WN0W5lBH9M0/s320/harry_potter_ve_melez_prens_ma%C4%9Fara.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465266899052296530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;David Yates önceki filmde kullandığı formülü iyice basitleştirip asabımızı o derece bozuyor.  İnternette dolanan profesyonel ve amatör eleştirilere baktığımızda tarafların keskin hatlarla ikiye ayrıldığı görülüyor. Bir taraf (genelde kitapları okumamış olanlar) en insani ve derinlikli filmin bu olduğunu iddia ediyor. Kitabın hayranları ise kitaptaki birçok bölümün kırpılmasından şikâyetçiler. Ayrıca hikâye akışında önemli rolü olan birçok unsur da silindiği veya rolü zayıflatıldığı için isyan edenler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha geniş bir çerçeveden bakalım olaya. Şu bir gerçek ki bu filmler yalnızca okuyucu kitlesi için yapılmıyor. Genel izleyiciye hitap ettikleri için biz okuyucuları deli eden bu uyarlamalar, hep yanlış yönetmenlere emanet edildi. Bu işi hakkıyla yapmak isteselerdi, en başta Steven Spielberg projeden çekilmezdi. Ve yahut Seriyi toptan Tim Burton, Guillermo del Toro ya da son filmi çekecekken yapımcılara rest çekip projenin başına geçmeyen Terry Gilliam gibi efsane isimlerden birine teslim ederlerdi. Lakin yapımcı sözü dinleyen ve fantastik sinemaya dair tecrübesi olmayan isimler işin başına getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfonso Cuaron başarısıyla bir istisna tabi!&lt;br /&gt;Aptalca esprilerin, ergenlik muhabbetlerinin ağırlığını koyduğu ve işin sihirli yanının alabildiğine tıraşlandığı filmlerle seri devam etti. Ama en bombasını son film olan Melez Prens’te yaşadık. Bbenim en sevdiğim ve genelde okuyucunun da en sevdiği kitap olan Melez Prens’in sinema uyarlamasını heyecanla bekledik.  Beklentimi çok çok düşürmüş olsam da yine de büyük bir hüsranla salondan ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iH73TZ3EI/AAAAAAAAAqQ/X8-EukhGRjc/s1600/harry-potter-melez-prens.kederli.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iH73TZ3EI/AAAAAAAAAqQ/X8-EukhGRjc/s200/harry-potter-melez-prens.kederli.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465267610341465154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öncelikle belirteyim IMAX ile ilk 12 dakikasını izlediğim yerler yalnızca baş dönmesi yarattı bende. Gözün alışmasıyla alakası olmayan ve bu teknolojinin iyi oturmamış olmasından kaynaklanan durum “bitse de eski teknolojimizle izlesek” şeklinde serzenişe sebep oldu.  Güzel başlayan film, kadraj kullanımı, yine tam da cuk oturan özenli atmosferi ve efektleri ile gözümüzü okşadı. Lakin film devam ettikçe sinirler (benim sinirim) bozulmaya başladı. İşin aslı film hakkında söylenecek çok şey yok. Uyarlama zihniyeti hakkında daha fazla şey söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;Filmdeki sihir unsuru daha ne kadar kırpılabilirmiş bilmiyorum. Voldemort’un geçmişine ışık tutan bölümler ise çok yavan geçiştirilmiş. Tom Riddle’ın nasıl Voldemort olduğuna dair bilgiler içeren ve hayli trajik olan geçmişinin yerine, Harry, Harmonie, Ginny ve Ron’un sinir bozucu bir şekilde anlatılan gönül ilişkileri tercih edilmiş. Kitabın ana konusu olan ve Harry’ye olay akışı boyunca bir nevi rehberlik eden Melez Prens’in kitabı ise yalnızca ufak bir ayrıntı gibi filmde yer almış. Filmin acınası finalindeki ufak bir “Melez Prens benim!” sözü tüm esrarın cevabı olarak verilmiş. Final demişken. Kitabı okurken bizleri inanılmaz heyecanlandıran ve serinin hiçbir kitabında olmadığı kadar aksiyonun yaşandığı ve birçok önemli olayın gerçekleştirdiği yerlerde karakterler sadece yürüyor. Evet, tam manasıyla yürüyor. Başka da bir numara olmuyor.&lt;br /&gt;Tüm serideki en şok edici ve hikâyedeki en büyük kırılmayı yaratan olay (ne olduğunu spoiler olduğu için söylemiyorum) daha sönük nasıl anlatılabilirdi bilmiyorum. Cenaze töreninin olmaması ise bambaşka bir darbe oldu benim için. Artık her kitapta birileri öldüğü için bir cenazenin olduğu söylemeyi 'spoiler'dan saymıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin son sahnesi olan kuledeki konuşmada ise aklımızı çıkartan olaylar hakkında, sanki rutin gerçekleşen şeylermiş gibi bahsediliyor ve arkasından direk kim kimi öptü, kim kimden hoşlanıyor muhabbetine geçiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kimseler, karakterlerin aşk meşk ilişkilerinin sinir bozacak şekilde fazlasıyla işlenmesini “karakterlere derinlik katıldı, başlarına gelen şeyler için onlar adına endişelenmemiz sağlandı” gibi bir görüşte olabilir. Fakat bu, hikâyenin dokusunun bozulması, bizi öykünün içine çeken ve derinden sarsan unsur ve olayların kırpılmasıysa orada bir dur demek gerekiyor sanırım. Kitapları okumamış olanlar, biz okuyanların bildiği birçok şeyden bir haberler.  Harry Potter’ı fenomen yapan şeyler ergenlerin gönül ilişkileri değildir. Büyük bir saganın içindeki birbirine bağlı olayların çok başarılı bir kurgu ile ilmik ilmik örülerek anlatılmasıdır.  Gönlümüzü çalan, sihir âleminden çıkmak istemememize yol açan ve düş gücümüzü gıdıklayan unsurların çıkarıldığı bir Harry Potter sinema uyarlaması ancak hışmımıza uğrar. O yüzden “kitabın tamamı filmde olacak değil ya, her şeyi filmde bulamazsınız” diyenler yanılıyorlar ve eksik yorumda bulunuyorlar. Merdiven başında Harmonie’nin iki saat zırlamasını, Ron’un merdivende öpüşmesini, Harry’nin kız arkadaş bulmak için kütüphanede Harmonie ile fikir alışverişine girmesini izlemek yerine, Voldemort’un karanlık geçmişini kadehten görmeyi, Melez Prens’in kitabının derslerde ve hayatta Harry’e nasıl rehberlik ettiğini adam gibi izlemeyi ve yüreğimizi sarsan kısımların kırpılmaya kurban gitmeden bir kez de sinemada içimizi yakmasını istemek hakkımız sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca; dediğim gibi öykünün yapısını bozacak şekilde birçok bölümün kırpılmış olduğu ve hormonlarının dikine giden ergenlerin gönül ilişkilerinin filmin iskeletini oluşturduğu bir Melez Prens sinema uyarlaması ile karşılaşmak, sinir bozmaktan başka bir işe yaramadı. Son kitapta gerçekleşecek birçok olayın altyapısı oluşmadı. Ah tabi ya onları da kırparsın olur biter Sayın Yates. Yapımcıların esas adamı seni! Son filmin iki bölüm olması bu açıdan hiçbir şeyi değiştirmeyecek gibi. Bu kafayla çekilirse ki öyle olacak, Harry ve arkadaşlarının gezi ve kamp maceralarından başka bir şey bulamayacağız gibi. Son filmleri sinemada izleyip para harcamak artık hiç de mantıklı görünmüyor. Kitabı tekrar okumak çok daha heyecan verici ve tasarruflu olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese büyülü seyirler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3676924226208665265?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3676924226208665265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3676924226208665265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3676924226208665265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3676924226208665265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2010/04/harry-potter-ve-melez-prens.html' title='Harry Potter ve Melez Prens'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iHI2PUY1I/AAAAAAAAAp4/aLpuxxaSmSE/s72-c/harry-potter-ve-melez-prens+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1386463035113200725</id><published>2009-07-19T09:32:00.012+03:00</published><updated>2011-06-02T14:38:24.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>Public Enemies Hakkında Kritik</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTCQExUXI/AAAAAAAAAow/7uz3uJvXzCs/s1600/michael-mann.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 152px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTCQExUXI/AAAAAAAAAow/7uz3uJvXzCs/s200/michael-mann.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465139077209739634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Michael Mann’in , filmografisine baktığımızda, gangster, hırsız veya en geniş  tanımıyla suç filmlerine farklı bir bakış açısı getirdiğini görüyoruz. Bu tarz filmleri hep kaybedenler cephesinden izliyoruz. Daha doğrusu Mann, kaybedenlerin öykülerini anlatmayı seviyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükemmeliyetçi kişiliği ile tanınan Mann, görsellikteki titizliği ile çalışanlara kan kusturmasıyla bilinir. En ufak ışık huzmesi bile, istediği açıdan gelmezse o sahne tekrar çekilir. Aynı titizliği, senaryo yazımı, oyuncu seçimi ve kurguda da gösterdiği için Mann’in suç filmleri hep klasikler arasında sayılır. Robert De Niro ve Al Pacino’lu Heat, tartışmasız modern bir klasiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Colleteral’de denediği ve Vice City’de kullanımını iyice derinleştirdiği dijital kamera olayını son filmi Public Enemies ile tamamen kontrolü altına almış bulunan Mann, bize seyrettikçe doyamadığımız şahane bir görsellik sunuyor. Çatışma sahneleri için şu rahatlıkla söylenebilir; “orada gerçekten birileri çatışıyor ve Mann’de kamerasıyla aralarına dalmış çekiyor.” Aynı gerçeklik hissi filmin tümüne yayılmış durumdadır. Aynı zamanda öyle zekice ve estetik kadrajlarla karşılaşıyorsunuz ki en klişe tabiriyle “görsel ziyafet” e doyamıyorsunuz. Filmin açılışının yapıldığı hapishane firarı, ortalardaki çiftlik evinden kaçış ve finaldeki sinema önündeki sahneler izleyeni hayran bırakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya görsellikle başlamamın sebebi, filmin tüm tadının %50 görsellik sayesinde alınmasıdır. Bu demek değil ki diğer yönleri zayıf bir film. Tam aksine geri kalan yönler görselliği öyle bir tamamlıyor ki, Mann yine bir modern klasiğe imza atmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTVBCvshI/AAAAAAAAAo4/7SzRfaT0vL4/s1600/public-enemies-depp.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 135px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTVBCvshI/AAAAAAAAAo4/7SzRfaT0vL4/s200/public-enemies-depp.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465139399592227346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;John Dillinger adlı kanun kaçağı, Amerika’da Büyük Buhran diye anılan ekonomik çöküş zamanında büyük bankaları rahat rahat soyan ve yakalanamayan bir kanun kaçağıydı. Halkın cebindeki paraya dokunmayan ve sadece banka kasası soyan bu sevimli haydut (en azından Johhn Depp’in yorumuyla) bazen çaldığı paraları halka da dağıtıyordu. Böyle olunca gazetelerin de farklı yorumlarıyla gayrı resmi halk kahramanına dönüşen Dillinger, karakterinin renkliliği sayesinde de macera dolu bir yaşama imza attı.Tıpkı Heat’deki gibi iki farklı cepheden izlediğimiz filmin ağırlığını Dillinger tarafı taşıyor. Duygusal yoğunluğun, ruhsal iç çatışmaların, aşkın ve dostluğun irdelendiği bölümler hep Dillinder’ın öyküsünde yer alıyor. Ayrıca, hayatın anlamı, değeri ve ona karşı bakış açısındaki farklılıklar da Dillinger’ın üstünden  irdeleniyor. Johhny Depp’ e bu filmdeki performansından sonra hala Oscar vermeyen bir akademi toptan istifa etmelidir. Hoş 2008 oscarlarından sonra da etmeliydi ya neyse.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTlHR4ICI/AAAAAAAAApA/V-Vd5c3ZQLE/s1600/public-enemies-poster.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 125px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTlHR4ICI/AAAAAAAAApA/V-Vd5c3ZQLE/s200/public-enemies-poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465139676144214050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Madalyonun diğer yüzünü ise Christian Bale’in canlandırdığı Melvin Purvis ile izliyoruz. FBI’ın, zamanının en başarılı ajanı,  en azılı suçluyu yakalamak için dosyanın (davanın) başına getiriliyor. Böyle olunca film boyu kaçma ve kovalamacanın içinde buluyoruz kendimizi.  Christian Bale, canlandırdığı karakter itibariyle Depp kadar yoğun bir oyunculuk sergileyemiyor. Süper bir metod oyuncusu olarak karakterini çok boyutlu ve gerçekçi bir şekilde canlandırıyor. Son dönemde rol aldığı çoğu karakter gibi sert, ciddi, karizmatik ve hırslı bir tipe bürünüyor. Bunun yanında karakterinin iç dünyasını ve hassas yönlerini bakışıyla ve vücut mimikleriyle süper yansıtıyor. Dediğim gibi Depp’in canlandırdığı Dillinger karakteri, her ne kadar zorlu bir meydan okuma olsa da, yeteneği tartışılmaz oyuncu Depp, hem karizması hem de sevimliliğiyle birlikte sinemaya yeni bir ikon kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTuF_Ov9I/AAAAAAAAApI/XGItiWZ0olA/s1600/public_enemies_ver3.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 125px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTuF_Ov9I/AAAAAAAAApI/XGItiWZ0olA/s200/public_enemies_ver3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465139830416392146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Takım elbiseli sert erkeklerin, çok sert silahlı çatışmalarıyla dolu filmin duygusal tarafı dengeyi koruyor. Tam bir aşk adamı olan Dillinger’ın sevgilisi Billie Frechette ile olan ilişkisi filmin her yerinde karşımıza çıkıyor. Marion Cotillard tarafından canlandırılan Billie Frechette karakteri Dillinger için hayati bir anlam taşıyor.  Hayatındaki değişkenlik, karmaşa ve kovalamacanın arasında, tek durağan yön olarak Billie’ye sarılan Dillinger onu değerli bir elmas gibi korumaya çalışıyor. Tüm zaafının, samimiyetinin ve sevgisinin açığa çıktığı yer Billie’nin yanı oluyor. Aralarında kısa sürede çok özel bir bağ oluşuyor. Ve bu bağ filmin sonunda da gördüğümüz gibi hem çok derin hem de çok sağlam olduğunu kanıtlıyor. Bir son söz insanın içine bu kadar oturabilir ancak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tüm bu dengenin içinde, bizim dengemizi bozan bir unsur var. Filmde olmadık yerlerde karşımıza popüler sinemanın ve dizilerin, ünlü ve aynı oranda yetenekli isimleri çıkıyor. Biz onlardan da biraz rol çalmalarını beklerken, bir kaç kare sonra bir daha göremiyoruz. Özellikle Dillinger’ın yardımcılarını canlandıran isimleri fark ettikçe dengemiz bozuluyor. Michael Mann gibi bir ismin teklifini geri çevirmek her yiğidin harcı olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her filmde olduğu gibi bu filmin de tökezlediği taraflar yok değil. Bu anlamda benim dikkatimi iki unsur çekti. İlk olarak filmde çok fazla karakter olmasından dolayı bu karakterler arasındaki bağın anlatımı zayıf kalmış. Ya da ona vakit kalmamış. Belki yönetmen kurgusunda vardır bununla ilgili sahneler. Kim kimin neyi? veya ne zamandan beri beraberler? anlayamıyoruz. Ekibe birileri giriyor çıkıyor, ama biz bu adamların ne zaman gelip ne zaman gittiklerini anlayamıyoruz. Bu açıdan, izlerken yan karakterlere çok kafayı takmadan Dillinger,Purvis, ve Billie’ye odaklanırsanız filmden çok daha zevk alacaksınız. Yukarıda belirttiğim dengesizliğin sebebi de işte bu olsa gerek. Yan karakterlere vakit kalmadığı için bu rollerdeki yıldızlar bir görünüp bir kayboluyorlar. İkinci unsur ise planlar. Neyin planı? Derseniz; kaçış, banka soygunu, gizli buluşma  gibi planlı ve programlı gerçekleştirilen olayların ne zaman konuşulup karara bağlandığını göremiyoruz. Özellikle polis takibindeki iki karakterin buluşup kaçmak için hangi ara ve nasıl bir iletişimle plan yaptıkları soru işareti olarak akılda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu soru işaretleri bir sonraki sahnede silinip gidiyor. Filmin büyüsü izleyiciyi kör ediyor diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak; Michael Mann dört dörtlük bir filmi sinemaya kazandırıyor. Oyuncuların performansının hiç teklemediği, aksiyonun gayet sert ve gerçekçi olduğu, birkaç boşluğuna rağmen senaryonun tıkır tıkır işlediği, görselliği ile her sahnesinin büyülediği mükemmel bir film sinema salonlarında sizleri bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç anekdot (çünkü doğruluğu ispatlanmadı bunların ben uyduruyorum):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki filmin kötü tarafı polis teşkilatıymış gibi geldi bana…&lt;br /&gt;Bu film, tüm teknik dallarda Oscar adaylığı alacak gibi…&lt;br /&gt;Michael Mann sevişme sahnelerindeki zaafını belli etmiştir.&lt;br /&gt;Filmin finalindeki sinema sekansında Dillinder (Depp), Clark Gable ‘ın sözlerini o sinema salonunda gerçekten anlayan tek insan olduğunu perdeye bakışlarıyla öyle bir belli etti ki...&lt;br /&gt;Filmin aşırı gerçekçi genel yapısının tersine finaldeki CGI kullanımı tahminimce bilerek göz alıcı bir şekilde kullanılmış ve grafikleştirilen bu sahnenin etkisi on kat artmış. Bir nev-i efsane sahne halini almış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla kalın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1386463035113200725?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1386463035113200725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1386463035113200725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1386463035113200725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1386463035113200725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/07/public-enemies-hakknda-kritik.html' title='Public Enemies Hakkında Kritik'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9gTCQExUXI/AAAAAAAAAow/7uz3uJvXzCs/s72-c/michael-mann.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-7006617383199924987</id><published>2009-07-02T12:25:00.003+03:00</published><updated>2011-06-02T14:40:03.333+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>Transformers: Revenge of the Fallen rekor kırdı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SkyBYGRIGUI/AAAAAAAAAko/aPGSShbNRRQ/s1600-h/transformers-2-revenge-fallen-poster.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353796308035967298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 205px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SkyBYGRIGUI/AAAAAAAAAko/aPGSShbNRRQ/s320/transformers-2-revenge-fallen-poster.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eleştirmenlerin yerden yere vurduğu, yorucu, ırkçı ve aşırı militarist bir film olan &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Transformers: Revenge of the Fallen&lt;/span&gt;,&lt;/strong&gt; Amerika'da ilk haftasında beklentilerin çok üstünde bir rakamla gişe patlaması yaptı. &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;200 milyon&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; doları geçen ilk hafta hasılatı herkesi şaşırttı. Bu rakama dünya çapındaki hasılatı da eklerseniz, &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Michael Bay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 'in en büyük &lt;strong&gt;blockbuster&lt;/strong&gt; yönetmenlerinden biri olduğu iddiasının belgeli kanıtıyla karşılaşırsınız. Şahsen ben bu adamın filmlerindeki tüm yoz, yavan, aşırı militarist ve Amerikancı yönü görmezden gelerek eğleniyorum. Revenge of the Fallen'da da sıçıp sıvamasına rağmen, sadece Transformerslara adapte olan benim gibi çocuk ruhlu insanların çok eğleneceği bir film yapmıştır. Görsel efektler ve aksiyon sahneleri gözlerimi kamaştırdı. Bu açıdan ince eleyip sık dokumayan genel sinema izleyicisi ve propagandayı seven Amerikan seyircisi filmi kucakladı. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Aslında çok da iyi olmadı. Hatta hiç iyi olmadı. Çünkü, nitelikli Transformers filmleri izleme şansımız artık yerle bir oldu.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Dark Knight &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;Iron Man&lt;/strong&gt; bizim için lütuf oldu bu açıdan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Biri Michael Bay'i durdursun&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; ve herşeyiyle beğenebileceğimiz ve içimizdeki çocukla beraber, o çocuğun sahibi yetişkinlere de hitap eden, adam gibi uyarlamalar izleme şansımız yerle bir olmasın.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adam ol ulan Holivud!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-7006617383199924987?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/7006617383199924987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=7006617383199924987' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7006617383199924987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7006617383199924987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/07/transformers-revenge-of-fallen-rekor.html' title='Transformers: Revenge of the Fallen rekor kırdı!'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SkyBYGRIGUI/AAAAAAAAAko/aPGSShbNRRQ/s72-c/transformers-2-revenge-fallen-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-9136225194933718503</id><published>2009-06-13T09:37:00.009+03:00</published><updated>2011-06-02T14:41:05.155+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>TERMINATOR SALVATION</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iDbGipkCI/AAAAAAAAApY/Dqx_gEcnmmw/s1600/terminator-salvation-01.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 255px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iDbGipkCI/AAAAAAAAApY/Dqx_gEcnmmw/s400/terminator-salvation-01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465262649449746466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;Bilimkurgu dendiğinde çoğumuzun aklına ileri teknoloji gelir. Bu ileri teknoloji  düşüncesi de bizi robotlara götürür.  Robotlar ile yapay zekayı ilişkilendirmek de çok zor olmasa gerek.  İşte bu yapay zekalarla ilgili o kadar çok roman yazıldı, film yapıldı, bilimsel makaleler kitaplar yazıldı ki artık bu olguyu iyice benimser olduk. Hele ki son yıllarda büyük gelişme gösteren araştırmalar ile bilimkurgu literatüründeki yapay zeka yakın zamanda bilimkurgu olmaktan çıkacak. Burada kastetttiğim yapay zeka HAL,SkyNet,Omnius gibi yazılımlardır. İşte bu yakın zaman, ne zaman gelir bilinmez ama bizler olabilecekler üstüne tekrar tekrar akıl yürütmeye devam edeceğiz!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bilindiği gibi geleceğe dair kurgusal yapıtların çoğu karamsardır. Bunların en bilinenlerinden biri de Terminatör serisidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Seri için tasarlanan yeni bir üçlemenin ilk halkası ‘Terminatör Salvation’  Amerika’da birkaç hafta önce gösterime girdi.  Hasılatı fena değil ama çok da yükses değil. Çok yüksek olmamasına ilk başta şaşırmıştım. Ama filmi izledikten sonra bunun gayet doğal olduğunu anladım! Çünkü film kısıtlı bir kitleye hitabediyor. Ayrıca 13 yaş sınırını da unutmamak gerek.  Amerika ve Dünya çapındaki hasılat, filmin planlanan devamının da yapılması için, yeşil ışık yaktı.  Imdb de’ Terminator 5’ in gösterim tarihini 2011 olarak belirtmiş ve ‘yapım aşamasında’ diye not düşülmüş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, James Cameron’suz bir Terminator filmi asla ilk iki filmin tadını vermeyecektir. Özellikle ikinci film ‘ Terminator 2: Judgement Day’ in aklımızda ve kalbimizde yarattığı ize benzer bir iz bırakacak film yapılma olasığı yoktur. Judgement Day, çağının paranoyaları üzerine (özellikle nükleer patlama) çok iyi gitmiştir. Cyberpunk kültürünün zirve yaptığı zamanlarda bu kültürün öğelerini çok iyi kullanmıştır. Görsel efekt açısından çıtayı çok yükseklere taşıdığından bahsetmiyorum bile. Sinema tarihine geçen ve sayısız filmde göndermelerle anılan efsane repliklere sahiptir. ‘Yaşamak istiyorsan benimle gel’ , ‘Astala Vista baby’  ve tabii ki ‘geri döneceğim’.  Ayrıca ‘Yarattığımız kaderden başkası yoktur’ gibi motto haline gelen bir söz de filmin ana temasını özetlemişti.  Hal böyle olunca devamında yapılan filmler ve diziler de hep Cameron’ın yapıtlarıyla karşılaştırıldı.  Terminator: The Sarah Conner Chronicles adlı seri hakkında konuşmak dahi istemiyorum. Bu serinin yanında üçüncü film olan ve hafta sonu aile filmi modundaki Terminator 3: Rise of the Machines, başyapıt kalıyor. O derece!  Dizi film karşılaştırması her ne kadar yanlış olsa da ben burada hikaye ve konseptten bahsediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Üçüncü film aydınlık atmosferi ve dozu kaçan espri yoğunluğu ile bizi karanlık geleceğe hazırlamıştı. Kötü bir cast ile yetenekli fakat yanlış bir oyuncu, John Conner olarak seçilmişti, efektler pırıl pırıl parlıyordu, dişi Terminatör hiç korkutucu değildi,  Arnold mimik yapıyordu. Daha filmin başında pembe çerçeveli yıldız gözlükleri takınca, zaten o an tüm hevesim kaçmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Terminator Salvation’ın, herkesin beklediği ‘geleceğin dünyası’nda geçeceği duyurulduğunda, film büyük merak konusu oldu.  Charlie’nin Melekleri’nin yönetmeni McG’nin proje başına geçeceği duyurulduğunda ise, merak yerini hayal kırıklığına bıraktı. Ben de çok huylandım. Ama fazla fazla aksiyon olacağını anladım. Biraz yardımla belki hikaye anlatımını oturtur  diye düşündüm. Yönetmen, serinin çok büyük bir fanatiği olduğunu, hayranları hayal kırıklığına uğratmayacağını ve James Cameron ile bizzat görüştüğünü, ondan fikirler aldığını söylediğinde biraz umutlanmıştım. Fakat üçüncü filmin senaristlerinin işin içinde olduğu duyurulunca beni yine aldı bir hüzün. Yok dedim olmayacak bu iş! Bu sefer de senaryoya bizzat James Cameron’un müdahale ettiğini ve Jonathan Nolan’ın John Conner karakteri başta olmak üzere senaryoyu işlediği duyuruldu. John Conner’ı Chiristian Bale’in canlandıracağı da kesinleşince umutlar tekrar yeşerdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Fragman günü geldi çattı! İzleyince beklenti de katlandı!  Zamanında burada -http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/03/terminator-salvation.html- fragmana bakıp, birkaç  tahminde bulunmuştum. Doğal olarak da bazısı tutmuş bazısı ise kenarından dönmüş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Uzun bir giriş yazısından sonra mevzu bahis filme geçelim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Filmin atmosferi inanılmaz boğucu. Fakat bu benim gibi kimileri için, filmin artı haznesine yazılıyor. Kıyamet sonrası bir dünya tasfiri zaten boğucu olmalı. Heryere kül yağıyor. Heryer paslı, yıkık dökük. Yollar hurda dolu.  İnsanlar dağınık gruplar halinde yaşıyor. Umut yok. Beklenti yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Direniş, makinalarla savaşırken geri kalanlar kaçmayı ve saklanmayı tercih ediyor. Ama başarılı olamıyorlar. Makinalar çok güçlü. Sistemli ve kararlı olmak, yazılımlarında var. İnsanlar ise beklenilmeyeni, hesaplanamayanı yapma kapasiteleri ile makinaları ters köşeye yatırabiliyorlar. Filmin sonunda da bunu görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iELggt_RI/AAAAAAAAApw/zJT3dwDcp1c/s1600/terminator_salvation-4.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iELggt_RI/AAAAAAAAApw/zJT3dwDcp1c/s200/terminator_salvation-4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465263481054690578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;Bu bir savaş filmi. Muazzam aksiyon sahneleriyle dolu. Görsel efektler çok başarılı. Tüm robot modellemeleri korkutucu. Özellikle T-600’ün ilk göründüğü sahnede hayli gerildim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Filmin çoğu omuzüstü kamera ile çekilmiş. Sabit kamera hareketleri çok az. Bu da filme dinamizm katmış. Özellikle aksiyon sahnelerinde, sanki oradaymış hissi duyuyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Filmi izlerken, her an Mad Max’in biryerlerden çıkacağını düşünüyorsunuz. Filmin ilk yarısı tamamen yollarda geçiyor. Ordan oraya koşturmaca. Böylece ilk yarı soluksuz bir şekilde bitiyor. İkinci yarı ise kapalı mekanlarda olayın düğümlenip çözülmesi şeklinde devam ediyor. Neticede devam filmleri için bir giriş filmi izlediğimizi anlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;İşte bu giriş filmi olma kisvesi yüzünden filmin aksayan yönleri açığa çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iD-j3QizI/AAAAAAAAApo/OIeDd6pCkg0/s1600/Terminator-salvation-connor.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 142px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iD-j3QizI/AAAAAAAAApo/OIeDd6pCkg0/s200/Terminator-salvation-connor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465263258616236850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;Filmin baş karakteri Morgus Wright (evet kesinlikle John Connor değil) ve John Connor’dan başka herkes silik. Yan rol de değili, figüran gibiler. Bu yüzden biz de tüm dikkatimizi bu iki karaktere veriyoruz ister istemez. Fakat Morgus Wright karakteri öyle iyi işlenmiş ve öyle sağlam bir oyunculukla canlandırılıyor ki (Sam Worthington’ı bundan sonra daha sık göreceğiz gibi) insan şikayet etmiyor. Zaten film boyu Morgus’un Jonh Conner ile karşılaşmasını bekliyoruz. Nihayetinde karşılaşıyorlar. İşte buradan sonra da filmdeki düğümler çözülmeye başlıyor.  John Connor ise ilk filmlerdeki korunan, edilgen rolünü tam bir aktivist olarak değiştirmiş. Emirler veriyor, ekibine sahip çıkıyor, nutuk atıyor, savaşın tam ortasına dalıyor ve tüm insanlığın sorumluluğunu taşıdığının bilinciyle hareket ediyor.  Soğuk, mimiksiz, katı bir lider. Yorulmak bilmiyor. Ama yine de insan olmanın özünü, insanlığın makinelerden farkını herkese hatırlatan o oluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iDq1omn1I/AAAAAAAAApg/fhMOl-m8tBU/s1600/terminator_salvation-12.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 112px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iDq1omn1I/AAAAAAAAApg/fhMOl-m8tBU/s200/terminator_salvation-12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465262919789223762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;Tüm film bu iki karakter üzerinden gidiyor. Fakat Morgus Wright ya da John Conner üzerine daha fazla şey söylersem spoiler vermiş olacağım için burada kesiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Filmin en büyük kozlarından biri de göndermeleri.  Serinin ilk üç filmine de yapılan göndermeler, en dikkatsiz izleyicinin bile gözüne çarpacak cinsten. Birkaç tane zor yakalanan gönderme de mevcut. Benim göremediklerim de vardır. Bu göndermeler, sürekli olarak önceki filmlerle bağlantı kurulmasına sebep oluyor.  Özellikle T-800 ile ilgili çok güzel sürprizler var!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Hikaye akışı pek başarılı yansıtılamadığından, bir aksama olduğunda hemen devreye robotlar giriyor. Bir robot saldırısı ile aksayan kısım atlatılıyor.  Fakat filmde çok güzel ayrıntılar var. O ayrıntılara ya da diyaloglara dikkat etmezseniz bir çok yerde olan biteni tutarsız bulabilirsiniz. Ama dikkat ederseniz hepsinin cevabını filmde bulacaksınız. Yine spoiler ile tad kaçırmamak için bir şey söylemiyorum. Tek diyeceğim, işin içine birinci filmi katmayı unutmayın. İlk filmi hatırlamıyorsanız, tekrar izleyip bu filme öyle gidin. Çok daha fazla zevk alacaksınız. İkinci filmi unutmak zaten mümkün değil!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Zaman yolculuğuna dair herhangi bir paradoks filmde işlenmemiş. Sanırım bu konuyu devam filmlerine saklıyorlar. Çünkü Jonh Connor’ın babası Kyle Reese henüz bir ergen ve Connor’ın onu geçmişe yollmasına henüz vakit var. Film daha çok insan olmanın tanımı ve yapay zeka ile insan arasındaki ilişkiye odaklanmış. Fakat bunu da derinlemesine işlemek gibi bir kaygıya düşmemiş.  Keşke düşseymiş dememek elde değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Genel olarak, pek boşluk barındırmayan senaryosu, iyi oyunculuğu, başarılı kıyamet sonrası atmosferi, heyecanlı aksiyon sahneleri , görsel efekt başarısı, birçok gönderme barındırması, Danny Elfman’ın müzikleri ve devam filmleri için umut verici yapısı filmin artı yönleri olarak önce çıkıyor.  Fazla derinlere inmeme kararı, başroller hariç diğer karakterlerin yüzeysel oluşu, hikaye anlatımının arada bir tıkanması ve James Cameron gibi bir dahinin dokunuşunun filmde olmaması ise eksileri diyebiliriz. Beklentinizi yüksek tutmayıp, ilk iki filmin büyüsü ile bu filmi karşılaştırmazsanız filmi izlerken çok zevk alacaksınız. Fakat neticede, başka bir yönetmenin elinde bu seri çok daha iyi bir başlangıç ile kendi efsanesini yaratabilirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bu arada ikinci film ile ilgili hiçbir bilgi mevcut değil. Devam filmlerinin başına başka bir yönetmen gelebilir. McG dersine daha iyi çalışıp gelirse ondan da bir şikayetimiz olmaz. Ama elindeki malzemeden çok daha iyisinin çıkabileceğini anlaması lazım. Özellikle yapımcıların da senaryonun baş yazarlarını kovup, bu adamların yazdığı senaryoyu işleyerek sinema camiasından büyük hayır duası alan Jonathan Nolan’ı  senaryonun baş yazarı yapmaları için imza kampanyası başlatmayı bile düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Kısaca serinin üçüncü filmi ve ucuz dizisinden sonra Terminatör hayranlarına ilaç gibi gelecek bir filme şans verirseniz pişman olmayacaksınız. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Bol robotlu seyirler!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-9136225194933718503?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/9136225194933718503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=9136225194933718503' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9136225194933718503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9136225194933718503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/06/terminator-salvation.html' title='TERMINATOR SALVATION'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/S9iDbGipkCI/AAAAAAAAApY/Dqx_gEcnmmw/s72-c/terminator-salvation-01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8869953083784764063</id><published>2009-03-03T11:12:00.004+02:00</published><updated>2011-06-02T14:41:27.453+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>TERMINATOR SALVATION</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;"This is not the future, my mother told me!" &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terminator serisinin dördüncü filmi ve aynı zamanda yeni bir üçlemenin ilk filmi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Terminator Salvation&lt;/span&gt;'ın ilk trailerında John Conner böyle bir laf etmişti. Bu laftan ve fragmandaki görüntülerden, Terminator serisinin tüm dokusunun değişime uğrayacağının sinyalleri verilmişti. Yeni çıkan ikinci fragman ile sinyaller, sinyal olmaktan çıktı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ayan beyan ortadadır ki, dibine kadar postapokaliptik bir atmosfer bizi beklemektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Önce '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;FORGET THE PAST&lt;/span&gt;' yazısını gördüğümüz fragmana bakalım, ardından üç beş kelam edelim!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://videos.movie-list.com/flvplayer.swf?file=http://videos.movie-list.com/flvideo/492.flv" loop="false" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" flashvars="config=http://videos.movie-list.com/embed.xml&amp;amp;width=640&amp;amp;height=296" height="296" width="640"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görülüyor ki, makine(makina) devrimi yaşanmış, kalan azınlık bir grup insanoğlu da yaşam savaşı veriyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lider, John Connor&lt;/span&gt;. Bu karakteri beyazperdede canlandıracak 5 kişi varsa, listenin ilk sırasında olması gereken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christian Bale&lt;/span&gt;, Jonh Connor olarak karşımıza çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tam manasıyla bir kıyamet atmosferi&lt;/span&gt;. Mavi ve gri tonları hakim. Her yer kir, pas ve yıkıntı içinde. Her insan evladı aynı zamanda asker olmuş gibi. Makinalar insanları avlıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tam manasıyla bir kabus atmosferi.&lt;/span&gt; Derin bir umutsuzluk çökmüş herkesin üstüne!  Tek seçenek savaşmak! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tam manasıyla bir savaş filmi!  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terminator serisinin üçüncü filminde (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rise of the Machines&lt;/span&gt;) yerle yeksan edilen gerilim atmosferi, yerini hoş bir aile filmi ve çıtır çerez aksiyon ortamına bırakmıştı. Felsefi altyapı sabun köpüğü halini almışltı. Esprililer gırlaydı. En son John Connor olacak adam başroldeydi. Sarah Connor yoktu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Dişi Terminator hiç korkutucu değildi&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ve yüzünden gözünden insani mimikler fışkırıyordu. &lt;/span&gt;Hatta öldüğü sahnedeki korku dolu bakışları içimi parçalamıştı. Kısacası efsane böyle son bulmamalıydı. Derken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sarah Connor's Chronicles&lt;/span&gt; adlı akıllara zarar dizi geldi. Tüm olay akışını kafasına göre yerle yeksan eyledi. Sarah Connor hiç de Sarah Connor gibi değildi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gossip Girl bir koruyucu terminatörümüz vardı.&lt;/span&gt; John Conner ise Rise of The Machines'den daha başarılıydı diyebiliriz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben bu diziye ancak 4 bölüm dayanabildim.&lt;/span&gt; Sonra sen yoluna ben yoluma! Umutlarım yine Terminator Salvation'a bağlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fragmandan gördüğüm kadarıyla ve Christian Bale'e olan güvenime dayanarak söylüyorum ki çok sıkı bir film bizi bekliyor. İkinci trailerda insan olduğunu iddia eden bir cyborg var. John Conner'ın, cyborgun başını tutan zinciri çözdüğü ve cyborgun kendi metalden kaburgalarını görüp çığlığı bastığı an gerçekten etkileyici. Robotların modellemeleri gayet başarılı. Aksiyon sahneleri umut vaad ediyor. Diyaloglar derinlikli bir senaryonun olduğunu çıtlatıyor. Büyük beklenti içine girmemek için kendimi zor tutuyorum ama işte ben biraz tez canlı biraz heyecanlı bir adamım. Umarım hüsrana uğramam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 0);"&gt;"I am the only hope you have!"&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;diyen bir cyborg var a dostlar! Nasıl heyecanlanmayayım! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmenimiz McG! Çarlinin Melekleri'&lt;/span&gt;nin yeni dönem uyarlaması olan iki filmin de yönetmeni. Aksiyon ve hikaye anlatımına dair kabiliyeti ortadadır. Terminator atmosferini iyi sindirip, altmetni sağlam bir film çıkarmıştır umarım. Öyle olmasa Christian Bale hiç bulaşmaz diye düşünmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabaca fragmanı incelediğimizde ben umut ışığı görüyorum. Çocukluğumda zihnime kazınan Terminator'un ikinci filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Judgement Day &lt;/span&gt;kadar beni etkiler mi bilinmez ama seriye yeniden hakettiği değeri kazandıracağını düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8869953083784764063?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8869953083784764063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8869953083784764063' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8869953083784764063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8869953083784764063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/03/terminator-salvation.html' title='TERMINATOR SALVATION'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5914101531521745743</id><published>2009-02-25T17:09:00.006+02:00</published><updated>2011-06-02T14:42:29.598+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>OSCAR 2009  yorumları için son sözler...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2009 Oscarları ile ilgili belirttiğim görüşlerime bu yazıyla son veriyorum! Esasen kafamda her kategori için ayrı bir yazı yazmak vardı! Ama kimseler benim kadar bu işe kafayı takmayacağı için! Ben de kategoriler üstünden kısa notlarla bu Oscar mevzusuna noktayı koymaya karar verdim! En iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerinden sonra geriye kalanlara geçelim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kadın Oyuncu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anne Hathaway (Rachel Getting Married)&lt;br /&gt;Angelina Jolie (Changeling)&lt;br /&gt;Melissa Leo (Frozen River)&lt;br /&gt;Meryl Streep (Doubt)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kate Winslet (The Reader)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu daldaki ödül hakkında birşey diyemeyeceğim! Bir tek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Changeling&lt;/span&gt;'i izledim.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Angelina Jolie&lt;/span&gt;, tam manasıyla akademi üyeleri için oynamıştı. Demek ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kate Winslet&lt;/span&gt;, daha bir akademi üyeleri için oynamış. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Merly Streep&lt;/span&gt;, eminim ki döktürmüştür. Muhtemelen de haketmiştir diye düşünüyorum. Zaten &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doubt&lt;/span&gt; da izlemek için listemdedir. Diğerleri hakkında inanın bir fikrim yok.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Yönetmen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;David Fincher (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;Ron Howard (Frost/Nixon)&lt;br /&gt;Gus Van Sant (Milk)&lt;br /&gt;Stephen Daldry (The Reader)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Danny Boyle (Slumdog Millionaire)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Netice itibariyle sömürge bir devlete dair, sömürgeci devletin yönetmeninin çektiği bir film Oscar'ı aldı. Önceden dediğim gibi sadece Oscar'ı alan filmi izledim. Lakin hakederek değil politik nedenlerle aldığı çok bellidir. Ben aday olmayan ve hakkı kıyasıya yenen tam üç tane filmi diyeceğim size. Öncelikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;. Çizgi roman uyarlaması olması neticesinde akademi üyesi olan eşşekler tarafından görmezden gelindi. Hal böyle olunca, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christopher Nolan&lt;/span&gt; denen dahi adam da şu listeye adını yazdıramadı. Öyle bir filmin altından kalkıp, böyle bir başarı sağlamak kimselerin harcı değil. Çok büyük yanlış yapıldı. İkinci olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Wrestler &lt;/span&gt;geliyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mickey Rourke&lt;/span&gt;'un tek başına şov yaptığı bu filmdeki yalın,samimi ve inanılmaz gerçekçi anlatımı ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Darren Aronofsky&lt;/span&gt; bu listeye eklenmeliydi. Ama muhalif,soyut ve sert film anlayışı ile akademi üyelerine 30 gömlek fazla gelen bir kimse kendisi. Son olarak;  animasyonun çok ötesinde bir yapım olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;WALL-E&lt;/span&gt; ,izleyenleri büyüledi. Artık en iyi animasyon kategorisi kaldırılmalı. Çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;WALL-E&lt;/span&gt; gibi başyapıtlar En İyi Film Kategorisine giremiyorlar. Bu yüzden de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andrew Stanton&lt;/span&gt; gibi insanların isimleri En İyi Yönetmen Kategorisinde aday bile gösterilemiyor! The Wrestler ve Wall-E'nin aday gösterilmemiş olması ile ilgili serzenişimi &lt;a href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/0scar-2009.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;ilgili yazıda&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; değil bu yazıda yaptım. Hem film hem de yönetmen adaylıkları ile ilgili yorumları tek seferde halletmiş oldum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Netice itibariyle; akademi, bu kategoride bırakın ödülü verdiği kimse bazını, aday bazında bile beni tatmin edememiştir. Yazıklar olsun!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Yabancı Film&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Baader Meinhof Complex (Almanya)&lt;br /&gt;The Class (Fransa)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Departures (Japonya)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Revanche (Avusturya)&lt;br /&gt;Waltz With Bashir (İsrail)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir filmi izlemedim bu yüzden yorum yok! Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üç Maymun'&lt;/span&gt;u da bu listede görmeyi hangi gönül istemezdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Şarkı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Slumdog Millionaire : A.R. Rahman, Gulzar (”Jai Ho”)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Slumdog Millionaire : A.R. Rahman, Maya Arulpragasam (”O Saya”)&lt;br /&gt;WALL·E : Peter Gabriel, Thomas Newman (”Down to Earth”)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben böyle terbiyesizlik görmedim diyeceğim! Ama gördüm. Daha şimdi yazdım. Evet hiç şarkı yokmuş gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A.R.Rahman&lt;/span&gt; kardeşimizin iki şarkısı birden aday oldu. Hadi aday oldu diyelim ödülü niye bu alıyor? Bu şarkıların neresi Oscar'lık?  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bruce Springsteen’in The Wrestler şarkısı&lt;/span&gt; çok büyük haksızlığa uğramıştır. Ödül onun hakkıdır. Başka söze gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Müzik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Alexandre Desplat&lt;br /&gt;Defiance : James Newton Howard&lt;br /&gt;Milk : Danny Elfman&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Slumdog Millionaire : A.R. Rahman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;WALL·E : Thomas Newman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kategorideki müzikleri dinledim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A.R. Rahman &lt;/span&gt;yine açık ara haksız bir şekilde ödülü almıştır. Bu adamın müziklerine gelene kadar ohooo. Ödül kimin hakkıydı peki derseniz, vallayi çok zor karar derim. Hakikatten birşey diyemiyorum. Ama şundan eminim ki ödül A.R. Rahman'ın hakkı değildir. Diğer dört adaydan hangisine verilirse kabul. (Bu arada Dünya üzerindeki ırkçı olabilecek son insan da benim ha? Bu Hint filmine taktım diye yanlış bir kanı oluşmasın kamuoyunda. Benim derdim akademik liboşlarla!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kurgu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Angus Wall, Kirk Baxter&lt;br /&gt;The Dark Knight: Lee Smith&lt;br /&gt;Frost/Nixon : Daniel P. Hanley, Mike Hill&lt;br /&gt;Milk : Elliot Graham&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Slumdog Millionaire : Chris Dickens&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Evet burada büyük lütuf ile akademi liboşları &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT'&lt;/span&gt;ı aday göstermişler. Fakat ödülü sapına kadar hakeden insan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lee Smith&lt;/span&gt;'e vermediler. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öyle kompleks bir filmin tertemiz, zekice ve sürükleyici kurgusuna bu ödülü vermiyorsanız, hangi filme vereceksiniz ulan eşşekler? AAA evet, Slumdog Millionare di mi? Neden? Geçmiş ve şimdide geçen olayları paralel anlatıp birbirine bağladığı için! AAA evet, ilk kez yapmış biri bunu! AAAA!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Ses&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Curious Case of Benjamin Button : David Parker, Michael Semanick, Ren Klyce, Mark Weingarten&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;The Dark Knight : Ed Novick, Lora Hirschberg, Gary Rizzo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Slumdog Millionaire : Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;WALL·E : Tom Myers, Michael Semanick, Ben Burtt&lt;br /&gt;Wanted : Chris Jenkins, Frank A. Montaño, Petr Fore&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Man&lt;/span&gt;'in de aday olması gereken bu kategoride, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGH &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Man &lt;/span&gt;kapışır ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Man&lt;/span&gt; minik bir farkla alırdı ödülü. Nedeni çok basit! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sywalker ses stüdyoları'nı &lt;/span&gt;google'dan araştırın, anlayacaksınız nedenini!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;En İyi Ses Kurgusu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Dark Knight : Richard King&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Iron Man : Frank E. Eulner, Christopher Boyes&lt;br /&gt;Slumdog Millionaire : Tom Sayers&lt;br /&gt;WALL·E : Ben Burtt, Matthew Wood&lt;br /&gt;Wanted : Wylie Stateman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim burada akademi üyelerine hiçbirşey diyemiyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;, yine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Man &lt;/span&gt;ile kapışır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fakat ses kalitesinin kıyası ile kurgusunun kıyası farklı şeyler. Bu yüzden THE DARK KNIGHT ödülü haketmiştir. Ama Iron Man'e ödül verilseydi serzenişte bulunmazdım onu da diyeyim! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Görsel Efekt&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;The Dark Knight : Nick Davis, Chris Corbould, Timothy Webber, Paul J. Franklin&lt;br /&gt;Iron Man : John Nelson, Ben Snow, Daniel Sudick, Shane Mahan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi! Böyle bir denyoluk yok. Görsel efekt konusunda başarısız olduklarını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Lynch&lt;/span&gt; bile itiraf etmişken. Teselli ödülü olarak &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Curious Case of Benjamin Button&lt;/span&gt;'un ekibine ödül verilemez. Ayıptır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Iron Man'deki o muhteşem görsel efektler ödüllendirilmeliydi.&lt;/span&gt; Gerçekçi ve temiz bir yapı ile filmin atmosferini tamamlayan o efektleri her gördüğümde,  mükemmele az kaldığına şahit oluyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;'ın efektleri de muhteşemdi tabi ama filmin yapısı itibariyle Iron Man şov yapmıştı. Bu açıdan benim oyum Iron Man'e! Sizin için ne kadar tatmin edici oldu bu açıklama orası meçhul tabi!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kısa Belgesel&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Conscience of Nhem En: Steven Okazaki&lt;br /&gt;The Final Inch: Irene Taylor Brodsky, Tom Grant&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Smile Pinki: Megan Mylan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;The Witness from the Balcony of Room 306: Adam Pertofsky, Margaret Hyde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir fikrim yok inanın ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Uzun Metrajlı Belgesel&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;The Betrayal (Nerakhoon)&lt;br /&gt;Encounters at the End of the World&lt;br /&gt;The Garden&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Man on Wire&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Trouble the Water&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu daldaki ödül ile ilgili okuduklarıma dayanarak söylüyorum (yoksa izlemedim hiçbirini) Man on Wire haketmişmiş ödülü. Öyle diyor çoğunluk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Josh Brolin (Milk)&lt;br /&gt;Robert Downey Jr. (Tropic Thunder)&lt;br /&gt;Philip Seymour Hoffman (Doubt)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Heath Ledger (The Dark Knight)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Michael Shannon (Revolutionary Road)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ödülle ilgili her türlü yorum gereksizdir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Heath Ledger sonuna kadar haketmiştir.&lt;/span&gt; Hatta kendisine 3 heykelcik verilse azdır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jack Nicholson'ın Joker'inin altında ezilmeyip ona rakip, ona denk ve benim görüşüme göre onu geçen bir performans ile Heath Ledger ismi kalbime kazınmıştır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Çizgi Roman tarihinin en komplike, en tehlikeli, en ne yapacağı bilinmez, en zeki, en karizmatik, en komik(!), en acayip karakterini böyle bir başarıyla canlandırmak... &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve bu adam beyaz perdede kendini izleyemedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Hayranlarının hiçbir tepkisini göremedi. Yarattığı fenomene şahit olamadı! Oscar heykelciğini o hınzır gülüşüyle alıp eşine dostuna teşkkür edemedi. Kızına 'I love you, darling!' diyemedi  Heath Ledger'in ölüm haberini askerdeyken almıştım. Tv'nin karşısında öylece kalakalmıştım. 'Ne alaka lan? Ne oluyor?' demiştim. Bir kaç hafta takmıştım bu konuya ve ben de alay konusu olmştum tabi! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapılması kesinleşen ve Nolan abimin yine yönetmen koltuğunda yerini alacağı üçüncü Batman filminde neler olacak bilmiyoruz? Ama Joker'in re-cast edilmeyeceğinden adım gibi eminim.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;CGI efekti ile Heath Ledger'ın tekrar beyazperdede hayata döndürüleceğine dair dedikodular yapılmaya başlandı bile.&lt;/span&gt; Bakalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Oscar'a dönecek olursak. Heath Ledger ölmemiş olsaydı; adım gibi eminim ödülü alamazdı. Kim alırdısı da umrumda değil açıkçası! Abartarak söylüyorum En İyi Oyuncu kategorisine aday olup ödülü alsaydı Heath Ledger(çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;'da en kilit rol Joker'indir ve gayet makul bir süre görünüyor ekranda! Ayrıca onu izlerken gözler ne Batman'i ne de başkasını görüyor!) sanırım kimseler ses edemezdi. Edeni ben döverdim zaten! THE DARK KNIGHT, en iyi erkek oyuncu kategorisinde aday olabilirdi. Yardımcı en iyi oyuncu ise &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Harvey Dent(Two Face) &lt;/span&gt;rolü ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aaron Eckhart&lt;/span&gt; kategoride aday gösterilebilir ve alabilirdi bile ödülü!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Velhasıl kelam, içime tam manasıyla sinen tek ödül budur. Ne rakibi ne de alternatifi vardır! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kısa Film&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Auf der Strecke : Reto Caffi&lt;br /&gt;Manon sur le bitume : Elizabeth Marre, Olivier Pont&lt;br /&gt;New Boy : Steph Green, Tamara Anghie&lt;br /&gt;Grisen : Tivi Magnusson, Dorthe Warnø Høgh&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Spielzeugland : Jochen Alexander Freydank&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;No comment...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Sinematografi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Changeling: Tom Stern&lt;br /&gt;The Curious Case of Benjamin Button: Claudio Miranda&lt;br /&gt;The Dark Knight : Wally Pfister&lt;br /&gt;The Reader : Roger Deakins, Chris Menges&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Slumdog Millionaire : Anthony Dod Mantle&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şimdi efendim, bunca yazdıklarımdan sonra bu kategori hakkında ne yorum yapabileceğim kestirilebilir. Yazmaya gerek var mı bilmiyorum. Ama yine de bir iki kelam edeyim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;LAN AYIPTIR LAN! OLM AYIPTIR LAN! LAN! BENİ KÜFÜR ETTİRECEKSİNİZ ŞİMDİ! VAN MİNUT! SİZ ADAM ÖLDÜRMEYİ İYİ BİLİRSİNİZ! ANANI DA AL GİT! ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİL! HAMDOLSUN! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;En İyi Makyaj&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Greg Cannom&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;The Dark Knight : John Caglione Jr., Conor O’Sullivan&lt;br /&gt;Hellboy II: The Golden Army : Mike Elizalde, Thomas Floutz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de belirttiğim gibi makyaj ve görsel efekt konusunda (görsel efekt kısmı Benjamin'in yüzüyle alakalıdır- ki orada batırdıktan sonra filmin geri kalanında harikalar yaratsan ne olur?) başarısız olduklarını filmin yönetmeni itiraf etmişken, bu daldaki ödül ısrarı niye? Yine önce de dediğim gibi teselli ikramiyesi! Ama burada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hellboy II&lt;/span&gt; ekibinin emeklerine çok büyük bir haksızlık var! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanılmayacak güzellikte ve çeşitlilikte karakterlerin olduğu bu filmdeki, makyaj ekibinin çalışmalarını ödüllendirmeyeceksen bu kategoriyi kaldır arkadaş! &lt;/span&gt;Hiç boşuna verme kimseye ödül! Ulan daha ne olacağıdı? Adamlar daha ne yapacağıdı lan? Hasta etmeyin lan adamı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kostüm&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Australia : Catherine Martin&lt;br /&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Jacqueline West&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Duchess : Michael O’Connor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Milk : Danny Glicker&lt;br /&gt;Revolutionary Road : Albert Wolsky&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt; ne de&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Hellboy II&lt;/span&gt; aday dahi gösterilmemiştir. Bu da dizi dizi yapılan terbiyesizliğin bir başka örneğidir! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Milk&lt;/span&gt;'i ya da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Revolutinoary Road&lt;/span&gt;'ı aday  göster &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hellboy II&lt;/span&gt; öyle uzaktan baksınlar! Yani yazının başından beridir gösterdiğim 'HÜH, ULAN, ANANI DA AL GİT, AYIPTIR' vs tepkilerim artık herhangi bir etki uyandırmayacaktır sanırım! Ama aymazılığın bu kadarı olmaz arkadaş! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ödül THE DARK KNIGHT ve Hellboy II arasında gidip gelir ve 'kimin olmalıdır?' derseniz; 'aa orda birşey var lan!' deyip koşarak uzaklaşırım! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Sanat Yönetimi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Changeling : James J. Murakami, Gary Fettis&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Curious Case of Benjamin Button : Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;The Dark Knight : Nathan Crowley, Peter Lando&lt;br /&gt;The Duchess : Michael Carlin, Rebecca Alleway&lt;br /&gt;Revolutionary Road : Kristi Zea, Debra Schutt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoruldum! Vallahi yoruldum! &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Curious Case of Benjamin Button&lt;/span&gt;'u hala izlemediğim için aslında çok da iddialı konuşamam! Ama, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hellboy II&lt;/span&gt;'nin yine aday olmaması çok can sıkıcı bir hal aldı artık! Ve ödül&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; THE DARK KNIGHT'&lt;/span&gt;ın olmalı diye düşünüyorum! Ama &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;The Curious Case of Benjamin Button'u izledikten sonra fikrim değişir mi bilmiyorum! Sanmıyorum! Ama olabilir de...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Kısa Animasyon&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;La Maison en Petits Cubes: Kunio Kato&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ubornaya istoriya - lyubovnaya istoriya : Konstantin Bronzit&lt;br /&gt;Oktapodi : Emud Mokhberi, Thierry Marchand&lt;br /&gt;Presto : Doug Sweetland&lt;br /&gt;This Way Up : Alan Smith, Adam Foulkes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;No comment...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Uzun Metrajlı Animasyon&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bolt&lt;br /&gt;Kung Fu Panda&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;WALL-E&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İçime sinen ikinci ödül!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;En İyi Uyarlama Senaryo&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eric Roth ve Robin Swicord (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;John Patrick Shanley (Doubt)&lt;br /&gt;Peter Morgan (Frost/Nixon)&lt;br /&gt;David Hare (The Reader)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Valla hiç bilemiyorum! Asıllarıyla kıyas etme şansım sadece &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Curious Case of Benjamin Button&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doubt&lt;/span&gt; ile sınırlı! Filmleri de izlemediğim için birşey diyemiyorum. Lakin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doub&lt;/span&gt;t'un yönetmeni, filmin uyarlandığı tiyatro oyununun da yazarı ve yönetmeni! Bu açıdan kafanızda bir ışık yanabilir!&lt;/span&gt; Ayrıca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Curious Case of Benjamin Button&lt;/span&gt;'ın uyarlandığı öykünün İngilizce metni elimde, öyküyü okuyup peşine filmi izleyince birşeyler diyebilirim. Ama genelde yorumlar olumsuz. Öyküdeki, felsefi noktalar köreltilip, aşk meşk mevzusuna ağırlık verildiğine dair hayıflanmalar var. Oscar'a oynadığı için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Fincher&lt;/span&gt;, böyle bir değişikliği bilerek yapmış olabilir. Sonuç olarak birşey diyemiyorum bu kategori hakkında!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Özgün Senaryo&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Courtney Hunt (Frozen River)&lt;br /&gt;Mike Leigh (Happy-Go-Lucky)&lt;br /&gt;Martin McDonagh (In Bruges)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dustin Lance Black (Milk)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Andrew Stanton, Jim Reardon and Pete Docter (WALL-E)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne alaka bu ödül! Ne alaka? Olay özgün kardeşim! Senaryo değil! (Böyle de denyo yorumlar yaparım arasıra idare edin!) Açık ara&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; WALL-E&lt;/span&gt;'nin hakkıdır! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O Happy - Go - Lucky denen gerzek filme de en fazla 15 dk dayanabildim zaten! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Amy Adams (Doubt)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Penelope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Viola Davis (Doubt)&lt;br /&gt;Taraji P. Henson (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;Marisa Tomei (The Wrestler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Penelope Cruz, canımız ciğerimiz. Aşkımız, canımız,ciğerimiz. Aşkımız. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wody Allen'ın kendini tatmin ettiği, seksiz porno filmi Vicky Christina Barcelona'daki Penelope Cruz performansı gerçekten Oscar'ı haketti. &lt;/span&gt;Kadın o filmde oynayan herkesten rol çaldı. Mıy mıy Scarlett aptal sarışını birşeyler kapmıştır umarım. Ama yine de  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Wrestler&lt;/span&gt;'daki içten oyunu ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marisa Tomei&lt;/span&gt; de aklımdadır. Ona da verseler ödülü (ki aday göstermeleri bile şaşırttı beni)  kimsenin gık çıkarabileceğini sanmıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç olarak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, verdiği ödüller itibariyle beni hiç memnun edemeyen bir Oscar geçti gitti bu sene! Hala töreni izlemedim! Umarım internette adam gibi bir ripini bulurum. Olmadı bölük pörçük saçma sapan video paylaşım sitelerinden izleyeceğim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar uzun bir yazıyı okuyan güzel insanlar! Hepinize teşekkür ediyorum. Umarım biraz da olsa hoş vakit geçirmişsinizdir yazıyı okurken. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalıştım! Kategori çok olm napiyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla kalmaya devam... Durmak yok!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5914101531521745743?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5914101531521745743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5914101531521745743' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5914101531521745743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5914101531521745743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/oscar-2009-yorumlar-icin-son-sozler.html' title='OSCAR 2009  yorumları için son sözler...'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-7732882857463962237</id><published>2009-02-24T09:14:00.006+02:00</published><updated>2011-06-02T14:43:13.738+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>OSCAR 2009 devam...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir önceki &lt;a style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);" href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/0scar-2009.html"&gt;yazımda&lt;/a&gt; 2009 Oscarlarını kınamak için girişimde bulunmuştum. Bu yazıda da devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi erkek oyuncu dalındaki ödüle gelelim şimdi!  İşte adaylar ve kazanan kişi!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong style="color: rgb(153, 51, 0); font-weight: bold;"&gt;En İyi Erkek Oyuncu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-weight: bold;color:#ff0000;" &gt;Sean Penn (Milk)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Brad Pitt (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;Frank Langella (Frost/Nixon)&lt;br /&gt;Richard Jenkins (The Visitor)&lt;br /&gt;Mickey Rourke (The Wrestler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dal için biraz gözüm kör davranacağım! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mickey Rourke&lt;/span&gt; hariç adaylardan hiçbirini izlemedim! İzlememe gerek olmadığını da iddia ediyorum. İzlesem de fikrim değişmeyecek biliyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sean Penn&lt;/span&gt; istediği kadar döktürmüş olsun aaakadaş! Bir adama her sene her sene ödül verilmez. Daha diğer ödülü soğumadı lan bu herifin! Onu da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bill Murray&lt;/span&gt;'den çalıp yine Penn e vermişlerdi ya neyse, o başka bir yazının konusu! Sean Penn'e zamanında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dead Man Walking&lt;/span&gt;'de verecektiniz ödülü. Şimdi bu gereksiz telafiler can sıkıyor olm!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaOknw2U4FI/AAAAAAAAAek/zqhu1q8zyDc/s1600-h/the-wrestler-poster.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 268px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaOknw2U4FI/AAAAAAAAAek/zqhu1q8zyDc/s400/the-wrestler-poster.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306265789007192146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Evet güzel okuyucu insanlar!&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mickey Rourke&lt;/span&gt;'un &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Wrestler&lt;/span&gt;'daki maddi - manevi veya fiziki - ruhi ne derseniz diyin kendini adamışlığı çok az filmde vardır. Belki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Raging Bull&lt;/span&gt;'daki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Robert De Niro&lt;/span&gt; aklımıza gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Wrestler'da Rourke yıllarca harcanan kariyerinin acısını çıkarıyor.&lt;/span&gt; Sin City'de de yapmıştı bunu! O yüzündeki hazin yalnızlık, kaybetmiş fakat yine de ayakta durmaya çalışan adam, bir American rüyasının perde arkasındaki kahraman, yenilmemek için son çırpınışlarını yapan bir savaşçı... Hele kızı ile konuştuğu sahnedeki bazılarının yaptığı gibi abartıp ağzını yüzünü eğip salya sümüğe karışmadan iki damla gözyaşı ile tüm pişmanlıklarını, hatalarını ve geldiği noktadaki çektiği acıyı anlatışı vardı ki! Filmde karakterin geçmişinde ne yapıp da mevcut durumuna düştüğüne dair çok az ipucu var. Ama o sahnede bir dakika içinde tüm yaşamını anlatıyor sanki adam. Yüz ifadesinden, bakışından anlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güreş sahnelerinde ise Rourke'u izlerken, onun oyunculuk dışında güreşçiliği de meslek olarak yapıyor olduğunu zannedebilirsiniz. Gerçi, geçmişte kendisi ciddi ciddi boksörlük de yaptı. Bu tecrübelerin etkisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakışı, yürüyüşü, o ringlere çıkarken ki tavırları, süpermarketteki çırpınışları  (izlerseniz anlayacaksınız ne demek istediğimi), işverenleri karşısındaki çaresizliği... Efendim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;'dan sonra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yılın filmi The Wrestler&lt;/span&gt;'dır. Kralını tanımam bu konuda. Hintli bir bebenin uçuk hikayesi ya da eşcinsel bir politikacının mücadelesi kitleleri daha fazla etkilemiş olabilir. Politik nedenlerle de bu ödülleri almış olabilirler. Ama ayıptır yaow!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen üzülme Rourke baba, sen kafayı takma Aronofsky abi (ki ikisinin de taktığını sanmıyorum zaten) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT'dan sonra bu senenin kralları sizlersiniz! &lt;/span&gt;İkinize de teşekkür ederim bana böyle bir film izlettirdiğiniz için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sean Penn seni de tebrik ederim, ama hacı yani istersen sana özel bir oscar yapalım her sene verelim sana, sen de rahatla akademi de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla kalın millet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;Not:&lt;/span&gt; Devamı aralıklarla gelecek!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-7732882857463962237?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/7732882857463962237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=7732882857463962237' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7732882857463962237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/7732882857463962237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/oscar-2009-devam.html' title='OSCAR 2009 devam...'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaOknw2U4FI/AAAAAAAAAek/zqhu1q8zyDc/s72-c/the-wrestler-poster.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3527486244443087584</id><published>2009-02-23T09:31:00.015+02:00</published><updated>2011-06-02T14:44:19.970+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>OSCAR 2009</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;Akademi Üyeleri ve Yüreğimin Bam Teli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJn8Hmw4dI/AAAAAAAAAdE/t_PjMsjB9j0/s1600-h/oscar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 301px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJn8Hmw4dI/AAAAAAAAAdE/t_PjMsjB9j0/s320/oscar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305917593527312850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sinema sever herkesler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oscar Ödüller&lt;/span&gt;i'nden haberdar olur bir şekilde! Sabaha kadar izleyemeyenler - ki çoğunluk ertesi gün işe okula gideceğinden izleyemez - tv de tekrarını arardı eskiden.  &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Ntv&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;CNBC-E &lt;/span&gt;tekrar gösterecektir töreni ve ben yine kaçıracağımdır. O yüzden ripleyen var mı diye site site gezeceğim ya da görüntü paylaşım sitelerinden parça parça izleyeceğim. Dün gece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Teke Tek Özel&lt;/span&gt;'i izledim ve saat 02:00 gibi biten programdan sonra hemen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oscar&lt;/span&gt;'a geçiş yaptım ve o saatlerde daha &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kırmızı halı&lt;/span&gt; muhabbeti yapılıyordu. Pek de moda meraklısı olmadığımdan, kim ne giymiş umursamadığımdan bekleyemedim ve sonra izlemek üzere gittim yattım.  Sabah 8:00 gibi uyandım ve hemman ödüllere baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Akademinin İstediği Film Bellidir!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademi üyelerinin tavırları malumdur. Yaş ortalaması üst sınırlarda gezen ve muhafazakar olduğu bilinen üyelerin çoğunluğu sayesinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oscar Ödülü&lt;/span&gt;'ne sahip olacak filmler hemen kendini belli eder.  Bu filmlerin kriterleri o kadar bellidir ki, en büyük yönetmenler dahi sırf ödül için bu kriterlere uygun filmler çekerler! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Martin Scorsese&lt;/span&gt;, ödülü alana kadar Oscar'a uygun seri üretim film yapmıştı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Clint Eastwood, Changeling&lt;/span&gt; ile tıkır tıkır Oscar için film nasıl çekilir dersi vermiştir! Bunun gibi bir çok örnek verilebilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yüzüklerin efendisi - Kralın Dönüşü 11 Oscar sahibi olarak  şov yapmıştı. &lt;/span&gt;Teknik dallarda zaten rakibi yoktu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En iyi film, senaryo,uyarlama vs ödülleri sildi süpürdü.&lt;/span&gt;  Yıla damgasını vurdu. Fakat filmimiz akademi üyelerininin yüz vermediği fantastik türdeydi. Buna rağmen coştu. Neden mi? Gösterildiği yıl film gişe rekorlarına koştu. (Önceki iki filmin hasılatlarını çokca geçerek!) İnanılmaz bir ilgi ile görülmemiş bir kamuoyuna sahipti. Fenomen haline geldi. Manyakları kendinden coştu. Filmde en baba oyuncular yer aldı. Popülist anlayışla (biraz da haklı olarak - ki ben bunu uzun uzun tartışabilirim) senaryoda ve görsel anlatımda birçok çiğliğe gidildi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neticede epik, uzun süreli ve gösterişli, yoğun bir şekilde duygusal, inanılmaz savaş sahnelerine sahip kısaca Oscar kriterlerinin hepsine uygun bir final yapıldı.&lt;/span&gt; Tüm dünyadaki yansıması da görmezden gelinemedi. Çoğu kişi 3 filme birden verildi bu ödüller şeklinde yorumlarda bulundu. Ben de katılıyorum bu yorumlara! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fakat Öyunculuklar tamamen görmezden gelindi! &lt;/span&gt;Hiçbir dalda hiçbir oyuncu aday dahi gösterilmedi! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Viggo Mortensen(Aragorn), Sir Ian McKellen(Gandalf), Christopher Lee (Saruman), Sean Astin (Sam Gamgee) ve canımız ciğerimiz Mirando Otto (Eowny) vb daha nicelerini sayabilirim üçlemede Boromir mi diyeyim? King Theoden mi diyeyim? Galadriel, Elrond, Denethor,Faramir... hangi birni sayayım? Ve son olarak Gollum gibi bir karakteri canlandırma gibi inanılmaz bir işin altından kalkan, Andy Serkis! Hiçbiri aday dahi gösterilmedi! &lt;/span&gt;Bu ne demekti? Akademi üyeleri şunu çok açıkca belli ettiler; onlar için üçleme saygın bir sinema sanatı örneği değildi. İnsanların aşırı ilgi gösterdikleri, gösterişli bir şovdu. Bu yüzden de sinema sanatının en büyük şovunda en büyük ödülleri aldılar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama, ödüllerin ve sinema sanatının kalbi olan oyunculuk, akademinin gözünde ciddiye dahi alınmadı!&lt;/span&gt; Adaylık hakkı dahi verilmedi. Böylece akademi rengini de belli etmeyi, tavrını göstermeyi unutmadı! Çok büyük terbiyesizlik yapt.   Bu konu üzerine de uzun uzun tartışma olasılığı varsa da ben bu olasılığı es geçip bu sene hakkında kısa açıklamalar yapacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;Akademi Üyelerinin Dar Kafalılığı!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oscar'a aday gösterilen filmleri hepsini izleyemedim. Fakat hepsi hakkında bilgim var efendim. Bu kıstasa göre biraz daha edebimle yorumda bulunacağım! Gönül isterdi ki hepsini izleyip sizlerle öyle fikir paylaşayım. Ama o eski film mayanğı değilim artık ve o kadar filmi izlemeye vakit ayıramam. Geniş bir zamana yayıp hepsini yavaştan izleyeceğim ama. Eminim değişen fikirlerim olacaktır. Fakat genel kanılarım değişmeyecek gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var? Bunu belirteyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet listemizden adım adım gidelim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;FİLM&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Slumdog Millionaire&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Milk&lt;br /&gt;Frost/Nixon&lt;br /&gt;The Curious Case Of Benjamin Button&lt;br /&gt;The Reader&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listede izlediğim tek film ödülü alan filmdir. Benjamin'i de artık arkadaş markadaş beklemeden biraderim ile gideceğüm! Diğerlerini de bir şekilde izleyeceğüm. Ama fikrimin değişeceğini hiç sanmıyorum. Çünkü filmlerin yönetmenlerini de oyuncularını da tanıyorum ve mevzularını biliyorum. Tabi tamamen yanılma olasılığım da mevcuttur. (Fakat genelde yanılmam efenim. Öyle yani)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJokdfYTMI/AAAAAAAAAdM/rlEiLIjKbYY/s1600-h/milk.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 148px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJokdfYTMI/AAAAAAAAAdM/rlEiLIjKbYY/s320/milk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305918286596689090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Milk&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gus Van San&lt;/span&gt;t şahsı bildiğiniz gibi eşcinsel mevzularını kurcalamayı çok seviyor. İyi de yapıyor. Lakin Gus abinin ben bir tek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Good Will Hunting&lt;/span&gt;'ini beğenmişimdir. Onu da kendi tarzından ziyade klasik tarza yakın bir anlayışla çektiği içindir. Kendi tarzını pek hazetmem çünkü! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Milk&lt;/span&gt;'i de izlemedim, ama izleyeceğim. OHA bir oyuncu kadrosuna sahip film eminim ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sean Penn&lt;/span&gt;'in sırtlaması ile almış yürümüştür. Kendisi artık akademinin en sevdiği oyuncu klasmanındadır.Bu filmde ne yaptı tabi bilemiyorum. Göreceğiz! Gus abi ne yaptı onu da göreceğiz.Filmin , en iyi film katagorisine adaylık  hakkı de olabilir! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama THE DARK KNIGHT bu kategoride aday gösterilmediyse bu film hiç gösterilmemeli arkadaş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJotlVSwpI/AAAAAAAAAdU/SiuMMTF-jb4/s1600-h/frost+nixon.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 135px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJotlVSwpI/AAAAAAAAAdU/SiuMMTF-jb4/s320/frost+nixon.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305918443320689298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Frost/Nixon&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ron Howard&lt;/span&gt;, zaten tüm filmografisini Oscar ödüllerine uygun şekillendirilmiş bir insan. En klasik metodlarla Oscar'ın isteklerini tahminde zirve yapan bir insanevladı. Yine OHA nidaları çekebileceğimiz bir kadro ile Amerika'lıların ve akademinin hassas olduğu mevzulardan birni seçmiştir. Bu filmi de izlemedim. Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"hep Oscar tam Oscar" &lt;/span&gt;anlayışı ile bu filmi çekmediyse; ben artık film izlemeye tövbe edeceğum. Film akıp gidiyordur eminim, güzel müziklerin yardımıyla da gerilimi hep taze tutuyordur tartışma esnalarında. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama THE DARK KNIGHT bu kategoriye aday gösterilmediyse bu film hiç gösterilmemeliydi arkadaş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJo2VIjS0I/AAAAAAAAAdc/pcpnl9hSVYY/s1600-h/benjamin+button.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 144px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJo2VIjS0I/AAAAAAAAAdc/pcpnl9hSVYY/s320/benjamin+button.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305918593591102274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Curious Case Of Benjamin Button&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Fincher&lt;/span&gt;, yıllardır başyapıt filmlerine rağman hakkı yenen bir dehadır efendim. Hem &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seven&lt;/span&gt; hem de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fight Club&lt;/span&gt; inanılmaz derecede görmezden gelinerek hakkı yenen filmler olarak sinema tarihinde yerini aldı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Muhalifseniz, karanlıksanız ve sertseniz Akademi Üyelerinin dizleri, elleri titriyor ve resmen sizi görmezden geliyorlar.&lt;/span&gt;  Bunu farketmiş olacak ki Fincher abimiz, benim de bir Oscar'ım olsun deyip Martin Scorsese gibi Oscar için bir film yapmış gibi gözüküyor. Yarın öbürgün bu filmi izleyeceğim! Şunu söyleyebilirim ki görüntü yönetiminden, müziklerinden, uzunluğundan, senaryo yazarından ve  -okuduklarıma dayanarak söylüyorum - işin felsefesinden çok romantizmin ön plana çıkarılmasından tüm filmin Oscar heykelciğini amaç edindiği çok bellidir. Ama avucunu çok güzel yalamıştır. Fincher bu filmi kendi gibi adam gibi bir daha çeksin. Bu sayede ben de yarın öbürgün filmi izledikten sonra " Fincher nasolsa kendi gibi bir daha çekecek ya asıl o güzel olacak işte" diyebileyim. Evet, filmi beğenmeyeceğime dair bir önyargı var bende şu an. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Brad Pitt&lt;/span&gt; de akademi için artık iyice öne çıktı ama biraz daha onların suyuna gitmesi lazım. Ama gitmesin aaakadaş! Nerde o eski Brad? Neyse ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tarantino&lt;/span&gt;'nun son filmi ile özlediğimiz sertliğine geri dönecek gibi!  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama THE DARK KNIGHT bu kategoriye aday gösterilmediyse bu film hiç gösterilmemeliydi arkadaş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJo_Q52UJI/AAAAAAAAAdk/ot7kSbkP4gs/s1600-h/the+reader.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 148px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJo_Q52UJI/AAAAAAAAAdk/ot7kSbkP4gs/s320/the+reader.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305918747074515090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Reader&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Billiy Elliot ve The Hours&lt;/span&gt; ile ben Oscar'ın adamıyım diyen yönetmen kardeşimiz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Stephen Daldry&lt;/span&gt;, kıl olduğum oyunculuğuyla bana maximum rahatsızlık veren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ate Winsle&lt;/span&gt;t'ı (Akademiciler çok seviyor lan bu kadını!!) başrole koydu ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ralp Fiennes&lt;/span&gt; ile de benim gibi Kate'den rahatsız olanları nötürledi. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Lan tam da bu düşünceyle oyuncu seçimi yapmış olsa ya. 'Dur lan Ozan, Kate'i sevmez Ralph'i de oynatayım gönlü olsun' dese ya.) &lt;/span&gt;İkinci Dünya Savaşı, Naziler, uygunsuz aşk, yıllar sonra karşılaşma vs gibi tam Oscar'lık mevzuları harmanlayan film güzeldir eminim ki. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama THE DARK KNIGHT bu kategoriye aday gösterilmediyse bu film hiç gösterilmemeliydi arkadaş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gelelim esas oğlana....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJpHBEQ2RI/AAAAAAAAAds/AjvWeQdgfeE/s1600-h/slumdog.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 148px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJpHBEQ2RI/AAAAAAAAAds/AjvWeQdgfeE/s320/slumdog.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305918880262183186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Slumdog Millionaire&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Danny Boyle&lt;/span&gt;'u çok severim. Filmleri şahanedir.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Trainspotting,28 Days Later ve Sunshine &lt;/span&gt;ile kendi zirvelerini yapmıştır bana göre. Slumdog Milyoner bu kategoride izlediğim tek film. Güzel film. Pek de Oscar için çekilmiş havası yok. Danny Boyle birçok açıdan yine döktürmüştür. Diğer filmleri izlemediğim için onlarla kıyaslayıp da ödülü haketmiştir ya da haketmemiştir diyemem. Ama genel anlamda konuşursam, kesinlikle en iyi film ödülü alacak bir film değildir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Uçuk bir olasılığı, çiğ bir mevzu ile çok güzel harmanlasa da, film sıkmadan akıp gitse de, iyi oyunculuklar izlesek de ı ıh!&lt;/span&gt; Bu gereğinden fazla uzun film, gereğinden fazla övülerek abartılmış ve benim gibi beğenenlerde dahi antipati yaratılmasına sebep olmuştur. Tekrar ediyorum, kesinlikle Oscar'lık bir film değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:180%;" &gt;KARA ŞÖVALYE KOVALASIN SİZİ!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJpboIVM0I/AAAAAAAAAd0/hyPGFcRmSi0/s1600-h/tdkvw5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJpboIVM0I/AAAAAAAAAd0/hyPGFcRmSi0/s400/tdkvw5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305919234345612098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;akademi üyelerine kırmız kart&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt; gibi bir başyapıt bu ödüle aday dahi gösterilmezken Slumdog Millionaire  ödülü almıştır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sizin yatacak yeriniz yok Akademi Üyeleri!&lt;/span&gt; Şu çizgi-roman uyarlaması fobinizi bu film de kıramadıysa ve gelecek olan üçüncüsü de kıramazsa başka hiçbir film kıramaz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Korkaksınız, dar görüşlüsünüz, liboşsunuz, yaşlısınız... &lt;/span&gt;konuşturmayın lan beni. Kendi başına blog haline gelebilecek bir inceleme konusudur &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT.&lt;/span&gt; Bir sevdadır &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THE DARK KNIGHT&lt;/span&gt;! Öyle ki bir çok alanda ders niteliği taşıyan özellikleri vardır. Sinemadaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;IMAX &lt;/span&gt;deneyimi ile ilk izlediğimde,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asgaard'dan, olmadı Olympos'tan birileri gelip bu filmi çekti ve gitti herhalde" dedim içimden!&lt;/span&gt; İnsan evladı böyle film çekemez! Ama çekti işte. Ve bu film görmezden gelindi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;720p çözünürlükte dev ekran  bir tv de filmi tekrar izlemek için bekliyorum. Başka türlü tekrar izlememeye karar verdim. İzledikten sonra bir inceleme yazısı patlatabilirim.  Ya da kıyamayıp hiç yazmayabilirim. Bilmiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Bu filmi görmezden gelen Akademi üyeleri, bir gece yatak odanızın penceresinde  sivri kulaklı, geniş  kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmayan bir silüet görürseniz anlayın ki hesap günü gelmiştir. Başka da bir şey demiyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaLF0ll553I/AAAAAAAAAeU/ugY-mLsHtEs/s1600-h/the_wrestler_mickey_rourke.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 296px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaLF0ll553I/AAAAAAAAAeU/ugY-mLsHtEs/s320/the_wrestler_mickey_rourke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306020818230830962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Görmezden gelinen bir filmden daha bahsedeceğim! Esasen en iyi erkek oyuncu dalına dair yazacaklarımda, bu filme değinecektim ama kısaca bahsetmeden edemedim! The Wrestler, benim gözümde Slumdog Millioner'den kat be kat daha başarılı bir filmdir! Mickey Rourke'un resmen döktürdüğü ve hayatının rolünü oynadığı film es geçildi! Aday dahi gösterilmedi! Neden? Çünkü Akademi dingillerinin tüm kıstaslarına ters bir film! Ne epik, ne şaşalı, ne iddialı ne de klasik metodlarla herhangi bir ilgisi var! Baştan sona gerçekçi (alabildiğine), hiçbir şekilde duygu sömürüsüne kaçmayan, minimum müzik kullanımlı, yalın anlatımlı ve büyük oranda kendini başrol oyuncusuna yaslayan bir film! Rourke abim, öyle bir döktürüyor ki, içim acıyor aaakadaş! Eğer ille de sosyal, toplumsal veya birşeysel altmetin arıyorsanız, dibine kadar o da var efendim! Ama yookk! Akademi yine de sömürü yapan, kendi kalıbına uymaya çalışan filmleri o ilk beşe koyacak!  The Wrestler en azından aday gösterilmeyerek dahi çok büyük haksızlığa uğramıştır. Aronofsky kardeş, bu akademik liboşlar seni sevmiyor. Ama sen hep böyle kal. Bunlara yaranmak ,çin film yapma ne olur! Seni de kaybetmeyelim babuş! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0); font-weight: bold;"&gt;NOT:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Diğer kategorilerle ilgili de ateş kusmalarım devam edecektir. Ama bu yazı dahi uzun oldu, bir de onları eklersem hiç okumazsınız! Yarın öbürgün parça parça devam edecek kinim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla kalın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3527486244443087584?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3527486244443087584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3527486244443087584' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3527486244443087584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3527486244443087584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/0scar-2009.html' title='OSCAR 2009'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SaJn8Hmw4dI/AAAAAAAAAdE/t_PjMsjB9j0/s72-c/oscar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-6246138203972255900</id><published>2009-02-20T10:09:00.004+02:00</published><updated>2011-06-02T14:44:53.187+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>THE HUNT FOR GOLLUM</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Independent Online Cinema&lt;/span&gt; adlı über süper internet oluşumundan çıkma bir bağımsız yapım geliyor!  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yüzüklerin Efendisi'nden ilham alınarak yapılan bu 40 dakikalık film, 4000 dolar gibi bir bütçe ile Yapılmaya başlanmış!&lt;/span&gt; Tabi gördüğü ilgi ve destek üzerine bütçe zamanla artmış! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3 mayıs 2009&lt;/span&gt; itibariyle internet üzerinden bedava izlenecek filmin tanıtımı için kullanılan mottolardan en güzeli &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"hayranlar için hayranlar tarafından yapılan bir film"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konusu ise adından da tahmin edilebileceği üzere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gollum&lt;/span&gt;'u avlamak üzerine! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mordor&lt;/span&gt;'un karanlık güçlerinden önce Gollum'u bulup yüzüğü güvenceye almak için; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gandalf&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aragorn&lt;/span&gt; ile konuşuyor ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"eğer sen onu bulamazsan, kimse bulamaz!&lt;/span&gt;" diyor. Neticede film boyunca Aragorn'un, Gollum'u avlamak için yollara düşüşünü izleyeceğiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fragman gerçekten beklenti uyandırıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peter Jackson'ın Yüzüklerin Efendisi&lt;/span&gt; uyarlamasıyla karşılaştırmak gibi (en azından yapım kalitesi olarak) bir yanlışa kimselerin düşmeyeceğini umuyorum. Hatta karşılaştırılsa dahi, fragmandan gördüğüm kadarıyla kafa tutabilecek düzeyde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;İşte fragman!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nacizane yorumlarımı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3 Mayıs&lt;/span&gt;'tan sonra bu sitede, olmadı başka bir sanal alem adresinde siz güzel okuyucu ve izleyİci insanlarla paylaşacağım!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="225" width="400"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2567014&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2567014&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="225" width="400"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/2567014"&gt;THE HUNT FOR GOLLUM - FULL Trailer 1&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/thehuntforgollum"&gt;Independent Online Cinema&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin sitesi için &lt;a href="http://www.thehuntforgollum.com/"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;TIKLAYINIZ!&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orta Dünya'da görüşmek üzere! &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-6246138203972255900?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/6246138203972255900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=6246138203972255900' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6246138203972255900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6246138203972255900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/hunt-for-gollum.html' title='THE HUNT FOR GOLLUM'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-6850140958938454059</id><published>2009-02-09T12:35:00.006+02:00</published><updated>2011-05-26T11:27:41.823+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>J.R.R. Tolkien, The Man Who Created The Lord of the Rings</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SZAJJh0_FZI/AAAAAAAAAcU/6gkS6XWyYFI/s1600-h/JRR+Tolkien.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 253px; height: 369px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SZAJJh0_FZI/AAAAAAAAAcU/6gkS6XWyYFI/s320/JRR+Tolkien.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300746820719154578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Coren&lt;/span&gt;'in yazmış olduğu ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6 45 Yayınları&lt;/span&gt;nın dilimize kazandırdığı biyografiyi yakın zamanda okudum. Burada bir kaç fikrimi paylaşacağım! Daha önce &lt;a href="http://www.fantastikedebiyat.com/forum/michael-whitedan-bir-tolkien-biyografisi-t2482.html" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael White'ın Tolkien biyografisi hakkında bir yazı yazmıştım&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;. Michael Coren'in Tolkien biyografisi hakkında fikir beyan ederken iki biyografik eser arasında kıyas yapacağım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Öncelikle sonda söylenmesi gerekeni en başta diyeyim! Michael White'ın biyografisi çok daha başarılı!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Evet şimdi rahat rahat derdimi anlatayım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;İki kitabı alıp, şöyle bir göz atarsanız en büyük farkın resim sayısı olduğunu göreceksiniz! Coren'in kitabında 3-5 sayfada bir ya birilenin ya da biryerlerin resmi var. White'ın kitabında ise tam ortada kuşe kağıda basılı ve yalnızca gerektiği kadar resim var. Coren'in kitabında onca insanın resmi konmuşken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tolkien'in eşi Edith&lt;/span&gt;'in resmine rastlayamıyoruz. White'ın kitabında ise tıpkı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bilbo&lt;/span&gt;'nun evine benzeyen bir evin önünde Tolkien çiftinin çok sevimli bir resmi var. Bu işin görsel kısmı tabii!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;İki çalışmayı da okuduktan sonra hemen göze çarpan farklar var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlk olarak&lt;/span&gt; White'ın çalışması çok daha yetkin. Daha fazla ayrıntı içeriyor ve bu ayrıntılar özenle seçilmiş. Tolkien'in giydiği yün çorap sayısı değil de üniversitede verdiği dersler sırasında sınıfa Beowulf destanını bağıra çağıra okuyarak girdiğine dair bilgiler edinebiliyoruz. Bu anlamda Coren'in yapıtı ayrıntı bakımından hayli zayıf.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İkinci olarak&lt;/span&gt; White, Tolkien biyografisi okumaya meraklı kimselerin Tolkien'in yapıtlarından an az &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hobbit&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yüzüklerin Efendisi&lt;/span&gt;'ni okumuş olmaları ön koşuluna dayanarak çalışmayı yazmış gibi görünüyor. Çünkü White, kitabında hem Hobbit'in ortaya çıkış serüvenine hem de Yüzüklerin Efendisi'nin nasıl ortaya çıktığına dair doyurucu bilgiler veriyor. Tüm yolculuk boyunca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Silmarillion&lt;/span&gt; hep Tolkien'in zihninde oluyor. White, Tolkien'in eserlerinin edebiyat ve akademi dünyasındaki yankılarına geniş yer vermiş. Yüzüklerin Efendisi hakkındaki yorumlardan yazılı örnekler aktarılmış ve kendi yorumunu da paylaşmış. Bu üslup Tokien'in diğer yapıtları hakkında bilgi verirken de sürdürülmüş. Bu anlamda Tolkien'in hayatının edebi yönü eksik kalmamış. Fakat aynı sözleri Coren'in yapıtı için söyleyemeyeceğim. Çünkü Coren, hitab ettiği kitlenin Tolkien'in hiçbirşeyini okumamış olabileceği olasılığını da hesaba katmış. Bu yüzden hem Hobbit'in hem de Yüzüklerin Efendisi'nin bir kaç sayfalık özetlerini aktarmış. Ayrıca yayınevinin tercihi olan hem Tolkien'in yapıtlarına dair hem de genel kültüre hizmet olarak bir çok dip not eklenmiş. Fakat Tolkien'in yapıtlarını okumuş insanlar için özetler ve tüm bu dipnotlar (eserler hakkındaki) mürekkep ve yer israfından başka bir şey ifade etmiyor. Sanki kitabın eksiklikleri hem yazarın koyduğu özetler hem de yayınevinin dipnotları hem de bol bol resim ile kapatılmaya çalışılmış. Netice itibariyle, Tolkien ve eserlerinin yaratımı hakkında nitelikli herhangi bir bilgiye Coren'in kitabında rastlayamıyoruz. Ne eserlerinin yaşamından hangi izleri taşıdığını ne de eserleriyle arka planda neler ifade etmek istediğini vs Ayrıca kitapta bol bol Silmarillion, Hobbit ya da Yüzüklerin Efendisi'nden söz açıldığında "ileride ayrıntılı bir şekilde işleyeceğimiz - anlatacağımız" gibi ifadeler geçiyor. Fakat biz kaynakçaya kadar okuduğumuzda bu vaatten nasibimizi alamamış olarak kapağı kapatıyoruz.  White ise tam anlamıyla hayranları mutlu edecek ayrıntıları kitabın heryerine dağıtmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üçüncü olarak&lt;/span&gt; kitaplardaki bir takım aktarım farklılıklarını maddeler halinde paylaşacağım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; White'ın kitabı çok akıcı ve samimi bir üslupla yazılmış. Coren ise zorlama ödev yazan bir öğrenci edasıyla özet üslubunu kullanmış ve yer yer samimi olma iddiasıyla zorlama romantizme kaçmış&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; White, Tolkien'in hayatındaki olumsuzlukları aktarmakta bir sakınca görmemiş. Küçükken annesinin din değiştirmesi üzerine akrabaları tarafından dışlanması ve kötü muameleye maruz kalması, Tolkien'in bundan etkilenip ömür boyunca akrabalarına öfke duyması, annesinin kaybından sonra çektiği sıkıntılar, Oxford'a girmek için verdiği uğraş ve hayal kırıklıkları, cephedeki acılar ve kayıplar, uzun süren hastalık dönemlerinde karısı Edith ile çektiği sıkıntılar, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnkling&lt;/span&gt; toplantılarına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Charles Williams'&lt;/span&gt;ın da katılmaya başlaması ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J.S.Lewis &lt;/span&gt;ile aralarında başlayan ve Lewis'in ölümüne kadar ki sürede artmış olan soğukluk, eserlerini yazarken arada bir düştüğü ümitsizlik, yayınevleriyle yaşanan anlaşmazlıklar... vb birçok olumsuzluk Coren'in yapıtında ya hiç değinilmemiş ya da bir iki cümle ile geçiştirilmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; White, Tolkien'in kişiliğini tüm yönleriyle yansıtmaya çalışmış. Koyu katolik ve modernizm karşıtlığını, kendini çoklarından üstün görüşünü, arkadaşlarının kedisinden başarılı olmasını istememesini ve hatta Lewis'in yazdıklarıyla sahip olduğu başarıya anlam veremeyip onu kıskanmasını, Charles Williams'dan hiç hazzetmemesi vb tüm olumsuz yönleri yansıtmış. Bunun yanında, Tolkien'in her zaman güler yüzlü oluşunu, son yıllarına kadar sürdürdüğü zindeliğini, inanılmaz çalışma azmi ve dilbilimine olan aşkını, çocukları ve torunlarına aşırı sevgisini, onlara anlattığı sayısız masal olduğunu, ragby aşkını, insanları etkilemesini, öğrencileri arasındaki popülaritesini vb olumlu bir çok yönü de yine olmusuzluklarıyla dengeli bir şekilde işlemiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Fakat Coren, anlamsız bir romantizm ile, Tolkien'in kişiliğinden doğan tüm olumsuz yaşantıları törpülemiş. Sadece çektiği skıntılara yüzeysel bir biçimde yer vermiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Sonuç olarak Coren'in, Tolkien hakkındaki biyografik çalışması, Michael White'in çalışmasının bize verdiğinden başka ek olarak hiçbir bilgi, kırıntı dahi vermiyor. -belki sondaki Tolkien hakkında yazılan diğer kitaplara dair kaynakça hariç -  Cohen'in çalışmasını okurken kendimi White'ın biyografik çalışmasının kötü bir özetini okur gibi hissettim. Bu açıdan verdiğim para yalnızca White'ın kitabının değerini anlamama yaradı ve kitaplığımda bir Tolkien kitabı daha olmuş oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Bulabilsem Tolkien hakkındaki diğer çalışmaları da okuyacağım. Fakat Türkçe başka bir kaynak bulamadım. O yüzden netten İngilizce bulunca kendimi zorlayıp okumaya çalışacağım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Tolkien'in özel yaşamı haricinde eserlerine dair Türkçe inceleme kitapları buldum. Onları da en kısa sürede okuyup sizlerle fikirlerimi paylaşacağım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Yeni okuma paylaşımlarında görüşmek üzere!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 0);"&gt;Not:&lt;/span&gt; Bu yazı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;fantastikedebiyat.com&lt;/span&gt; sitesinin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;forum&lt;/span&gt; kısmındaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yazarlar-kitaplar&lt;/span&gt; bölümüne yazdığım yazıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-6850140958938454059?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/6850140958938454059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=6850140958938454059' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6850140958938454059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6850140958938454059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/jrr-tolkien-man-who-created-lord-of.html' title='J.R.R. Tolkien, The Man Who Created The Lord of the Rings'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SZAJJh0_FZI/AAAAAAAAAcU/6gkS6XWyYFI/s72-c/JRR+Tolkien.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8247480540331089013</id><published>2009-02-07T14:13:00.005+02:00</published><updated>2011-05-26T11:28:17.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Fantastik Yazın ve Kökeni Üstüne Kısacık Bir Görüş</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/Set00TXXulI/AAAAAAAAAfs/vWYmUVW0PgI/s1600-h/kabakulak+iblisi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 211px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/Set00TXXulI/AAAAAAAAAfs/vWYmUVW0PgI/s320/kabakulak+iblisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326479426196060754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Edebiyatın herhangi bir türünde eser vermeye çalışırken ya da mevcut eserleri incelerken gözümüze çarpan şudur; mutlaka ve mutlaka belirli kültürel öğeler arka planda kaya gibi sağlam bir şekilde durur. Eseri yazan kişinin beslendiği kaynak eninde sonunda o kişinin kültürel mirasına denk gelir. Bu miras, tarihi, felsefeyi, toplum yapısını, sanatı, bilimi ve hatta siyaseti kapsar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Fantastik edebiyat eserlerindeki alternatif evrenler, her ne kadar alternatif olsalar da bu dünyanın insanları tarafından kurgulandıkları için, bu dünyanın derin ya da soluk izlerini taşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler Fantastik Edebiyat akımının doğuşunda en büyük pay sahibi olan eseri örnek verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yüzüklerin Efendisi&lt;/b&gt;, kendi içinde tutarlı, başından sonuna kadar tarihsel bir kronoloji sahibi, kendi coğrafyası ve ırkları olan &lt;b&gt;Orta Dünya Tarihi&lt;/b&gt;'nin önemli bir kesitidir. &lt;b&gt;Tolkien&lt;/b&gt;'in hayatının çalışması olan Orta Dünya Tarihi, yazar hayata veda ettiğinde dahi henüz bitmemişti.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Halen de bitmiş değil ve Tolkien’in miras bıraktığı notlar, oğlunun derlemeleri sayesinde yeni yeni kitaplar olarak kütüphanelerimize giriyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta Dünya'ya dair eserleri pek de derinlere dalmadan, yüzeysel olsa dahi incelediğimizde şunu görüyoruz. Tolkien, Orta Dünya tarhini anlatırken hem İskandinav mitolojisinden hem de kendi zamanındaki tarihi öğelerden oldukça etkilenmiştir. Bunu kendisi de ifade etmiştir. İyinin ve kötünün siyah ve beyaz gibi ayrıldığı Orta Dünya, köklerini 1400'ler öncesindeki edebi eselerden alır. Bu eserlerin kahramanları en yiğit, kadınları en masum ve güzel, canavarları en kötü ve korkunçtur. (Tolkien'in en sevdidiği ve hakkında yazılar yazdığı destan &lt;b&gt;Beowulf&lt;/b&gt; bunların en keskin örneklerini taşır.) Tanrılar işin içindedir ve büyü her daim etraftadır. Fakat madalyonun öbür yüzü farklıdır. Orta Dünya tarihinin en başından beri kötüler hep daha güçlüdür. İyiler mutluluğa varmak ve kötülüğü yenmek için çok ağır fedakarlıklarda bulunmak zorundadırlar. Kötülüğü alt edenler hiç hesapta olmayan kişi ve şeylerdir. Buna rağmen kötülük asla tam olarak yenilmez ve hep tekrar, daha güçlü olarak doğar. Tıpkı gerçek Dünyada olduğu gibi. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz; üstad Tolkien, hayranı olduğu ortaçağ edebiyatı ve mitolojisi ile, kendi çağının gerçeklerini harmanlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkların yaratımı ise bambaşkadır. Tolkien alegorinin her türlüsünden nefret ettiğini söylemişti. Lakin &lt;b&gt;Michael White&lt;/b&gt;'ın Tolkien adlı biyografisinden sizlerle paylaşacağım şu alıntı kafaları karıştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Orta Dünya'nın bizim dünyamızın değiştirilmiş bir versiyonu olduğu kesindir. Dahası, Yüzüklerin Efendisi'ndeki öykünün geçtiği ülkeler Avrupa'nın değişik bir versiyonudur. Tolkien bunu açıkça belirtmişti. Kendisine Orta Dünya'nın coğrafyası hakkında sorulan bir soruya şu yanıtı vermişti: &lt;b&gt;"Rhun (kitaptaki dizgede 'u' üstünde bir inceltme var) Elfçede doğu demektir. Batılıların çok uzak gördüğü Asya, Çin, Japonya gibi yerlerdir. Harad'ın güneyiyse Afrika'dır, yani sıcak ülkeler."&lt;/b&gt; "&lt;b&gt;Bu durumda Orta Dünya Avrupa oluyor, değil mi?"&lt;/b&gt; diye sorulduğunda &lt;b&gt;"Evet, elbette,"&lt;/b&gt; demişti. &lt;b&gt;"Kuzey batı Avrupa... hayal gücümün kaynağı."&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Bir muhabir Mordor'un yerini sorduğundaysa, "Balkanlar civarında," yanıtını vermişti.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Hobbitler, İngilizlerdir. Shire da İngiltere'nin bir parçasıdır. 1960'lı yıllarda Tolkien'le biraz zaman geçiren bir muhabir olan Clyde Kilby bunu bizzat kendisinden duymuştu: &lt;b&gt;"Ona eskiçağlarda Hobbitler olup olmadığını sorduğumda 'Hayır, çünkü Hobbitler İngilizlerdir,' dedi.&lt;/b&gt; Bir keresinde arabayla Oxford'ın bir kaç kilometre ötesindeki Londra Yolu'nda giderken Toklien kuzeydeki tepeleri gösterip, orasının tam Hobbitlerin yaşayacağı türden bir yer olduğunu söyledi." &lt;/i&gt;Sayfa 189-190&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolkien hakkında okumalarım devam ediyor. Ayrı bir başlık altında bu okumalarımdan çıkardıklarımı sizlerle paylaşacağım. Burada yalnızca kısa bir örnek verdim. Sayısız alegori ve benzerlik Orta Dünya'da mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere Tolkien, Orta Dünya'daki ırkları ve coğrafyayı yaratırken tarihten ve kendi zamanından oldukça etkilenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolkien'in bir filolog olduğunu, Oxford gibi bir üniversitede Prof. ünvanıyla akademisyenlik yaptığını unutmayalım. Bizlerin konuşabileceği farklı dillerin ortalamasını aldığımızda, Tokien'in uzman olduğu dil sayısına yaklaşamayız bile. Tolkien, dilbilimine aşık biriydi. Çalışmaları sırasında kendini kaybediyordu. Çok titizdi. Bu titizliğini Orta Dünya'ya da yansıtmıştı. Hiçbir isim, dilbiliminden bağımsız uydurma değildir. Hepsinin bir kökeni ve tarihçesi buna bağlı olarak anlamı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlamak gerekirse; &lt;b&gt;Orta Dünya'nın hiçbir öğesi uydurma değildir. Mitolojik, tarihi ve dilsel kökenlere bağlıdır.&lt;/b&gt; Zaten &lt;b&gt;Hobbit &lt;/b&gt;ile başlayıp &lt;b&gt;Yüzüklerin Efendisi&lt;/b&gt; ile doruğa çıkan Orta Dünya hayranlığı da gücünü buradan alır. Tolkien, fantastik edebiyatın modern zamandaki halini almasına en büyük etki eden yazardır. Şu an forumlarda, oyunlarda ve son dönem fantastik edebiyat denemelerindeki nice ırk tasviri, son hali Tolkien'in yarattığı ırkların tasviridir. &lt;b&gt;Elfler&lt;/b&gt; Tolkien'den önce &lt;b&gt;Noel Baba &lt;/b&gt;mitosundaki oyuncak yapan minik yapılı, kırmızı yanaklı, sivri kulaklı büyülü yaratıklardır. Zamanımızın popüler elf imajını (buna en güzel örnek Elrond, Galadriel ve en popüleri olan Legolas'dır) Tolkien yaratmıştır. Fakat kökeni bellidir. Cüceler ise; Tolkien öncesinde, &lt;b&gt;Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler&lt;/b&gt; masalındaki tasvirden öteye geçememiştir. Yine üstad sayesinde şu an ki yaygın cüce imajı (buna tereddütsüz Gimli'yi örnek verebiliriz) Orta Dünya'dan gelmedir. Bu arada belirtmekte fayda var; çoğu eleştirmen cüceler ile &lt;b&gt;Eski Germen ve Viking Halkları&lt;/b&gt;nı benzeştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görülüyor ki; Orta Dünya'nın hiçbir öğesi temelsiz bir uydurmanın ürünü değildir. Okuyan, çalışan, dil ve mitoloji aşkını taşıyan üstün bir zekanın ürünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolkien'in en büyük üzüntüsü bir İngiliz mitolojisinin varolmamasıydı. O da iş başa düştü deyip, sayısız öğeyi bileştirip yepyeni bir milli mitoloji yaratmaya çalıştı ve kısmen başarılı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz &lt;b&gt;Türkler&lt;/b&gt; olarak böyle bir girişimde bulunmayıp kendi mitolojimizi kategorize etsek dahi devasa bir külliyat ortaya çıkacaktır. Tarihin en köklü medeniyeti Türk ırkına aittir. Atatürk de bu savı kanıtlamak için büyük araştırmalar yapmış ve yaptırmıştır. Olay ve tasvir zenginliği açısından nadir yeterliliğe sahip kültürlerden biri olan Türk Kültürü'ne sahip çıkmalıyız. Çok gerilere gitmden yalnızca &lt;b&gt;Orta Asya&lt;/b&gt;'dan başlayarak mitolojimizi taradığımızda, &lt;b&gt;Avrupa, Amerika ya da Uzak Doğu&lt;/b&gt; ülkelerinin gıpta ile okuyacakları Türklere özgü bir fantastik edebiyat akımı oluşturabilmek işten bile değildir. Bu yüzden ilköğretim çağımızdan itibaren bizlere (istemli mi -istemsiz mi siz karar verin) kazandırılmaya çalışılan tarih nefreti ve bıkkınlığına yenilmemeliyiz. Kültürel mirasımıza sahip çıkıp onu zamanın gerektirdiği formlarda yaşatmalıyız. Bu açıdan fantastik kurgu eseri yazmaya çalışan tüm arkadaşları, Türk Mitolojisi ve özellikle Türk tarihini araştırıp oralardan feyz almaya davet ediyorum. Bunu yakın zamanda çok başarılı bir şekilde gerçekleştiren yazarımız da mevcuttur.&lt;b&gt; Saygın Ersin'in Zülfikarın Hükmü ve Erbain Fırtınası adlı iki ciltlik eseri çok büyük bir başarıdır bence.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Tereddütsüz bir şekilde herkese öneriyorum. &lt;/b&gt;Ejderha Mızrağı ya da Ölüm Kapısı gibi çalışmalar yerine bir çok defa üst üste okunacak bir eserdir. Yakın zamanda tekrar okursam bir tanıtım yazısını okumanıza sunacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayınız ki yazmak için okumak, fikir sahibi olmak için ise bilgi sahibi olmak gerekir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese iyi okumalar! &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8247480540331089013?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8247480540331089013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8247480540331089013' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8247480540331089013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8247480540331089013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/fantastik-yazn-ve-kokeni-ustune-ksack.html' title='Fantastik Yazın ve Kökeni Üstüne Kısacık Bir Görüş'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/Set00TXXulI/AAAAAAAAAfs/vWYmUVW0PgI/s72-c/kabakulak+iblisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-6099396169384906839</id><published>2009-02-07T14:00:00.005+02:00</published><updated>2011-06-02T14:45:11.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>En Başarılı Uyarlamalardan Biri  Olarak Beowulf</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SY14pqASHiI/AAAAAAAAAcE/tvb4hAbPHpU/s1600-h/Beowulf.firstpage.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 202px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SY14pqASHiI/AAAAAAAAAcE/tvb4hAbPHpU/s320/Beowulf.firstpage.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300024993530388002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beowulf&lt;/span&gt; destanının kaynağına kısaca göz atalım! Çok kısa vallahi!&lt;br /&gt;İs 700 ve 750 yılları arasında adı bilinmeyen bir İngiliz tarafından yazıldığı tahmin ediliyor! Metin, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Paganlık&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hristiyanlık&lt;/span&gt; öğelerini içinde barındırıyor! Bunu nedeni; destanın Paganlıktan Hristiyanlığa geçiş esnasındaki zaman diliminde yer bulmasıdır.&lt;br /&gt;Dönemin kültürel yaşantısına dair eldeki tek belge diyebiliriz. İlk sayfasını yan tarafta görebilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939'da İngiltere açıklarında&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Sutton Hoo&lt;/span&gt; kraliyet gemisi bulundu! Tabi batık olarak! İçinden çıkan malzemeler destanda anlatılan kültürel ayrıntıları da doğrulamaktadır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İS 1000 yıllarında keşişler tarafından aslından kopya edilmiştir.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kral VIII. Henri&lt;/span&gt;, 1530 sonlarında manastırları ve kütüphaneleri ortadan kaldırmıştır. Kaçırılıp, korunan tek kopya budur! Malesef Dünya'nın ilk yazılı kültür miraslarından birinin orjinal metni mevcut değil artık. Rahiplerin sonradan kopya ederken metinde ne gibi tahribatlar yaptıkları ise meçhuldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(227, 108, 9);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;--- BURADAN SONRAKİ OKUNACAK SPOİLERLARDAN YAZAR SORUMLU DEĞİLDİR ---&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az çok hepimiz metnin konusunu biliyoruz. Zamanına göre uzun sayılabilecek metin tam da zamanının anlayışını yansıtıyor bence! Yiğitlik, gözü karalık, mazlumları koruyan ve canavarlarla savaşan kahraman kral, abartılı insan gücü, korkutucu ve tabii ki kötü yaratıklar. Son olarak da zamanın vazgeçilmez ikonlarından ejderha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DESTANIN KISACIK BİR ÖZETİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destanın orjinalinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beowul&lt;/span&gt;f ve hem öldürdüğü hem de ölümüne neden olan ejderha arasında filmdeki gibi bir bağ yok. Filmde bütünlük sağlamak amacıyla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neil Gaiman&lt;/span&gt; olaya aile trajedisi eklemiş! Böylece sondaki savaş daha dramatik bir hal almış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orjinal metinde durum şu; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hrothgar&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Danların Kralı&lt;/span&gt;, büyük bir şato yaptırır. Ama, canavar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Grendel&lt;/span&gt;, Hrothgar'ın buradaki savaşçılarını öldürür ve şato boş kalır. Beowulf, Grendel ile savaşmak için Geatland'dan gelir! Şanı büyük hikayeleri çok destansıdır Beowulf'un. Fakat Danlı başka bir kahraman Hunfert haksız biçimde Beowulf'u eleştirir. Beowulf tek başına Grandel ile savaşır ve onu öldürür. Kutlamalar yapılır, Hrothgar, Beowulf'u ödüllendirir. Fakat Grendel'in annesi Heorot'u istila eder ve Hrothgar'ın en yakın dostunu öldürür. Beowulf canavarı su altındaki mağarasına dek izler ve öldürür. Hrothgar, Beowulf'a 12 hazine verir. Ona öğütlerde bulunur. Gitmesini istemez ama Beowulf vatanı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geatland&lt;/span&gt;'e döner. Beowulf, memleketinde kral olmuştur. Krallığının 50. yılında bir ejderha, memleketini yağma etmektedir. Yeğeni Wiglaf'ın yardımıyla canavarı öldürür, fakat daha önce ölümcül bir darbe almıştır. Beowulf ölür. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wiglaf&lt;/span&gt;, kral olur. Beowulf'a ihanet eden savaşçılar ise cezalandırırır. Beowulf'un cenazesi için hazırlıkları bizzat yönetir. Cenaze töreni ile destan biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ORJİNAL DESTAN VE FİLM UYARLAMASI ARASINDAKİ FARKLARA KISACA BİR GÖZ ATIŞ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SY4HHPJbZKI/AAAAAAAAAcM/m-K-l8ki3AU/s1600-h/Beowulf-Poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SY4HHPJbZKI/AAAAAAAAAcM/m-K-l8ki3AU/s320/Beowulf-Poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300181632368207010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filme uyarlarken destanda bir takım değişiklikler yapılmış. Bunun en büyük nedeni hem mekanlar hem de karakterler arasında kopukluğu engelleyerek hikayedeki bütünlüğü sinema filmi formatına uyarlama durumudur.  Wiglaf, yanlış hatırlamıyorsam; filmde Beowulf'un silah arkadaşı, en iyi dostu. Destanda ise yeğeni. Filmde; Hrothgar ve Grendel'in annesinin cinsel münasebeti olduğu ve neticesinde Grendel'in doğduğu şeklinde bir olay örgüsü var. Destanda böyle bir durum yok. Grendel'in annesinin kensine oğul veren kişiye ölümsüzlük vaadi gibi bir durum da yok. Filmde; Beowulf, Grendel'i öldürdükten sonra, Grendel'in annesini de öldürmeye gidiyor, fakat amaç cinsel münasebet ile neticeleniyor. Bu durumu anlayan tek kişi Hrothgar, ölümsüzlük ve lanet tılsımından kurtulduğunu anlayınca kendini iskandinav denizine teslim ediyor. Yerine Beowulf Danların Kralı oluyor. Destanda ise Beowulf memleketine dönüp orada kral oluyor. Filmde; yıllar sonra bir ejderha Dan Krallığına saldırıyor ve Kral Beowulf, ejderhanın inine gidip onu öldürmeye çalışıyor. Şatoya ve sahile kadar süren dövüşte, Beowulf, Grendel'in annesinden olan kendi oğlunu (ejderhayı) öldürüyor. Fakat ağır yaraları neticesinde ve kendi yarattığı şeytan dölünü öldürmesi sonucu tılsımın bozulması ile Hakk'ın rahmetine kavuşuyor.  Destanda ise, kendi memleketinde kral iken, ejderhanın biri krallığına saldırıyor ve ejderha ile bizzat savaşıp hem ejderhayı hem kendini telef ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;SONUÇ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destan ve filmin metni arasındaki farklar destanın genel yapısına zarar vermiyor. Tam aksine dramatik bir yapı ile seyircinin filmden kopmasını engelliyor. Ben şahsım adına söyleyeyim ki; tek kelime değiştirmeden destanı aynen film yapsalardı yine salya akıta akıta izlerdim. Ama genel izleyici kitlesine hitap etmek ve bütünlük sağlamak için Neil abimiz gerekli gördüğü değişiklikleri yapmış. Yazanların çizenlerin ellerine sağlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmle ilgili teknik, görsel ve daha başka yönlerden fikir paylaşımlarımı zamanım oldukça sizlerin okumalarına sunacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Unutmayın; Always a hero comes home.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-6099396169384906839?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/6099396169384906839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=6099396169384906839' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6099396169384906839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/6099396169384906839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/02/en-basarl-uyarlamalardan-biri-olarak.html' title='En Başarılı Uyarlamalardan Biri  Olarak Beowulf'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SY14pqASHiI/AAAAAAAAAcE/tvb4hAbPHpU/s72-c/Beowulf.firstpage.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2169658746922732035</id><published>2009-01-26T10:32:00.007+02:00</published><updated>2011-05-26T11:29:50.279+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>TOLKIEN</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazabilmek için; önce okumak gerekir! Bu çok açıktır.&lt;br /&gt;Hayatını kitaplar ve makaleler arasında okuyarak ve yazarak geçiren bir adam düşünün!  İki Dünya Savaşı görüp birinde cephede savaşan bir adam! Bir kaç yıl cephe hastalıklarından muzdarip yataklara düşüp ölümlerden dönen, fakat okuma ve yazma hevesini kaybetmeyen bir adam! 16 yıllık bir akademik kariyerle Oxford'da Prof. ünvanına sahip olan biri! Bir kitap yazmak için on küsür yılını harcayan ve yeni bir edebi akımın oluşmasına en büyük katkıyı sağlayan bir adam!  Hakettiği saygıyı ve parayı hayatının son yıllarında elde etmiş bir adam! Milyonlarca okuyucusunun ve hayranının gözünde ilah gibi bir adam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;John Ronald Reuel Tolkien&lt;/span&gt;, kendi içinde tutarlı ve hayli ayrıntılı tasarlanmış olan devasa fantastik alemi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orta Dünya&lt;/span&gt; ile bir kaç nesli birden etkileyen ve hala etkilemeye devam eden bir adam! Herşeye rağmen bu gerçek göz ardı edilemez! Fakat Orta Dünya hayranları, Tolkien'in yapıtları kadar kendisiyle de ilgilendiler mi? İlgilenenleri vardır kuşkusuz ama, çoğu Tolkien isminin Önünde J.R.R. açılımını dahi bilmez. Bilmek zorunda da değildir tabi! Ben de kısa zaman önceye kadar Tolkien hakkında; kulaktan dolma ya da internet üzerinden okuduğum bölük pörçük bilgilere sahiptim. Bu ise beni pek de rahatsız etmiyordu. Kitaplarını okuyup bitirmeye kıyamadığım! Fakat bir kitabını elime aldı mı, bitirmeden rafa koyamadığım bir adamın yaşantısını bilmem gerekir diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2TvJnon9I/AAAAAAAAAbs/2EBKyXd7MtY/s1600-h/tolkien.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 136px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2TvJnon9I/AAAAAAAAAbs/2EBKyXd7MtY/s200/tolkien.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295551175102865362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu düşünceler içinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ankara'nın ikinci el ve korsan kitap merkezi Olgunlar Kitap Bazaar :)&lt;/span&gt; da kitaplara göz gezdirirken, şeffaf jelatin ile sarılmış olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael White'ın Tolkien kitabı&lt;/span&gt;nı buldum! Bir kaç sene evvel yazdığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Da Vinci&lt;/span&gt; biyografisine göz gezdirmiştim. Halen okuyamadım ama okuyunca burada paylaşırım.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peter Jackson, Yüzüklerin Efendisi&lt;/span&gt;ni üçlemesinin ilk filminin vizyona giriş zamanıyla paralel olarak piyasaya çıkan kitap çok tutulmuştu haliyle. Akıllıca bir strateji tabi. Ama ben o zamanlar bu biyografiye pek aldırmadım. Ama hep aklımdaydı. Yukarıda da bahsettiğim gibi, Olgunlarda gezerken kitaba rastladım. Kitap sıfırdı. Fakat yılların verdiği hasarla temiz bir ikinci el gibi duruyordu. Fiyat 5 ytl idi. Hemen kaptım. Metroda okumaya başladım. Bir kaç gün önce de bitti zaten. Gayet akıcı ve tarafsız yazılmaya çalışılmış gibi duran biyografi bana zevk verdi. Tolkien'i tanımışlık hissi içerisindeyim.  Hiç tahmin etmediğim özellikleri olan Tolkien'i biraz daha tanıdım. Şimdi, iki biyografisini daha buldum. Maddi imkanlar el verince hemen alacağum onlari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim kitaba! Yazının girişindeki kısa paragraf ile Tolkien'in süper bir adam olduğu kanısına varılabilir. Öyledir de. Ama bu huysuz adam, arızaları ile süperliğini dengeliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Talihsiz bir çocukluk yaşayan Tolkien,  dört yaşında babasını, 12 yaşında da annesini kaybetmiş. &lt;/span&gt;Hayatı boyunca sürekli ordan oraya taşınan ve ancak yaşlılığının son yıllarını hayatına giren tek kadın olan karısını kaybettikten sonra, Oxford'da yerleşik olarak geçirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katı bir Katolik olan Tolkien, dar kafalıymış. Teknoloji ve modernizim düşmanı imiş. Bazı yazışmalarında bu apaçık ortadaymış. Edebiyatın da yaşam tarzının da eski olanını benimsemiş biri olarak, tüm enerjisini eski diller üzerine harcamış. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orta Dünya'ya da baktığımızda, teknolojik tek gelişmenin Mordor taraflarında ve Isengard'daki Saruman'ın çiftliğinde olduğunu görüyoruz. Ne elfler ne insanlar ne de madenci cüceler, binlerce yıl sonra bile kılıç kalkandan öteye geçemiyorlar.&lt;/span&gt; E tabi Orta Dünya'yı Orta Dünya yapan da bu biraz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2VUh1US6I/AAAAAAAAAb8/924-ilaOvpo/s1600-h/tolkien+%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fma+odas%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 108px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2VUh1US6I/AAAAAAAAAb8/924-ilaOvpo/s200/tolkien+%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fma+odas%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295552916769491874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çok titiz bir adammış Tolkien. Yazdıklarını tekrar tekrar okuyup, sayısız düzeltmeler yaptığı için yayınevi editörlerini deli ediyormuş. Zaten bu titizliği ve adanmışlığı yüzünden; ta askerdeyken kafasında şekillenmeye başlayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Silmarillion&lt;/span&gt;, 81 yıllık yaşamı son bulduğunda her tarafı notlarla dolu muhtelif defterlerde müsvedde olarak duruyordu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Oğlu Christopher Tolkien&lt;/span&gt;, yıllar sonra bu eserin kurgusunu kendi yaptı ve yayınlanmasını sağladı. Laf aramızda o adamı da çok kıskanıyorum. Babadan kalan miras ile (hem maddi hem manevi hem edebi hem sosyal...) ömrünü babsının Orta Dünya çalışmaları içinde geçirdi. Benim de benzer bir durumum var ama, sadece ucundan kıyısından benzer. Neyse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2VMdYJijI/AAAAAAAAAb0/-x20R0N4ppI/s1600-h/C.S.+Lewis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 139px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2VMdYJijI/AAAAAAAAAb0/-x20R0N4ppI/s200/C.S.+Lewis.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295552778134456882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnkling&lt;/span&gt; denen edebiyat grubu aralarında çıkan anlaşmazlıklara kadar gayet aktif bir şekilde toplanmaya devam etmiş. Nedir İnkling? Tolkien, Oxford'da görevli iken bir çok edebiyat grubu kurmuş ve kurulanlara katılmış. Ama en çok ses getiren ve etki yaratan, kendisinin de sonradan katıldığı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnkling Grubu&lt;/span&gt;'dur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J.C. Lewis&lt;/span&gt;'in de aralarında bulunduğu bu grup, her hafta bir ingiliz pubında buluşup, yazdıkları öyküleri ve şiirleri birbirlerine okuyup fikir alışverişinde bulunurlarmış. Bu işe girişecek insan evladı bulsam, ben de kuracam bir grup! Sanal alem üzerinde çalışmalarım devam ediyor. Ama umudum yok! İnkling' dönelim. Akademik çevreden gelen, entellektüellerin ve yalnız erkeklerin katılabildiği bu grup toplantılarında (darkafalılık burada da gösteriyi gendini),  Yüzüklerin Efendisi ve Narnia Günlükleri'nin ilk sayfaları bir çok kez okunmuş. Tolkien ve Lewis ilk başlarda gerçekten çok yakın dostlarmış. Lewis Yüzüklerin Efendisi hakkında Tolkien'e olumlu olumsuz bir çok eleştiride bulunmuş ve Tolkien bunları olgunlukla değerlendirmiş. Zaten yazdıkları konusunda yalnızca Lewis'in açık açık eleştiri yapmasına izin vermiş. İşin garibi, Tolkien, ömrü boyunca Lewis'in yazdıklarından nefret etmiş. Ağır eleştirilerde bulunmuş. Lewis ise pek tepki vermemiş ve işine bakmış. Sağlam bir agnostik olan Lewis, Tolkien'in konuşmaları ve telkinleri ile din konusunda fikir değiştirmiş. Ama Tolkien'i büyük bir hayal kırıklığına uğratarak protestanlığa kaymış. Son yıllarda aralarının açılmasının ve Tolkien'in Lewis'den uzaklaşmasının asıl sebebi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Charles Williams &lt;/span&gt;adlı yazarmış. Lewis, sonraları tanıştığı Williams'ı benimsemiş ve çok sevmişti. Hatta çevresini kullanıp Williams'a bir akademik kariyer dahi kazandırmış. Fakat, Tolkien, Williams'tan haz etmiyormuş. Bu da zamanla Lewis'ten ve İnkling'den uzaklaşmasını ve sonunda tamamen kopmasını sağlamış. Başka sebepler de vardı tabi ama Williams bu konuların merkezindeymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkling konusuna yüzeysel bir dokunuştan sonra, Tolkien'in hayatına devam edelim!&lt;br /&gt;Üstadımızın en büyük ve örnek alınması gereken özelliği azmi ve çalışmaya olan açlığıdır belki de. Gıpta edilece özelliği ise inanılmaz hayal gücü ve yazma yeteneği. Filoloji bilgisini o kadar iyi kullanmıştır ki, edebiyat dünyasında daha önce görülmemiş bir şekilde (ya da varsa ben bilmiyorum) yeni bir dil yaratmıştır. Şu an Avrupa ve Amerika'da Elfçe kursları mevcuttur. Ben şahsen, Orta Dünya ikinci yabancı dil kontenjanını da Mordor Lisanı ile doldururdum.&lt;br /&gt;Geceleri 12:00 - 02:00 arasında tüm ev ahalisi uyuduktan sonra Orta Dünya'da kendini kaybeden bu ihtiyar, çocuklarına çok düşkünmüş ve sürekli olarak onlar için yeni yeni masallar yaratırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının burasına kadar, -miş'li geçmiş zaman ile geldim. Çünkü anlattıklarımı referans aldığım kitapta anlatılanların gerçek olup olmama durumuna şüpheci bakıyorum. Her ne kadar Michael White, kitabın sonuna &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Caveat lector&lt;/span&gt; yazmasa da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu -miş, -muş diye yazma durumu canımı sıktı. Artık ,sanki olayları araştırmış etmiş hatta tanık olmuş edasıyla -di'li geçmiş zaman dönüyorum! Affınıza sığınıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hobbit &lt;/span&gt;de bu yaratıların bir ürünüdür. Yayınlanan kitap büyük ses getirince ve iyi satış rakamlarına ulaşınca yayınevi Tolkien'den kitabın devamın yazmasını istemiştir. Hobbit sayesinde maddi durumu az da olsa rahatlayan Tolkien, ilk başlarda Hobbit'in devamını yazmaya çalıştıysa da çok daha büyük tasarılar aklında dolanıyordu. Bir süre sonra Orta Dünya'nın yalnızca ikinci bir Hobbit öyküsü ile sınırlandırılamayacağını anladı. Silmarillion ile ilgili de çalışmaya devam ediyordu. Bunun neticesinde 10 yılı aşacak Yüzükleri yazma serüveni başladı. Daha önce İnkling toplantılarında okuduğu pasajlar, olumlu eleştiriler almıştı. Tutarlı bir Orta Dünya tarihi oluşturmaya çalışan üstad, Silmarillion ve Hobbit'le ortak bir öyküyü, tarihi, kurguyu paylaşacak eserini tamamlamasının çok çaba gerektireceğini anladı. Kendinin bir şikayeti yoktu. Ama yayınevi bastırıyordu. Titizliği ve mükemmeliyetçiliği yüzünden kitap bir türlü bitmiyordu. Hatta yüzükleri ve Silmarillion'u tek cilt olarak yayınlatmak gibi bir hayale de kapıldı. Bir yandan yazıyor bir yandan da kitaplar bitince bu hayalini gerçeklştirmek için yayıncılarla görüşüyordu. Hatta bir kaç yayıncıya bazı katakulliler bile çevirdi. Neticede 10 yılı aşkın sürede Yüzüklerin Efendisi bitti. Görüşmeler sonunda Silmarillion dili ve yapısı itibariyle okuyucu çekmeyeceğine karar verildiği için yayınlanmadı. 3 cilde ayrılan Yüzüklerin Efendisi, edebiyat dünyasına bomba gibi düştü. (Doğan medya gubu ağzı!)&lt;br /&gt;Kitap akademisyenler arasında büyük tartışmalar yol açtı.  Tapıldığı gibi çok ağır eleştiriler de aldı.&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=402"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Buradaki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;tartışmalara benzer tartışmalar yaşandı. Neticede Yüzüklerin Efendisi, sosyal olarak her kesime hitap etmese de her yaştan insandan okuyucu buldu. Milyonlar sattı. Tolkien artık zengindi. İngiliz tarihinin bir mitolojisinin olmamasından yakınan ve İngiltere'ye bir mitoloji kazandırmak isteyen Tolkien amacına ulaşmıştı. Ölümünden sonra oğlunun da çalışmaları ile devasa bir Orta Dünya mitolojisi oluşmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade bir hayat yaşamayı isteyen Tolkien'in hayatı pek de öyle geçmedi. Dindar ve dar kafalıydı ama sosyal hayatta nabza göre şerbet vermeyi bilip başarılı olan, hitabet yeteneğini kullanarak insanları etkileyen biriydi. Mükemmeliyetçi ve titizdi. Modern dünyayı sevmiyordu. 14. yy sonrasındaki edebiyatı bile kaale almıyordu. O, kadim zamanların öykülerine, kahramanlarına ve yaşam tarzına hayrandı. Bu Dünya'dan çok Orta Dünya'da yaşamıştı. Bunun neticesinde de ciltlere yayılan eserleriyle ölümsüzleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet bir şekilde kitaptan sonra aklımda kalanları yazdım. Aslında daha söylenecek çok şeyler var. Meşhur &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'alegori'&lt;/span&gt; mevzusu ve Tolkien'in yaşamındaki olayların, kişilerin Orta Dünyada'ki yansımaları gibi! Fakat bu konular hakkında pek de bilgi sahibi değilim! İddialı konular bunlar! Daha iddiasız konularda görüşmek üzere!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2169658746922732035?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2169658746922732035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2169658746922732035' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2169658746922732035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2169658746922732035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/01/tolkien.html' title='TOLKIEN'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SX2TvJnon9I/AAAAAAAAAbs/2EBKyXd7MtY/s72-c/tolkien.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3568597365136584605</id><published>2009-01-01T12:08:00.004+02:00</published><updated>2009-01-01T17:21:17.158+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Burada Ejderhalar Yaşar  - Yeniden</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVyWqAdaOBI/AAAAAAAAAac/ULMBaBSEMlw/s1600-h/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVyWqAdaOBI/AAAAAAAAAac/ULMBaBSEMlw/s200/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286265711048144914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; &lt;span style="color: rgb(204, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;Bazı Şeyler Anlam Kazanır Zamanı Gelince!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Önceki bir&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;a href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/burada-ejderhalar-yaar.html"&gt;yazımda&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada Ejderhalar Yaşar&lt;/span&gt; hakkında oldukça olumsuz görüşler bildirmiştim. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biliyorum hepiniz merakla okudunuz ve geceler boyunca bu yazı üstüne düşündünüz, kitabı okuyup kenarına notlar aldınız ve tekrar tekrar dönüp benim yazımı okudunuz! &lt;/span&gt;Ama ben kitabın sadece 200 sayfasını okumuş ve dallamalaylama gibi ilk görüşlerimi hemen yazmış kitabı itin şeyine şey etmiştim. Bazı görüşlerim değişmemekle birlikte yazar &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;James A. Owen &lt;/span&gt;beni çok pis ters köşeye yatırdı.  Aptal bir sırıtış ve ufak bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;vay be &lt;/span&gt;edası ile kitabın son safyasını çevirdim.  Mutlu olmuştum. Çok yakınlık duyduğum ama hiç görmediğim dostlar kitap boyunca gözümün önündeymiş ve onlarla yol almışım. Ama kibrim ve hor görme zayıflığım yüzünden onları görememişim. Yazarın ne yapmak istediğini göremeyecek kadar körleşmişim. Görmek fiilini çok kullanmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Kurgu Şahane Üsluptan Banane! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kitabın sonunu bir çırpıda getirdim. Hatta evden çıkarken kalan soy sayfalardan başımı kaldıramadığım için de Alev bacımı beklettim! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Beklesin işi ne&lt;/span&gt; diyemem ben hassas adamım! Netice itibariyle kursa gitmeden evvel Yenimahalle'deki üç-beş işi halletmek için soğukta hızlı hızlı yürüken dalgın ifadem ve aptal sırıtışımla insanların tuhaf bakışlarına maruz kaldım. Tamire verdiğim tost makinasını alırken sürekli sırıttığım için orada çalışan kadıncağız benim ya çok kibar biri olduğumu düşündü (kitabın etkisiyle biraz da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İngiliz beyfendisi&lt;/span&gt; gibi davranmamın da etkisi var)  ya da ona asıldığımı sanıp beni içten içe yuhaladı! Bilmiyorum! Sonra 300 gr lık kedi dili aldığım pastanedeki eleman ise sırıtışıma sırıtışla karşılık verdi ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;efenim mefenim&lt;/span&gt; diye konuştu. Üstelik 40 kuruş kadar bir bozukluğu da almadı benden! ehehe Ben bu sırıtışı kursa gidene kadar sürdürdüm ki artık iyice üşüdüğümden oraya vardığımda sırıtacak halim kalmamıştı ve Alev'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;suratın neden asık yine&lt;/span&gt;? sorusuyla karşılaştım. Üşümüştüm yau!&lt;br /&gt;Neyse bu günlük gibi kişisel paragraftan sonra biz kitaba dönelim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 150 sayfasıyla hızlanan kitapta; tüm o küçümsediğim yavan gördüğüm göndermelerin, mitoloji ve fantastik edebiyat eserlerinden özensiz çarpma dediğim karakterlerin, ırkların, olay ve objelerin aslında neden bu şekilde anlatıldıklarına dair tokat gibi bir cevapla karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;----- az biraz keyif kaçırmayan spoiler------&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0); font-weight: bold;"&gt;Hayali Coğrafya Atlası&lt;/span&gt;'nın her dönem üç bakıcısı vardır. Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inanan (Evet Edgar Allen Poe evet evet! taam!)  ve en güzel düşlerini insanlıkla, yazarak paylaşan kişilerin özenle seçildği  ve nesilden nesile aktarılan, büyük özveri ve düş gücü gerektiren bir&lt;br /&gt;görevdir bakıcılık. Bir kişi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;baş bakıcıdır&lt;/span&gt; diğer iki kişi de yardımcıdır. Esas olan kitaba bakıcılık etmek değil, kitabın anlattığı o hayali coğrafyaya bakıcılık yapmaktır. Kahramanlarımız da maceraları boyunca bu görevi hem öğreniyor hem de başarıyla deneyimliyorlar. En sonunda da kitabın bakıcılığını resmen üstlerine aldıklarına dair kitabın iç kapağına imzalarını atıyorlar. Bu öyküde imza atan kişileri gördüğümde yap-bozun tüm parçaları zihnimde birleşti ve büyük tabloyu gördüm. Bu kişileri söylemek istemiyorum. O kadar da spoiler bünyeye zarar verir. Ama şöyle diyebilirim, modern fantastik edebiyatının temellerini atan en byük adamlar buraya imzalarını çakıyorlar. O kadar büyük isimler ki kitapta önceden zikredilen, Shakespeare, Roger Bacon, Alexandre Dumas, Cervantes, Jacob Grimm, Arthur Conan Doyle, Goethe, Dante, Poe hatta ilginçtir Houdini gibi efsane isimlerin yanına rahatlıkla konabilecek devir açmış insanlar bu imzalarıı atanlardır. Kitabın şu an ki bakıcılarını merak etmemek işten bile değil.  Bir gün birinin bana antik diller üstüne eğitim vermek istediğini söyleyen bir mail atmasını bekliyorum! Ulan olur ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;----- az biraz keyif kaçırmayan spoiler bitti ------&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kitabın içeriğiyle ilgili daha fazla yorum yapmam için birşeyleri açığa çıkarmam gerekiyor ki; pek bunu yapma taraftarı değilim! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama sebat edip kitanı sonuna kadar okuyanlar, kendi düş diyarlarında, kendi kurguları için bir kaç kapı daha açmış olacaklar! Unutmayın possibilties are endless!&lt;/span&gt; ,(ulan doğru mu yazdım?)&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz ki&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt; "tükürdüğünü yalattı mı şimdi bu yazar kişisi sana?" &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vallahi bir bakıma öyle! Ama bazı eleştirilerim sabittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Üslup ve tasvir!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kitabın üslubunun  hala çocukca olduğunu düşünüyorum! Fazlaca yavan. Bakın sade demiyorum, yavan! Ayrıca tasvirler özensiz ve çok sade! Yani bir kaç karakter haricinde yazar, geri kalan tüm karakterleri okurun kendi hayal gücüne bırakmış. Pek de olmamış bu taktik, bu tarz bir kitaba!&lt;br /&gt;Ciltlere yayılabilecek ve neler neler anlatılabilecek ne maceralar yaşatabilecek bir konu resmen harcanmış. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayali Coğrafya Atlası&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bakıcıları&lt;/span&gt; (spoiler kısmında anlattım bakıcıları), çok daha büyük maceraların gizlerini ve heyecanlarını içinde barındırıyor bence. Bu haliyle ortalama bir film uyarlaması olmaya müsait olan eser, her okuyan  kişinin kendi beyin ansiklopedisi kıvamına göre zevk verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi okumalar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3568597365136584605?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3568597365136584605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3568597365136584605' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3568597365136584605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3568597365136584605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/01/burada-ejderhalar-yaar-yeniden.html' title='Burada Ejderhalar Yaşar  - Yeniden'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVyWqAdaOBI/AAAAAAAAAac/ULMBaBSEMlw/s72-c/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2951395420896412719</id><published>2008-12-29T18:10:00.006+02:00</published><updated>2011-06-02T14:45:31.368+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>BOLT</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVj3e2QQAEI/AAAAAAAAAaM/KQ3WkPPl-_4/s1600-h/bolt.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 175px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVj3e2QQAEI/AAAAAAAAAaM/KQ3WkPPl-_4/s320/bolt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285246272051085378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;Dipçik gibi bir animasyon!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Beleş bilet finansmanı ile (Alev'cim teşekkürler!) Türkçe seslendirme ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;küçük izleyiciler&lt;/span&gt;den dolayı sinemada animasyon filmi izlemememe rağmen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BOLT&lt;/span&gt;'a gittim! Yanlış anlaşılmasın seslendirme konusunda en başarılı 3-5 ülkeden biriyiz! Lakin ben oricınıl seslendirme ile izlemek taraftarıyımdır.  V e evet çocukları da severim, ama sinema salonu dışında!&lt;br /&gt;Bu iki engele rağmen filmden zevk aldım. Çünkü beklentim 'yüksek değildi' demiyorum; yoktu! Hoppidi hoppidi bir animasyon izleyeceğimi ve eğleneceğimi düşündüm. Eğlendim ve hoppidiydi evet! Olay örgüsü itibariyle senin benim bir sonraki sahnede ne olacağını tahmin edebileğimiz bir filmdi. Karakterler de klişeydi ama benim adamım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hamster Rhino&lt;/span&gt;'dur. 10 numara karakter. Yapımcılara sesleniyorum; "bu arkadaşa da bir film yapın"&lt;br /&gt;Filmin mevzusu neydi onu atladım!&lt;br /&gt;Bir  TV dizisinin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süper Köpek&lt;/span&gt; başrolü olan&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Bolt&lt;/span&gt;, dizide olan biten herşeyin ve süper güçlerinin gerçek olduğunu zanneder. Yapımcılar da köpeğin oyunculuğundan en iyi verimi almak için bu kandırmaca için büyük çaba sarfederler. Fakat aksilikler ardı ardına gelir ve Bolt kendini Hollywood'dan çok uzakda Amerika'nın doğu kıyısında bulur. Hem sahibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Penny&lt;/span&gt;'e kavuşmak hem de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yeşil Gözlü Kötü Adam&lt;/span&gt;ı durdurmak için kendini ve köpek olmanın ne demek olduğunu keşfedeceği bir yolculuğa çıkar! Yol arkadaşları dişi kedi&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Mr. Mittens &lt;/span&gt;ve Hamster &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rhino&lt;/span&gt; onu bu macerada yalnız bırakmayacaklardır.&lt;br /&gt;Filmin ilk 5 dk lık bölümü, Bolt dizisinin bir kısmından sahne ile açılıyor ve açık söylemem gerekirse tüm film keşke öyle devam edip bitseymiş. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süper Köpek Bolt'un maceraları, kendini keşfeden normal köpek Bolt'un yol macerasından çok daha heyecanlı ve ilgi çekici görünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sinemada gitmeseniz de olur diyorum! Sinemada bir tek Pixar animasyonuna gidilir arkadaş! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ekleyeyim; her Disney animasyonunda olduğu gibi bir adet fulltime şarkımız da filmde mevcuttur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi seyirler!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2951395420896412719?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2951395420896412719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2951395420896412719' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2951395420896412719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2951395420896412719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/bolt.html' title='BOLT'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVj3e2QQAEI/AAAAAAAAAaM/KQ3WkPPl-_4/s72-c/bolt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-9018152840633704592</id><published>2008-12-27T22:27:00.008+02:00</published><updated>2009-01-01T18:00:03.259+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>Burada Ejderhalar Yaşar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaP-vBnNfI/AAAAAAAAAZc/bX3-r-nEj8U/s1600-h/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 263px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaP-vBnNfI/AAAAAAAAAZc/bX3-r-nEj8U/s400/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284569520703747570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Alınacak Onca Kitabın Arasında Seni Seçtim Pikaçu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Askerdeyken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Radikal&lt;/span&gt; gazetesinin kitap ekinde görüp aklıma yer etmiş bir kitaptı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada Ejderhalar Yaşar&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;Ankara'nın büyük kitap evlerinden birinde kitap raflarına hayıflanarak bakıyor ve hangi kitabı beğenip de alamasam diye geziniyordum! Bu ara &lt;span style="font-style: italic;"&gt;durumum yok&lt;/span&gt; o yüzden kitap okumak için cepten(kütüphanemden ) yiyorum! Ama fantastik ve bilimkurgu raflarına göz gezdirirken bu kitap gözüme çarptı. Hem askerdeki yokluğun acı hatıralarının gazı hem de metroda ya da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bekleme anlarında&lt;/span&gt;ki boşlukları doldurma isteği ile Burada Ejderhalar Yaşar'ı almak istedim! Yanına bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Killing Joke&lt;/span&gt;'u ekledim - ki kendisi başka bir yazının konusudur - kredi kartının 7 taksit imkanının cezbiyle kapitalist kitap evinin tuzağına düşmüştüm. Evde yiyeceğim ince fırçayı ise çoktan göze almıştım! Mutluydum! Hem çizgiroman tarihinin mihenk taşı bir yapıta sahip olmuştum hem de fantastik kurgunun dibine vuracağım ve bekleme anlarımı düşsel diyarlarda geçireceğim sanrısına kapılmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapağıyla birşeyler vaad ediyordu.  Ayrıca yazar kitap içi illüstrasyonları da kendi kotarmıştı. Önceden bir film tasarısı iken sonradan başkalarının teşviki ile kitap haline gelmişti.  Son olarak tanıtım yazısında ve kitabın kapağında altbaşlık olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayali Coğrafya Atlası&lt;/span&gt; ifadesi geçiyordu.  Sürükleyici ve zevkle okunacak bir kitap beni bekliyor olmalıydı. Amanın da amandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaYj60cerI/AAAAAAAAAZs/imVOeAyRDDY/s1600-h/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 291px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaYj60cerI/AAAAAAAAAZs/imVOeAyRDDY/s400/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284578955617925810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaklaşık 10 yıl önce bu kitabı okusaydım, sanırım içine düşerdim. Başucu kitabı bellerdim. Neden mi? Çünkü ben ortaokul-lise arası da çok hayal kurardım. Yazardım çizerdim düşlerle yaşardım.(şimdikinden farklı mı?) Tek fark şuydu; şimdikinin %1'i kadar okumazdım.  İşte bunun neticesinde şu an sizlere anlatmış olduğum kitabın da tüm popüler olan modern ya da klasik fantastik eserlerden çarpmalarla dolu olduğunu anlamazdım.  Yavan göndermelere "of be adam neyi diyo ya?" şeklinde tepki verirdim! Sabun köpüğü gibi üslubundan dolayı da çok rahat okur ve doyum alırdım. Ayrıca kitaptaki nispeten başarılı  illüstrasyonlara hayran kalır, yazarın kendi çizmiş olduğu için de secde ederdim. Ama a dostlar ben o yaşta değillim ki artık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;Çok pis tufaya geldim olm!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ordan burdan çarpma klişenin ağa babası karakterlerle,hiçbir orcinalliği olmayan o hayali coğrafya ve içinde yaşayan envai çeşitmiş gibi görünen ama bi numarası olmayan yaratıklarla, halen en klişe haliyle trolleri(kaba,iri,kötü), goblinleri (kilolu,keyifçi,pis),elfleri (ölümsüz, kibirli, artis) ve cüceleri(fevri,inatçı ve elflere gıcık) barındıran konseyiyle, kupa,sinek,vale ve karo simgeleriyle bezeli kral kraliçeleriyle(ne kadar da orcinal değil mi), kış kralı, konuşan ve elbise giyen hayvanları, gemi mürettebatı satirleriyle(ne Narnia mı?), gölgeden-doğanlarıyla(nazgül plus ruhyiyen), tahtın kayıp varisi ve süpriz bir şekilde ortaya çıkışıyla, üç cadısıyla, kralın sinsi yardımcısıyla, ak sakallı-nur yüzlü, asalı, beyaz haşemalı wisdom sahibi karakteriyle....daha fazla devam edemeyeceği! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu harmanla bana kendini ancak 200 sayfa okutabilen bu kitap zaten 310 sayfadır. Yolda izde ve misafir olduğum yerde sıkılmamak için okuyarak bu sayıya ulaştım. Puntolar büyük satır araları geniştir. Her çeptırın başında bir sayfa çizim vardır. (Lan baksana biçimiyle bile çocuk kitabı gibiymiş, nasıl bir körlük yaşayıp almışım ya!)&lt;br /&gt;Eve geldiğimde bitirmek için çaba harcadım ve ancak 3 sayfa evet evet 3 sayfa okuyabildim! Sonra da sinirimi bozmamak için kapatıp bir kenara koydum!  Artık bir aya o kalan 110 sayfayı sürüye sürüye okurum! İnanın sonunu falan da hiç merak etmiyorum. Ama verdiğim paraya acıdığım için bitireceğim kitabı ve sonrasında ufak kuzenime güzel bir yılbaşı hedayesi olarak vereceğim gibi gözüküyor! Vermeye de bilirim kitap konusunda cimriyimdir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz ki madem yapıt bu kadar tırtoydu neden yazdın ettin, tarattın resmini kodun da yordun gendini! Yahu ben sizin için şey ettim! Okumayın bu kitabı! 15 yaşını geçmemiş okuma alışkanlığı edinmemiş yakınlarınıza alabilirsiniz ama! Bak o olur! Okulun son senesi Sofi'nin Dünyası'nı okur gibi hissettim kendimi yahu! Zilyon kat bildiğim şeyleri özet halinde biri bana anlatıyor gibi! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu Ejder bokunu ben yazsam vallahi utanırım, demem kimseye böyle bir çalışmam var diye! &lt;/span&gt;Kitabın yazarı sayın arkadaşımız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;James A. Owen&lt;/span&gt;'a  her kim "sen bunu kitap yap hacı şahane kitap olur!" demişse (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Marc Rosen&lt;/span&gt; çok büyük yanlış yaptın hacı) onu kınıyor ve Owen'a edebiyatçı kimlği yerine film senaristliği kimliğini benimsemesini tavsiye ediyorum. Keza tam da o dilde yazıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok daha güzel kitapların tavsilerini içeren yazılarda buluşmak üzere!&lt;br /&gt;Kış Kralıy'mış ey allaam yareppim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitapla ilgili bu fikir paylaşımının devamı&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;a href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2009/01/burada-ejderhalar-yaar-yeniden.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;buradadır!&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-9018152840633704592?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/9018152840633704592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=9018152840633704592' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9018152840633704592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/9018152840633704592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/burada-ejderhalar-yaar.html' title='Burada Ejderhalar Yaşar'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaP-vBnNfI/AAAAAAAAAZc/bX3-r-nEj8U/s72-c/Burada+Ejderhalar+Ya%C5%9Far+%C3%B6n+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-3623633953411445638</id><published>2008-12-27T19:23:00.011+02:00</published><updated>2008-12-27T21:39:54.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>Clone Wars</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jedisın dediler seni bana vermediler!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZvcgC7ieI/AAAAAAAAAYk/Lfv5Bw2Ekxs/s1600-h/the+clone+wars.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 182px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZvcgC7ieI/AAAAAAAAAYk/Lfv5Bw2Ekxs/s320/the+clone+wars.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284533748195101154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cartoon Network&lt;/span&gt;'un beğenimize sunduğu&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Clone Wars&lt;/span&gt; serisi hakkında ahkam kesmeye devam ediyorum!&lt;br /&gt;Önceki için &lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;&lt;a style="color: rgb(204, 102, 0);" href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/clone-wars.html"&gt;Tıklayınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Şu ana kadar 10 bölüm izledim ve sıkıldığım hiç bir bölüm olmadı. Hatta bir tanesinde tüm bölüm Sarı Robot &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3po &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jar Jar&lt;/span&gt; üstüne kuruluydu ve ben buna rağmen sıkılmadım. Buna rağmen diyorum çünkü; bu iki eleman Star Wars evrenindeki en tırt karakterlerdir bence. Lakin gayet komik ve sürükleyici bir bölümdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak güzel esprilerle bezeli seride en çok "I have a bad feeling about this!" (bu mevzu hakkında kötü bir hissim var ya da 'yan bastık galiba' şeklinde çevrilebilir) lafı karakterlerin ağzından çıkıyor. Orjinal seride en çok &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Obi Van Kenobi&lt;/span&gt; üstadımız bu sözü söyler! Evet söz açılmışken Jedi'lardan bahsedeyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jedi'lar süper! Orcinal serideki gibi(yeni  üçlemeden bahsediyorum, çünkü eskisinden zaten bir sen bir ben bir de bebek durumu vardı) Jedi'lar patır patır harcanmak şöyle dursun, kim gelirse kendileri harcıyorlar. Uçan, kaçan, vijuu vijuy diye denyoid(droid) kesen of of... evlere şenlik!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yoda&lt;/span&gt;'dan &lt;a href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/clone-wars.html"&gt;önceki yazıda&lt;/a&gt; biraz bahsetmiştim. Sadece bir şey daha ekleyeyim! Sazıyla sözüyle Yoda üstadımız herkesten sahne çalıyor. Bir laf diyor 'oy oy' nidaları çekiyorum izlerken! Bir aksiyona giriyor 'aman aman' diyorum! On numara olmuş Yoda ama modellemede sakatlıklar var! Neyse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ1QaPm2tI/AAAAAAAAAYs/rQxZC-DCJP4/s1600-h/the+clone+wars+9.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ1QaPm2tI/AAAAAAAAAYs/rQxZC-DCJP4/s320/the+clone+wars+9.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284540137548995282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Orcinal seridebir kaç saniye ile kısıtlı görüntülerle gördüğümüz ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Code 66 &lt;/span&gt;ile çok pis harcanan Jedi'lar bir çok bölümde başroldeler! En çok gördüğüm üstad ise &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ploo Koon&lt;/span&gt;! Karizma sesi ile güven veren, her daim sakinliği ile saygı duyulan, kodum mu oturtan istadımız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Revenge of the Sith&lt;/span&gt;'de uzayda uçarkene kalleşçe Code 66 ile arkadan vurulmuştu ve biz onu patlamadan önce 2 sn görebilmiştik. Burada ise doya doya izliyoruz üstadımızı! Yanda üstad Ploo'yu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Obi Van&lt;/span&gt; ile çok mühim mevzular üstüne fikir teatrisinde bulunurken görüyoruz. Gelelim Obi üstadımıza. O da attığını vuruyor tabi. Orcinal serideki karakterin aynısı, tek farkı aksiyonda çok daha seri ve zekice davranması! Gerisi bildiğimiz süper Jedi! Fazla söze hacet yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ4lnSJycI/AAAAAAAAAY0/AIz5gCTb4AI/s1600-h/the+clone+wars+6.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ4lnSJycI/AAAAAAAAAY0/AIz5gCTb4AI/s320/the+clone+wars+6.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284543800361470402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anakin Skywalker&lt;/span&gt; hadisesi ise hepten değişmiş!  Orcinal serideki droidler kadar denyo karakter gitmiş, yerine&lt;span style="font-style: italic;"&gt; geleceğin Yoda'sı&lt;/span&gt; olacak karakter gelmiş. Arkadaş adam bir kere wisdomlıkta Yoda ile kapışacak nerdeyse! Öngörüde Atatürk'e yaklaşıyor! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(O derece bak düşün!) &lt;/span&gt;Zaten her yere atlıyor zıplıyor, kesiyor biçiyor, uçuyor uçuruyor ne bileyim bilimum Jedi özelliklerine tavan yaptırıyor herifçioğlu! Pervasızlık da yapıyor tabi klasik Anakin tavrı olarak! Ama öyle yerinde yapıyor ki, günü kurtarıyor! Bir de padawan verdiler buna, ona da akıl öğretiyor! Evet o padawanda sıra!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ8yGOBTeI/AAAAAAAAAZE/LYgvZrEa73k/s1600-h/the+clone+wars+asoka.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ8yGOBTeI/AAAAAAAAAZE/LYgvZrEa73k/s320/the+clone+wars+asoka.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284548412870577634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asoka&lt;/span&gt; adlı padawanımız Anakin'in orcinal serideki karakter yapısına sahip. Tek farkı ilerde ipnelik yapıp kendini hırsa güce kaptıracak bir altyapısı yok! Bir de modellemesi pek başarılı değil!&lt;br /&gt;Asoka da Anakin gibi, pervasız, dikkatsiz ve tezcanlı! (her padawanda bu özellikler oluyor, anlamıyorum nasıl Jedi oluyor bular yahu?) Ama gayet yetenekli ve gözü pek bir kızımız!O da durulup akıllanacak ve ilerde süper bir üstad olacak! (yamulmuyorsan Revenge of the Sith'de bu hanım kızımız da Code 66 kurbanı oluyordu! yamuluyor da olabiliri. filmi tekrar izlediğimde gerekli düzeltmeyi yaparım) Ayrıca farklı ışın kılıcı tutuşuyla da türdeşlerinden ayrılıyor! (nasıl bir tabir oldu la bu?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ5FwXwA5I/AAAAAAAAAY8/j2seeR3VMxw/s1600-h/the+clone+wars+5.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ5FwXwA5I/AAAAAAAAAY8/j2seeR3VMxw/s320/the+clone+wars+5.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284544352556680082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yandaki karede Anakin, Asokayı paylamıştır ve karizmayı koyup yürümektedir. Asoka da el mecbur üstadının peşinden gidiyor. Asoka sık sık Anakin'den &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"kızım Jedi'lık ciddi bir müessesedir. Akıllı ol ışını yeme kafana!"&lt;/span&gt; gibi azarlar yiyor. Bu azarlara şahit olan Obi Van da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen kendine bak tırto"&lt;/span&gt; şeklinde Anakin' e takılıyor. (ben de bu paragrafla tüm Star Wars evreni Jedi karizmasını skip attığımı düşünüyorum!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asoka'yı başka üstadlarla başka maceralarda da görüyoruz. Hatta yeni padawanlıktan çıkmış ve master olmuş jediları eski üstadlarıyla maceralara girerken izliyoruz. Ama ayrıntıya girmiyorum artık tadı kaçmasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaA3qnGbDI/AAAAAAAAAZU/dbG8aHoG_S0/s1600-h/the+clone+wars+master+windu.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVaA3qnGbDI/AAAAAAAAAZU/dbG8aHoG_S0/s320/the+clone+wars+master+windu.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284552906585304114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki koskoca master Windu nerde dediğinizi duyar gibiyim! Aynı soruyu ben de soruyorum! Nerede ulan master Windu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Windu üstadımızı ya Jedi konseyinde bağdaç gurmuş otururken ya da telekomünikasyon aletlerinde mavi mavi hologramlarda dalgalanırken görüyoruz. Üç beş kelam ediyor sonra yok. Zannımca&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;ilerleyen bölümlerde çok pis kombatlarda çok pis hareketler sergilerken izleyeceğiz üstadı. Ona saklıyorlar gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Force&lt;/span&gt;un dibine vuran bir üstad için özel bir bölüm yapacaklardır mutlaka!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yine uzattım farkındayım! Ama inanın zor tutuyorum gendimi! Yoksa yazdıkça yazacam, analizin bokunu çıkaracam! Son olarak bir şey daha söylemek istiyorum!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ-Z0Z7mXI/AAAAAAAAAZM/m0tQUHO9K2s/s1600-h/the+clone+wars+2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZ-Z0Z7mXI/AAAAAAAAAZM/m0tQUHO9K2s/s320/the+clone+wars+2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284550194795092338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arkadaş bu denyo droidlerin yazılımlarını kim yapıyor ulan!&lt;/span&gt; Yahu ibişler 50 kişi yerde duran bi adamı vuramıyorlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lazeri bol bulup saçıyorlar!&lt;/span&gt; (CMYLMZ selam ederim!) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ciuv ciuv vicuv!  E tamam da kardeşim bir tanesi de hayırlı bir yere gitsin! Ya birbirlerini vuruyorlar, ya geminin küpeştesini deliyorlar, ya da havai fişek gösterisi sunuyorlar! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kont Dooku&lt;/span&gt; buna bir şey yapsın! Software şirketini değiştirsin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kont Dooku dedim de, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Sithler nerede birader?"&lt;/span&gt; dediğinizi duyar gibiyim. Demeseniz de ben yine anlatıcam, blog benim değil mi?&lt;br /&gt;Evet bir daha ki yazımızda Sithler ve Gizli Dünyaları adlı çalışmamızla (biz kim) karşınızda olacağım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;to be continuous...&lt;/span&gt; (olm Cihan baktım doğru la bunun yazılışı)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-3623633953411445638?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/3623633953411445638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=3623633953411445638' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3623633953411445638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/3623633953411445638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/clone-wars_27.html' title='Clone Wars'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SVZvcgC7ieI/AAAAAAAAAYk/Lfv5Bw2Ekxs/s72-c/the+clone+wars.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-92255003356783958</id><published>2008-12-24T21:07:00.003+02:00</published><updated>2008-12-24T21:24:00.248+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müziksever Gibiyim'/><title type='text'>Wilhelm Kempff - Moonlight Sonata</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wilhelm Kempff&lt;/span&gt;,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; zamanında Türkiye'ye gelmiş ve Atatürk ile görüşmüş büyük bir müzik üstadıydı.&lt;/span&gt; Tipik bir Alman'dı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beethoven&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Moonligh Sonata&lt;/span&gt;'sını gerçek tınısıyla kusursuz çalabilen tek insandı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Atatürk&lt;/span&gt; ile görüşmesi, Türkiye'de klasik müziğin temellerinin atılması ve geliştirilmesi üzerineydi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İsmail Yk&lt;/span&gt;'ların zebil gibi pirim yaptığı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Peteklerin Dinçözlerin&lt;/span&gt; assolist olduğu, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sedaların, Avşarların&lt;/span&gt; bilmemnelerin sanatçı deyü tanıtıldığı,bilindiği güzel ülkemizde, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fazıl Say&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"vallahi gidecem buralardan, dardım ulan"&lt;/span&gt; diyorsa (ki haklıdır da) bırakın klasiği adam gibi müziğin bile kıymeti bilinmiyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şunu bir dinleyin de kendinize gelin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;object width="480" height="381"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k1BVQ6SmmbOlZClenr&amp;amp;related=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k1BVQ6SmmbOlZClenr&amp;amp;related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="381" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x30gfx_wilhelm-kempff-plays-beethovens-moo_music"&gt;Wilhelm Kempff plays Beethoven's Moonlight Sonata mvt. 1-3&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/stealth50k"&gt;stealth50k&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-92255003356783958?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/92255003356783958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=92255003356783958' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/92255003356783958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/92255003356783958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/wilhelm-kempff-moonlight-sonata.html' title='Wilhelm Kempff - Moonlight Sonata'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-5034892050690457749</id><published>2008-12-21T21:25:00.009+02:00</published><updated>2011-05-26T11:30:24.887+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap okur gibiyim'/><title type='text'>BEYAZ KALE</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SU6cjP-XySI/AAAAAAAAAX4/mGDH1VxXmEI/s1600-h/beyaz+kale.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SU6cjP-XySI/AAAAAAAAAX4/mGDH1VxXmEI/s200/beyaz+kale.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282331542349662498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Amcamla, arasıra yaptığımız (benim para saçacak imkanım olduğunda) sahaf gezilerinden birinde; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Can Yayınları&lt;/span&gt;'ndan çıkan 1984 basımı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orhan Pamuk'un(OP) Beyaz Kale&lt;/span&gt;' sini buldum. O sıralar da Kara Kitap'ı okumaktaydım. Halen de okuyorum, ben bir kitabı ya bir iki günde bitiririm ya da elimde bir iki ay bile sürünebilir. Yani ortası yoktur. Beş gün, iki hafta gibi zaman dilimlerini tanımam!&lt;br /&gt;OP ile ilgili kişisel görüşlerim hayli olumsuz. Periyodik olarak birilerinin yönlendirmeleri ile yaptığı talihsiz açıklamalar ve ardından aldığı şaibeli nobel ödülünün arka planı apayrı bir mevzudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, OP ile ilgili görüş bildirdiğimde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"okudun mu da konuşuyorsun?"&lt;/span&gt; yanıtı ile karşılaşmaktan bıktım. OP ile ilgili olan eleştirimin hedefinin bambaşka yönlere doğru olduğunu anlatamadım. Siyasi açıklamalar ve bazı lobilerin oyuncağı olma durumu benim konum iken, edebi yönünü eleştiriyormuşum gibi algılandı. Peki dedim, ona da bakayım, eksik kalmasın. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Söylenen ve yazılanlar itibariyle Kara Kitap, OP'nin en yoğun, en zor okunan,en çok acayip romanıymış.&lt;/span&gt; Ben de bu kitaptan başladım. Başyapıt olmasa da güzel bir kitap ve her okuma zevkine hitap etmiyor. Kara Kitap ile ilgili görüşlerimi kitap bitinceye saklıyorum. Kim bilir ne zaman bitecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Kale'ye dönelim.  Önyargısız olarak başladığım ikinci OP kitabı birbuçuk günde bitti. Kitabın inceliği buna etki etmedi. Diğer tuğla OP yapıtları gibi olsa da en fazla iki günde biterdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öncelikle kitap Osmanlı'nın duraklama ve dağılma döneminin hemen öncesinde geçmesiyle zaten benden okunabilirlik üzerine geçer not aldı.&lt;/span&gt; Anlatım akıcı, tasvirler güzel ve karakterler ilgi çekici. Öyle böyle derken kitabın yarısına kadar tek okumada geldim. Sonrasında bir tıkanıklılık ve yoğunluk kaybı vardı sanki. Baş karakterin içsel eleştirileri, hem kendine hem de diğer baş karaktere dair psikolojik çözümlemeleri ile iyice rengini belli eden kitabın asıl derdi de anlaşılmaya başlandı tarafımdan. Ama ben ya yorulduğumdan ya da bunaldığımdan bıraktım kitabı. Ertesi gün devam ettim. Sakın yanlış anlamayın az biraz psikolojiden ve felsefeden anlarım. Felsefe bölümü mezunu olmam bunda etkili olabilir. Ama OP'nin derdi pek bir yüzeysel geldi bana. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben de başka dertler aradım kitaba dair.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tarih üstüne yorumlar aradım. &lt;/span&gt;Bulduğum şey şu oldu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tarihi her kim yazıyorsa herşey onun tekelinde aslında. Neyin ne olduğunu yine başka başka ademoğullarının kaleminden öğreniyoruz. Yazanların düşleri gerçek, gerçeklikleri de düş oluyor. Bize kalan ise; okuyup kendi düşlerimizi kurmak. &lt;/span&gt;Ben bunu buldum biraz kitapta.&lt;br /&gt;Birçok yerdeki yorumlara baktığımda, daha çok psikolojik yönlere doğru pay çıkarılmış ki doğrudur. Dediğim gibi ben bu yönleri yavan bulduğum için kendi kendime birşeyler çıkarmaya çalıştım.&lt;br /&gt;Benim okumadığım bir başka OP romanı olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sesszi Ev&lt;/span&gt;'deki Faruk Darvınoğlu adlı karakterin kurmaca önsözüyle başlayan kitap, bu tarihçilik oyunu hakkında zaten bir takım ipuçlarını başta veriyor. Ayrıca bazı tarihi olayların tarih bilimi içerisindeki gerçekliğinden farklı olarak anlatılması (tahminin bilerek ve kitabın vermek istediği mesaja bir gönderme olarak)  savıma artı destek veriyor. Örnek olarak; Takıyeddin Efendi'nin rasathanesinin verilen fetva sonucu topa tutulup yıkılmasını, rasathanenin bakımsızlıkla kendi kaderine terk edilmesi şeklinde değiştirerek anlatmasını verebilirim.&lt;br /&gt;Kitap, ortalama bir okuyucu için hem hacmiyle hem de yoğunluğuyla doyurucu bir yapıt. Ama Amerikalarda, Avrupalarda bazı akademi veya edebiyat dergilerinde söylendiği gibi öyle uçarı bir yanı yok.&lt;br /&gt;Birkaç yorum buldum nette ve gördüğüm kadarıyla onların kitapla ilgili herhangi bir sorunları yok ve çok da beğenmişler.  Misal &lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;a href="http://seraptan.blogspot.com/2008/11/beyaz-kale-orhan-pamuk.html"&gt;tıklayınız!&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;Ve tabi bir klasik olan ekşisözlük'ün yazarları da beğenmişler efendim!&lt;br /&gt;Bir de bilir kişi yorumu için &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://bozgunodasi.blogspot.com/2008/08/beyaz-kale-fethi-naci-eletirisi.html"&gt;tıklayınız! &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey iyi güzel fakat hayli eskilere dayanan bir idda var! Beyaz Kale'nin intihal olup olmadığı! İlk 60 sayfasının cümle cümle araklandığı ve gerisinin OP'ye ait olduğu söyleniyor.  Nihat Genç bu konu ile ilgili OP'nin üstüne hayli gitmişti.  Ben daha yetkin birinin yazısına sizi yönlendirmeyi düşünüyorum! Hayli eski bir yazı tabi ama kaçımız okumuştu acaba? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir bakalım Murat Bardakçı ne demiş! Hem Beyaz Kale hem Benim Adım Kırmız hem de başka başka mevzular hakkında!  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;&lt;a style="color: rgb(204, 102, 0);" href="http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/05/26/131125.asp"&gt;Tıklayınız!&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi artık bana düşen (niyeyse?) bu intihal iddiasının kaynağı olan&lt;span class="hurtext"&gt;&lt;b&gt;, Fuad Carım&lt;/b&gt; çevirisinin &lt;b&gt;Güncel Yayıncılık'&lt;/b&gt;tan &lt;b&gt;‘‘Pedro'nun Zorunlu İstanbul Seyahati’’&lt;/b&gt; adıyla çıkan kitabı bulup okumak! Karşılaştırmayı ilk elden yapmak! E tabi bu karşılaştırmayı yapabilecek ne tarihsel ne de edebi yeterliliğim var mıdır? E yoktur ama en azından kendi fikrime kendim kaynaklık yaparım aslanlar gibi değil mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="hurtext"&gt;Son olarak şunu demek istiyorum. Bu kitabı beğenenler, övgüleri bir yerlerinden fışkırtanlar, OP'nin tarih bilgisine üslubuna bilememnesine methiye düzenler! Sizlere şiddetle &lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası &lt;/span&gt;adlı güzide, mükemmel, frenk okullarında zorunlulukla okutulması gerektiğini düşündüğüm romanını okumayı tavsiye ediyorum. OP'nin Beyaz Kale ile yapmaya çalışıp kısmen ve vasati şekilde başarılı olduğu şeyi İhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası adlı romanıyla ders verircesine başarıyor. Sonraki kitapları ise birbirinden muhteşemdir. Çok pis heyecan yaptım. Bu kitapları tekrar okuyup, burada tanıtmayı da bir görev bir misyon şey ettim. Haydi Allah utandırmasın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;Not:&lt;/span&gt; Kara Kitap ile ilgili de bazı zehir zemberek yorumlar var. Ama sadece göz attım! Kitap bitsin hemen geliyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Uzun zaman sonra gelen edit&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Yok efendim Kara Kitap öylece kaldı. Tam da yarısında kaldı. ÇOOOK boş vaktim olduğu bir zaman okurum bitiririm belki! O zaman yine yazarım zaten!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-5034892050690457749?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/5034892050690457749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=5034892050690457749' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5034892050690457749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/5034892050690457749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/orhan-pamuk-ve-beyaz-kale.html' title='BEYAZ KALE'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SU6cjP-XySI/AAAAAAAAAX4/mGDH1VxXmEI/s72-c/beyaz+kale.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2919867187798625986</id><published>2008-12-19T12:20:00.009+02:00</published><updated>2008-12-19T14:11:25.723+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinemacı Gibiyim'/><title type='text'>X-Men Origins: Wolverine Trailer</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;X-Men külliyatı için yeni bir başlangıç! Wolverine, yol verin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Tüm fragmana baktığımızda, gözümüzü en çok alan karakter tartışmasız&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Gambit&lt;/span&gt;'tir. Sanırım ilk atışta 12 den vurdular ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gambit, namına yaraşır şekilde beyazperdedeki yerini aldı!&lt;/span&gt; Görüntü itibariyle öyle! 1 Mayıs'ta çok baba şeyler göreceğiz! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fragmandan kareler koydum ama izlemek isteyen &lt;/span&gt;&lt;a href="http://movies.ign.com/dor/objects/34461/x-men-origins-wolverine/videos/wolverine_trlr_121508.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:180%;" &gt;TIKLASIN!&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt4rp8fdwI/AAAAAAAAAXI/s5QJm6P5deo/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt4rp8fdwI/AAAAAAAAAXI/s5QJm6P5deo/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281447679411320578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt4yjMjLAI/AAAAAAAAAXQ/n1K7shCneFM/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins+2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 169px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt4yjMjLAI/AAAAAAAAAXQ/n1K7shCneFM/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins+2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281447797858708482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt44FcNjfI/AAAAAAAAAXY/WICVrzYGTWw/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins+3.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt44FcNjfI/AAAAAAAAAXY/WICVrzYGTWw/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins+3.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281447892950552050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5CfTUzzI/AAAAAAAAAXg/S3sa5ZVa_wg/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins+4.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5CfTUzzI/AAAAAAAAAXg/S3sa5ZVa_wg/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins+4.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281448071691292466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5N5Z2nSI/AAAAAAAAAXo/lCwIQaFi670/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins+5.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 171px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5N5Z2nSI/AAAAAAAAAXo/lCwIQaFi670/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins+5.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281448267676556578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5Sdy5M7I/AAAAAAAAAXw/GrAvOdFu0eU/s1600-h/Wolwerine_+X-Men+Origins+6.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 170px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt5Sdy5M7I/AAAAAAAAAXw/GrAvOdFu0eU/s400/Wolwerine_+X-Men+Origins+6.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281448346164736946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2919867187798625986?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2919867187798625986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2919867187798625986' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2919867187798625986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2919867187798625986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/wolverine-x-men-origins-trailer.html' title='X-Men Origins: Wolverine Trailer'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUt4rp8fdwI/AAAAAAAAAXI/s5QJm6P5deo/s72-c/Wolwerine_+X-Men+Origins.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2760217062149930030</id><published>2008-12-16T11:12:00.010+02:00</published><updated>2008-12-16T12:05:40.007+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>Clone Wars</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUdxGgKDOdI/AAAAAAAAAUA/zmr8kSm5v6Q/s1600-h/clone+wars.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 246px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUdxGgKDOdI/AAAAAAAAAUA/zmr8kSm5v6Q/s400/clone+wars.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280313444640438738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cartoon Network&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Star Wars&lt;/span&gt; evrenine katkıda bulunmaya devam ediyor. Bundan birkaç sene önce Catoon Network, çizgi dizi halinde ,Clone Wars serisini yayınlamıştı. Modellemeleri, aksiyonu ve hikaye anlatımıyla; her ne kadar özüne sadık kalsa da Star Wars evreni, Cartoon Network yapısına uygun hale getirilmişti. Pek de yakışmıştı bence. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jedilar, &lt;/span&gt;olmaları gerektiği gibi aktif ve güçlüydüler, clone askerler karizma saçıyorlardı ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;General Grevious&lt;/span&gt;, filmdekine nazaran çok daha korkutucu ve öldürücüydü. Beğeni toplayan yapım, aynı mantıkla bu yıl üç boyutlu bir animasyon filme dönüşerek sinemalarımıza konuk oldu. Tabi öykü aynısı değildi. Ama aralarda bir yerlerde geçen zamanı anlatıyordu. Şimdi ben, kim kimdir, ne nedir diye anlatmaya başlarsam eğer; tüm siteyi bu işe adamam gerekecek. Ama kısa kısa değineceğim söz. Animasyon film, filmden ziyade daha çok uzun bir dizi bölümü gibiydi. Lakin fan olan herkes gibi benim de hoşuma gitmişti. Ardından Cartoon Network beklenen bombayı patlattı ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Star Wars: The Clone Wars &lt;/span&gt;adlı üç boyutlu animasyon serisini yayınlamaya başladı. Elin frenkleri HD yayınla geniş ekranlarında izlerken, bizim düştüğümüz haller içler acısı. Devlet buna birşey yapsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;George Lucas &lt;/span&gt;'ın altılama serisinden farklılıklar gösteren üç boyutlu seri, izlenebilirlik ve heyecan açısından çok daha tatmin etti beni. Neden derseniz kısaca özet geçeyim. Hem kısa hem özet nasıl oluyor? Onu da bilen varsa bana mail atsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd1YneVbFI/AAAAAAAAAUQ/tyrHyK1B_SA/s1600-h/clone+wars+3.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 232px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd1YneVbFI/AAAAAAAAAUQ/tyrHyK1B_SA/s400/clone+wars+3.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280318153888722002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Resimde gördüğünüz üzere, canımız cananımız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yoda&lt;/span&gt; abimizin modellemesinde bazı arızalar var. Ama yine sözleriyle, cool sakinliğiyle, lafı koymasıyla ve bilimum aksiyonuyla gönüllerimizi fethederken modellemesini falan gözümüz görmüyor. Yoda ne zaman sahneye çıksa "ahanda" diyip kuruluyoruz yerimize!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUdz_yGWn7I/AAAAAAAAAUI/usIrV51fPoI/s1600-h/clone+wars+2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 227px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUdz_yGWn7I/AAAAAAAAAUI/usIrV51fPoI/s400/clone+wars+2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280316627732570034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Clone askerler ise mükemmel! Askerler, filmdekinin aksine çok daha karakteristik. Herbiri davranışı, saçı başı, kullandığı silahlar ve rütbeleri ile farklılıklar gösteriyor. Onlarla empati kurmak çok daha kolay artık. Ayrıca aksiyon anındaki operasyonik (ilginç bir tabir oldu) hareketleri ve neredeyse "Allah Allah" nidalarıyla droidlere saldırmaları çok gaz verici. Hatırlarsanız filmlerde, birbirinin aynı, emir kulu, silik ve mal adamlar olarak droidlerden farkları yoktu. Lakin seride isyankar ruhlu askerlere de rastlıyoruz. Ayrıca Jedilar ile olan muhabbetlerini de Allah arttırsın diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd40L-6cQI/AAAAAAAAAUo/enO9BZTj6a8/s1600-h/clone+wars+6.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 224px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd40L-6cQI/AAAAAAAAAUo/enO9BZTj6a8/s400/clone+wars+6.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280321926080393474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Droidler fulltime denyolar.  Karede de gördüğünüz gibi suratlarından denyoluk akıyor. Farklı farklı işlevleri olan farklı farklı droid modellemeleri görüyoruz. Ama hepsinin ortak yönü denyo olmaları. Clone askerler, sayıca az oldukları yerlerde dahi bunları harcıyorlar. Evet droidlere gıcığım. Ama aynı zamanda da inanılmaz komik bunlar. Tabi komiklikleri de yine denyoluklarından geliyor. Ya çok denyo dedim farkındayım ama bu tenekelere daha başka bir sıfat yakıştıramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd1sMSk87I/AAAAAAAAAUY/axEH1JML0KI/s1600-h/clone+wars+4.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 229px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd1sMSk87I/AAAAAAAAAUY/axEH1JML0KI/s400/clone+wars+4.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280318490189034418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi fantazi yapılıyor ve asker abimiz  denyo droidi çıplak elleriyle harcıyor. (Ya bundan sonra droid yerine denyo desem sadece daha güzel olabilir. Denyo ordusu!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd6EdS9eHI/AAAAAAAAAUw/HK-ZWRQu2hQ/s1600-h/clone+wars+7.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 226px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd6EdS9eHI/AAAAAAAAAUw/HK-ZWRQu2hQ/s400/clone+wars+7.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280323305117415538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yüzbaşı Rex&lt;/span&gt;, clone askerler arasında en çok gördüğümüz ve jedilarla (özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kenobi Usta&lt;/span&gt; ile) en çok muhabbeti olan baba bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Sıfır numero traşlı kafası, iş bitirici özellikleri, tecrübesi ve ciddi tavırları ile askerler arasında büyük hürmet görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd3mXI-fRI/AAAAAAAAAUg/2YqSWzrtPec/s1600-h/clone+wars+5.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 224px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUd3mXI-fRI/AAAAAAAAAUg/2YqSWzrtPec/s400/clone+wars+5.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280320589045595410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gayet eğlenceli ve göz doldurucu uzay savaşları var. Taktik, cesaret ve duyarlılık gibi etkenlerin büyük rol oynadığı bu savaşlar, yalnıza "gel uçalım, ahanda furdum ipneyi, çok hızlı gidiyosun olm" dan çok daha öteye geçiyor. Hikaye akışında da büyük yeri oluyor bu savaşların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzleyin izlettirin bu seriyi. Çok heyecanlı ve eğlenceli.&lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"E hani Jedilar hani Sithler? Bi Yoda koklattın devamı gelmedi! "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de diyorum ki;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; to be continuous&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Serhat, bu yazıyı sana adıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nota not:&lt;/span&gt; Bundan sonra dizlerle ve filmlerle ilgili yazılarımın başka bir yerde olacağını &lt;a href="http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/dizilerle-ilgili-eletirilerim-nerde.html"&gt;söylemiştim&lt;/a&gt;. Fakat Star Wars hadisesi (tıpkı Hadise'nin kendisi gibi) göynümde ayrı bir yer tutar. Rahat rahat ifade edip yazabilmem bu site haricinde başka bir yerde mümkün olmuyor.  O yüzden bu yazıyı burada yayınlıyorum. Daha içten daha rahat paylaşım için.&lt;br /&gt;Kendinize iyi davranın olm!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2760217062149930030?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2760217062149930030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2760217062149930030' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2760217062149930030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2760217062149930030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/12/clone-wars.html' title='Clone Wars'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SUdxGgKDOdI/AAAAAAAAAUA/zmr8kSm5v6Q/s72-c/clone+wars.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-4432272430748733371</id><published>2008-11-22T15:54:00.004+02:00</published><updated>2008-11-22T15:57:26.159+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>HEROES</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SSgPXFAAmoI/AAAAAAAAAS0/VugTT9zlVQw/s1600-h/HEROES.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SSgPXFAAmoI/AAAAAAAAAS0/VugTT9zlVQw/s400/HEROES.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5271480252990790274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Peter Petrelli ve Sylar üzerine bir iki çift kelam ettim.&lt;br /&gt;Yazıya &lt;a href="http://www.22dakika.org/yazi/peter-in-guclerine-ne-oldu"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BURADAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-4432272430748733371?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/4432272430748733371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=4432272430748733371' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4432272430748733371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/4432272430748733371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/heroes_22.html' title='HEROES'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SSgPXFAAmoI/AAAAAAAAAS0/VugTT9zlVQw/s72-c/HEROES.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8938399524637630992</id><published>2008-11-21T14:26:00.003+02:00</published><updated>2008-11-21T14:31:06.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oyuncu Gibiyim'/><title type='text'>FLASH OYUN TAVSİYESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Araba Hırsızı Olmak İçin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carbon Theif Auto isimli güzel oyun sayesinde araba çalmanın keyfine varıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.onemorelevel.com/game/carbon_theft_auto"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;BURAYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; tıklayarak oyuna ulaşabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi eğlenceler dostuuuuuum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8938399524637630992?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8938399524637630992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8938399524637630992' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8938399524637630992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8938399524637630992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/flash-oyun-tavsiyesi.html' title='FLASH OYUN TAVSİYESİ'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2026436898511650191</id><published>2008-11-12T10:36:00.005+02:00</published><updated>2008-11-12T23:05:22.591+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Adapazarı - Geyve Bölüm 2</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Gezelim görelim köşesi gibi değil gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geyve, yeşilliği, çevresindeki tüm sanayiye rağmen temiz havası,zeytin ve ayva ağaçları ile gizli kalmış bir güzellik.&lt;/span&gt; Bu ufak yerin nüfusu az ve giderek de azalıyor. Serhat'ın dediğine göre; burada yaşayan yerli halk, bağını bahçesini bırakıp İstanbul'a yerleşiyormuş. Orada da sürünüyormuş. Tabi biz bu olayın sosyolojik nedenleri üzerine başladık konuşmaya, sonra sıkıldık, konuşmadık. Ben de dedim ki "İyi oh, millet gitsin bok çukurunda kalsın, buralar da bize..." Sehat da aynı temenniyi paylaşıyormuş.&lt;br /&gt;İşte ceptel kamerasından Geyve manzarası.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRqaW3wtAEI/AAAAAAAAARU/Kn35WzqQq-s/s1600-h/07112008%28004%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRqaW3wtAEI/AAAAAAAAARU/Kn35WzqQq-s/s400/07112008%28004%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267692431879241794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bütün evlerin etrafı solmayan yeşilliklerle çevrili.&lt;/span&gt; Tabi yerleşimin merkezine gittikçe durum değişiyor. Yüksek binaların olmadığı, içine kapanık fakat sıcak insanların yaşadığı bu yer gidilesi görülesi. Etrafını çeviren dağlar da çok yüksek olmadığı için, içiniz daima ferah oluyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRqbFGWexEI/AAAAAAAAARc/j31UMG3SVTg/s1600-h/08112008%28002%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRqbFGWexEI/AAAAAAAAARc/j31UMG3SVTg/s400/08112008%28002%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267693226069771330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vardığım günün gecesi rakı soframızı kurduk ve içmeye başladık. O anın fotoları mahremdir. Koymuyorum. Fakat inanın nasıl bir geyik döndü anlatamam. Rakılar içildi, mezeler yendi ve salya saça saça gülündü. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise efkar bastı. Kederlenildi. Olmayacak yerlere telefonlar açıldı. Sarhoş sarhoş saçmalanıldı vs. lakin hepsi güzel anılar olarak yer etti belleklere.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ertesi sabah tertemiz bir güne uyandım. &lt;/span&gt;Alkol halen etki ediyordu. Ama çok da mühim değildi hani. Sehat'ın yaptığı ekmek pizzası ile bir güzel doyduk. Gezi işini ertesi güne bırakıp, evin bahçesinde ve Serhat'ın şirin iki köpeğiyle vakit geçirdik. Karamel ve Zeytin, yirim ulan sizi. Köpek demişken, evlerin bulunduğu alanda sahipsiz kalmış olan ve gelen her yabancıyı yeme girişiminde bulunan köpek Şeker... Sana da aşkolsun. Eve giriş çıkışlarda azap yaşattın lan bana.&lt;br /&gt;Neyse efendim. Böyle böyle takıldık, biraz da film ve dizi ile kafa dinledik. Ardından Serhat'ın Geyve'nin merkezinde oturan akrabaları bizi akşam yemeğine davet etti. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sıcak bir aile ortamında, güzel bir muhabbetle karnımızı doyurduk.&lt;/span&gt; Özellikle irmik helvası süperdi. Yapanların ellerine sağlık tekrar. Bir baktık ki zaman akmış gitmiş. Akşam karanlığında eve döndük. Şeker yine beni karşılamıştı. Gece varışın ardından atılan iki tek, tv ve muhabbet ertesi yine rahat ve huzurlu uykulara daldık. Ertesi gün Sapanca'daydık.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devamı gelecek...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2026436898511650191?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2026436898511650191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2026436898511650191' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2026436898511650191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2026436898511650191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/adapazar-geyve-blm-2.html' title='Adapazarı - Geyve Bölüm 2'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRqaW3wtAEI/AAAAAAAAARU/Kn35WzqQq-s/s72-c/07112008%28004%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-8666650680747155243</id><published>2008-11-10T23:44:00.003+02:00</published><updated>2008-11-11T00:44:06.229+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Adapazarı - Geyve</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Gezelim görelim köşesi gibi değil gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Kasım günü &lt;a href="http://serhatozturk.blogspot.com/"&gt;Felsefe Çukuru&lt;/a&gt;'nun yegane yazarı, arkadaşım Serhat'ın daveti üzerine; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Adapazarı-Geyve&lt;/span&gt;'ye gitmek üzere yola koyuldum.  Beni sonsuz geyiğin ve rakının beklediğini biliyordum - ki bunlar bana yetecekti- fakat daha fazlası ile karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufak bir valiz hazırladım. Yanıma da yol için bir kitap aldım.  Fakat bu kitabın sayfasını çeviremedim. Çünkü,  terminalden aldığım gazeteler beni yol boyu hayli idare etti. Büfe'ye yanaştım. Baktım herkes Güneş istiyor. Nedir bunun kerameti derken; olayın bulmaca olduğunu anladım. Fakat ben bulmacadan hazetmem. Yanaştım büfeye; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Bir Cumhuriyet bir Vakit"&lt;/span&gt; dedim.Herkes dönüp bana baktı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'lan bu ne ayak'&lt;/span&gt; diye. İçimden gülümsedim.  Dışa vurmadım. Duygularımı içimde yaşamayı severim. Gazetelerimle otobüsüme yöneldim ve yerimi bulup oturdum. Yanıma da benim yaşlarımda esmer bir arkadaş oturdu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yolculuk sırasında yeni insanlarla tanışmayı, onlarla muhabbet etmeyi sevmem.&lt;/span&gt; Ne gerek var? Bana ne senin dayının oğlunun sünnetinden. Bana ne kayınbiraderinin borcundan. Bana ne memleketinden, takımından, tahsilinden. Başımı ağrıtma arkadaş. Gazeteden ikram ettim. Tenezzül etmedi. Kulaklığımı taktım ve gazetelere gömüldüm. Borsa kutucuğuna kadar didik didik okudum. Arada da Lombak takıldım. Kafayı kaldırdım, lan bi baktım Adapazarı. Of dedim, böyle yolculuğa can kurban. Otobüsten indim. Serhat beni karşıladı. Sonra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Adapazarı'nın meşhur ıslak köftesinden yedik.&lt;/span&gt; Islaklık aslında köfteden değil, yanında gelen sıcacık dilimlenmiş, soslu bir ekmekten geliyor. Yoğurtla beraber ben birbuçuk porsiyonu götürdüm. Sabah 8'den beri birşey yememiştim çünkü. Vallahi tabağın fotosonun çekip koysam güzel olurdu ama, açlıktan gözüm dönmüş. Tabak bittiğinde aklıma geldi foto olayı. Milletin tabağını çekmek gibi bir atraksiyona da girmedim. Karnımızı doyurduktan sonra Geyve'ye doğru yol aldık.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zihin özürlü bir takım yöneticilerin Sakarya Nehri'ni doldurarak yaptıkları yoldan, herşeye rağmen yok edilememiş yeşilliklerin arasında gidiyorduk.&lt;/span&gt; Hemen memleket geldi aklıma. Trabzona hayli benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRi21jDTcAI/AAAAAAAAARE/NKsCIOld1fE/s1600-h/09112008%28026%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRi21jDTcAI/AAAAAAAAARE/NKsCIOld1fE/s400/09112008%28026%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267160795268214786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İstanbul'a giden kardeşimin fotoğraf makinasını alması üzerine, cep telefonunun imkanlarına kalmıştım. &lt;br /&gt;Bir iki pozdan sonra, inanın foto çekmek zevkten öte eziyete döndüğü için envanterim az. Ama bir daha ki gidişimde Şahane fotolar çekeceğim makinamla. Söz!&lt;br /&gt;Neyse efendim, biz bu yeşilliğin içinden, Sakarya'nın yanından gide gide Geyve've vardık. Sonrasındaysa gizemli olayların, tahlike dozu yüksek atraksiyonların, martinilerin ve kızların bizi beklediği inanılmaz bir maceranın içinde bulduk kendimizi. İnanmayın siz de!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devamı gelecek...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-8666650680747155243?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/8666650680747155243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=8666650680747155243' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8666650680747155243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/8666650680747155243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/adapazar-geyve.html' title='Adapazarı - Geyve'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRi21jDTcAI/AAAAAAAAARE/NKsCIOld1fE/s72-c/09112008%28026%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-2312989584092075083</id><published>2008-11-04T19:14:00.006+02:00</published><updated>2008-11-04T20:02:01.212+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dizici Gibiyim'/><title type='text'>COUPLING</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRCMQmlB9FI/AAAAAAAAAQY/vnRAvpgZezo/s1600-h/coupling+1.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 373px; height: 284px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRCMQmlB9FI/AAAAAAAAAQY/vnRAvpgZezo/s400/coupling+1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264862181257770066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında bir dizi çıkmıştı karşıma. Cinsel düşlerin henüz yeni yeni tatbikine başlamaya çalıştığım ve yer yer de başarısız olduğum zamanlardı. Hal böyle olunca yaşadıklarımın ve yaşamak istediklerimin yansımalarını bir yerlerde görmek istedim. Lakin en büyük hatam ise, yaşadığım ülkenin medeniyetine tamamen zıt bir medeniyete sahip, ada ülkesi İngiltere'nin hiper süper dizisinde bunu aramış olmak.&lt;br /&gt;Nereden baksan herşey ters. Trafik dahil!&lt;br /&gt;Pub kültürünün çok önemli yer tuttuğu İngiltere'de geçen dizide de, haliyle en çok kullanılan mekan bir pub. Bar değil, cafe de değil! Ortalarda biryer. Türkçe'de bir argo karşılığını görmek, bulmak istersek "mekan" bizim işimizi görecektir.&lt;br /&gt;Efenim bahsi geçen dizinin adı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Coupling.&lt;/span&gt; Bunun çevirisini yapmaya kalktığımızda komik durumlara düşüyoruz. Ama dizi hakkında fikir vermek için "çift olmak" , "sevgili olmak" gibin birşeyler gelebilir aklımıza. Dizinin coğrafi ve kelime kökensel bazı hassas noktalarına saçma sapan değindikten sonra geleyim derdime.&lt;br /&gt;Bu şahane dizi, - yazının başında da belirttiğim gibi- ergenlik dönemimin sonunda karşıma çıktı. Ciddi manada sevgili olma (ortaokul ve lise triplerinden hayli farklı olan) , çift olma, ilişki sorumluluğu, cinsellik (bahsi geçen cinsellik, tam manasıyla iki tarafın tatmini ve ilişkinin selametini belirleyen unsur olan "cinsellik"tir) gibi kavramların artık hayatımda yeri olacağını bildiğimden kendimi buna hazırlamak amacıyla istemli istemsiz heryerden birşeyler kapmaya çalıştığım zamanlardı. Bu kavramlar yaşamımda aktif bir rol oynayacak ve hayatımı değiştirecekti. (Öyle de oldu! Bu da asla yazıya geçirilmeyecek başka maceraların konusudur.)&lt;br /&gt;Henüz lise bitmiş, üniversiteye yeni hazırlanan akneli bir Türk Genci olarak; kendimi Atatürk'ün hitabettiği kesimden sayamadığım zamanlardı. Çünkü, doğal olarak aklım çok başka yerlerden ekmek yeme niyetine yönelik çalışıyordu. Gerçi bu imkan elime geçtiğinde ise ne yapacağımı,  olayı nasıl kotaracağımı kesinlikle bilmez haldeydim. Ne yapacağudum? Bir mentor,bir Yoda bir ne bileyim akıl hocam da yoğudu. Muhtaç olduğum kudret damarlarımdaki asil kanda mevcuttu. Ama tekrarlıyorum; ne yapacağudum?&lt;br /&gt;Bütün kızlar sanki sayısız ilişki yaşamış ve çok şey görmüş geçirmiş gibi davranıyorlardı. Sanki bizim (yani enerjisini nereye kanalize edeceğini bilemeyen ergen erkeklerin) içimizi okuyorlardı. Sanki onlar bulunmaz hint kumaşıydı ve bizim kesemizde bakır liralar vardı. Tabi yine sonra sonra öğrenmiştim herkes gibi bu hal ve tavırların, kızların yalnızca maskesi olduğunu. Onların da hiçbir halttan haberleri olmadıklarını fakat öyle değilmiş gibi davrandıklarını. Kendilerine ablalarının da tavsiyesi olarak bu koruma mekanizmasını geliştirdiklerini. Tüm bu savunmanın rahatlıkla çatlatılıp, içeri usulca süzülünebildiğini, o güçlü yelkenlerin rahatlıkla suya indirtilebileceğini bilmiyordum. Bunu o zaman birileri deseydi bana, sanırım işler çok daha farklı olabilirdi. Görevim yeni nesillere yol göstermek! Bunu kendime bir misyon bir görev bir şey yaptım. Ya da yapmadım. Hadi yapmıyorum tamam!&lt;br /&gt;Efenim tüm bu ilişki keşmekeşinin, ne yapacağını bilememenin içindeyken çıktı Coupling karşıma! Ve ben gerçek hayatta kadın - erkek ilişkilerinin, bir dizinin ekrana yansıttıklarından çok daha farklı olduğunu acı bir şekilde öğrenecektim! &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devamı gelecek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Farkındayım dizinin kendisinden çok az bahsettim. Fakat yazı kendi kendine yol aldı. Bunda sonra Hem Coupling, hem ergen kafam, hem de&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Jeff Murdock &lt;/span&gt;bu yazı serisinin içinde hayli yer alacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlişkilerle Kalın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-2312989584092075083?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/2312989584092075083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=2312989584092075083' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2312989584092075083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/2312989584092075083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/coupling.html' title='COUPLING'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SRCMQmlB9FI/AAAAAAAAAQY/vnRAvpgZezo/s72-c/coupling+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-1750662847549935628</id><published>2008-11-03T21:52:00.006+02:00</published><updated>2008-11-03T22:08:15.717+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Watchmen</title><content type='html'>Nette dolanırkene şöyle bir çalışma buldum. Çok hoşuma gitti. Karakterler arası daha iyi bir eşleştirme yapılamazdı herhalde! 10 numero olmuş!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ9XlPfndiI/AAAAAAAAAP4/JkLQENZe0po/s1600-h/watchmen-alternate-ending-news.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 366px; height: 457px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ9XlPfndiI/AAAAAAAAAP4/JkLQENZe0po/s400/watchmen-alternate-ending-news.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264522786745316898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu arada az kaldı Watchmen'in filmi de geliyor! Her ne kadar Hz. Allan Moore bu projeye (daha önceki sinema uyarlamalarında olduğu gibi) kin kussa da ben şahsen birçok fan gibi koşarak&lt;br /&gt;gideceğim sinemaya! Kusura bakma Moore abi bu görsel şöleni kaçıramam!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ9ZDZ2v13I/AAAAAAAAAQI/ibD0kEs7src/s1600-h/alanmoore.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 164px; height: 119px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ9ZDZ2v13I/AAAAAAAAAQI/ibD0kEs7src/s400/alanmoore.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264524404434392946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Elinden her işin geldiğini ve yapamayacağı haltın olmadığını söyleyen ve nedense beni buna inandıran adam Allen Moore ahan da bu!&lt;br /&gt;Belki hakkında kısa bir tanıtım yazarım, bilmeyenler için güzel olur! Ya da olmaz şu an tam olarak bilemiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birşeyleri bilerek kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3352500617522640673-1750662847549935628?l=yazmakbiroyun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/feeds/1750662847549935628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3352500617522640673&amp;postID=1750662847549935628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1750662847549935628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3352500617522640673/posts/default/1750662847549935628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazmakbiroyun.blogspot.com/2008/11/watchmen.html' title='Watchmen'/><author><name>OZAN</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-n0g2vr0KUZk/TuSWwg8QCbI/AAAAAAAABFI/QodhThrNAcY/s220/yazar%2B%25C5%259Firin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ9XlPfndiI/AAAAAAAAAP4/JkLQENZe0po/s72-c/watchmen-alternate-ending-news.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3352500617522640673.post-7035812513297239694</id><published>2008-11-02T13:46:00.008+02:00</published><updated>2011-05-24T20:47:42.596+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samimi Gibiyim'/><title type='text'>Özlemediğim Fakat Hafızama Yer Etmiş Ayrıntılar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ2XMyFqe2I/AAAAAAAAAPg/Z6HGIyyeDAg/s1600-h/%C3%B6fhyea+k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 163px; height: 215px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2ltKCuNHHns/SQ2XMyFqe2I/AAAAAAAAAPg/Z6HGIyyeDAg/s400/%C3%B6fhyea+k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264029785325730658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bayramlarda daha önce gidilmemiş bir eve ilk kez gidildiğinde; orada yenen şeker, çikolata vs nin çok farklı ve daha önce görülmemiş birşey olması. Çok hoşa gitmesi ve akabinde bir daha asla ama asla bulunamaması.&lt;br /&gt;*Ramazanda, sahura kalktıktan sonra gözün ışığa alışırkenki yenen yemeğin ardından, gözlerin ışığa tamamen alışması ve tamamen uyanmak. Sonrasında doymuş bir şekilde tekrar yorganı çekip derin bir uykuya dalmanın rahatlığı ve verdiği huzur. Bazen sırf o uykuya dalış anındaki his için tekrar oruç tutmaya başlayasım geliy
